Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün
Sevdi göñlüm yine bir ḫûb-liḳâyı yeñile
Çâre mi var ki benim gözüm ü göñlüm yañıla
Aldadı ḫâli göñül murġını bir dâne ile
Dâm-ı zülfine göñül düşdi mi kendü dek ile
Aġlaram yaş yerine ḳan dökilür çeşmümden
Yâr raḥm eyleyüben silmedi bir gün yeñile
Düşeli ‘aşḳı hevâsına anuñ leyl ü nehâr
Geçdi kûyında günüm derd ile âh itmegile
Ney gibi tîġı cefâsıyla delindi cigerüm
İmdi dil sen de fiġân eyle derûndan iñile
Bulmaduḳ yâr-ı vefâ-dâr behey yâr dirîġ
Cânumuz çıḳdı vefâsız güzeli sevmegile
Bir nefes Mihrî vücûduñdan ıraġ olmadı ġam
Ḫûblaruñ cevri meger kim bile yoġruldı gile
Günümüz Türkçesiyle
1. Gönlüm yine yeniden güzel yüzlü birini sevdi. Gözümün ve gönlümün yanılmasının önüne geçmenin bir çaresi var mı? (Hûb-likâ, yüzü güzel olan demektir. Âşık, gözünün ve gönlünün kendisini her seferinde yeni bir güzele kaptırmasından yakınır.)
2. Sevgilinin beni gönül kuşunu bir taneyle kandırdı; gönül, saçının tuzağına kendi oyunu yüzünden mi düştü? (Ben, kuşu tuzağa çeken yem tanesine, saç ise kuşun üzerine örtülen ağa benzetilir. "Dek" hile, oyun demektir; "kendü dek ile" ifadesi "kendi kendine, kendiliğinden" diye de anlaşılabilir.)
3. Ağlıyorum; gözümden yaş yerine kan dökülüyor. Sevgili acıyıp bir gün olsun bu kanlı yaşları yeniyle silmedi. (Yeñ, elbisenin kolu, yen demektir. Birinci beyitteki "yeñile" yeniden anlamına gelirken burada "yen ile" demektir.)
4. Onun aşkının sevdasına düştüğümden beri gece gündüz günüm onun mahallesinde dert çekip ah etmekle geçti. (Kûy, sevgilinin oturduğu mahalle, sokaktır; âşığın durmadan dolaştığı yerdir.)
5. Ciğerim, onun kılıcının verdiği eziyetle ney gibi delik deşik oldu. Ey gönül, şimdi sen de içinden feryat et, inle. (Ney, delikli olduğu ve yanık sesle inlediği için yaralı ve inleyen âşığa benzetilir.)
6. Vefalı bir sevgili bulamadık; hey sevgili, yazık. Vefasız bir güzeli sevmekle canımız çıktı.
7. Ey Mihrî, gam bir an bile senin varlığından uzak kalmadı. Meğer güzellerin zulmü, senin yaratılış çamurunla birlikte yoğrulmuş. (Gil, balçık, çamur demektir. İnsanın topraktan yaratıldığı inancına dayanarak âşık, cefa görmenin kendi mayasında bulunduğunu söyler.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın yüz elli yedinci gazeli yedi beyittir ve aruzun remel bahrinden "Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Gazelin ayrı bir redifi yoktur. Mısra sonları "yeñile, yañıla, dek ile, yeñile, itmegile, iñile, sevmegile, gile" sözlerinde görüldüğü gibi "-ile" sesinde buluşur. Bu sesin bir kısmı "ile" edatının kelimeye kaynaşmış biçiminden (dek ile, itmegile, sevmegile, gile), bir kısmı da kelimenin kendisinden (yañıla, iñile) gelir. Yazmada mısralar he harfiyle bittiği için gazel divanda "Ḥarfü'l-Hâ" bölümünde yer alır. Şiir yalnız İstanbul Üniversitesi (Ü) nüshasında bulunur. Mahlas son beyittedir. Kime ve hangi vesileyle yazıldığına dair bir kayıt yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel, gönlünü tekrar tekrar yeni bir güzele kaptıran âşığın yakınmasıyla açılır. İlk beyitteki "yine" ve "yeñile" sözleri bu tutkunun ilk olmadığını gösterir; âşık bu hâli göz ile gönlün "yanılması" olarak görür ve buna bir çare bulunup bulunmadığını sorar. Böylece şiirin başında bir itiraf, sonunda ise bu yazgının âşığın mayasında bulunduğu kabulü yer alır.
İkinci beyit, divan şiirinin bilinen av mazmunlarından kurulmuştur. Gülşen Kaya, Mihrî divanında âşığın gönlünün avlanan kuş, sevgilinin saçının tuzak, beninin ise kuşu kandıran tane olarak işlendiğini anlatırken bu beyti örnek gösterir. Kuş, dâne, dâm (tuzak) ve aldatmak sözleri arasındaki ilgi bir tenasüp oluşturur. Mısra sonundaki soru, gönlün bu tuzağa sevgilinin hilesiyle mi yoksa kendi isteğiyle mi düştüğünü açık bırakır ve birinci beyitteki "yanılma" fikrine bağlanır.
Şiirin en dikkat çekici söz oyunu birinci ve üçüncü beyitlerdeki "yeñile" kelimesidir. Birincisinde "yeniden", üçüncüsünde "yen ile, elbise koluyla" anlamına gelir. Aynı yazılışla iki ayrı anlam taşıyan bu kullanım bir cinas örneğidir. Üçüncü beyitte gözden yaş yerine kan akması, âşığın acısının büyüklüğünü anlatan yaygın bir mübalağadır; sevgilinin bu kanlı yaşları yeniyle silmemesi ise onun merhametsizliğini somut bir hareketle gösterir.
Beşinci beyitte âşığın ciğeri ney gibi delinmiştir. Kaya, Mihrî'nin neyi bu beyitte tasavvufi bir anlam yüklemeden, oyulmuş ve dağlanmış gövdesi ile yanık sesi yönünden âşık için kullandığını belirtir. Mısranın sonundaki "iñile" emri, neyin sesiyle gönlün feryadını birleştirir. Altıncı beyit, vefasız güzel ile vefa arayan âşık arasındaki karşıtlığı "vefâ-dâr" ve "vefâsız" sözleriyle kurar.
Son beyitte gam, Mihrî'nin varlığından bir nefes bile ayrılmaz. Kaya bu beyti, sevgilinin cevri ile gamın âşıktan hiç eksik olmadığını, âdeta âşığın vücudunun hamurunun cevirle yoğrulduğunu anlatan örnekler arasında sayar. "Gil" sözü, insanın balçıktan yaratıldığı inancını hatırlatır; âşık böylece çektiği eziyeti yaratılışından beri payına düşmüş bir şey olarak sunar.
Kaynakça
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 133, Gazel 157. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/58679,mihri-hatun-divanipdf.pdf
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 94 ve 170 (av, tuzak ve ben), s. 203 (ney), s. 233 (cevirle yoğrulmuş vücut). https://openaccess.firat.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11508/16520/253984.pdf?sequence=1
Çevrimiçi kaynaklar






