Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Ḳıl naṣîḥat dostum çeşmüñe Allâh ‘aşḳına
Bî-güneh ḳan itmesün hey hey di billâh ‘aşḳına
Ol cefâ-ḫû yârüme yâ Rabb sen inṣâf vir
‘Āşıḳ u ṣâdıḳ-ḳademler itdügi âh ‘aşḳına
Mıṣr-ı ḥüsnüñ Yûsufı dil-teşnedür bir cur‘a ṣun
La‘lüñ âbından zenaḫdânuñdaki çâh ‘aşḳına
Ḳalmışam hecrüñ muġaylânında yol vir ‘âşıḳa
Ka‘be-i vaṣluña varan dostum râh ‘aşḳına
Dilberâ çün her gedâya âsitânuñdur sened
Sürme ḳapuñdan beni bu ‘âlî dergâh ‘aşḳına
Mihrî'yi cevrüñle cânâ âḫir öldürseñ gerek
Bâri tîz öldür cefâdan ḳurtar Allâh ‘aşḳına
Günümüz Türkçesiyle
1. Dostum, Allah aşkına gözüne öğüt ver; günahsız kimselerin kanını dökmesin. Allah için, ona "hey hey" de, onu durdur. (Sevgilinin gözü, bakışıyla âşıkları öldüren bir kan dökücüye benzetilir. F nüshası "çeşmüñe" yerine "çeşmine" okur.)
2. Ya Rabbi, âşıkların ve sadık bağlıların çektiği ahlar aşkına, o cefa huylu sevgilime insaf ver. (Ṣâdıḳ-ḳadem, bağlılığında sebat eden, sözünden dönmeyen kimsedir.)
3. Ey güzellik Mısır'ının Yusuf'u, gönül susuz kaldı; çenendeki kuyu aşkına dudağının suyundan bir yudum sun. (Yusuf Peygamber güzelliğiyle anılır, kardeşleri tarafından kuyuya atılmış ve sonra Mısır'a hükmetmiştir. Çene çukuru kuyuya, dudak hayat veren suya benzetilir.)
4. Ayrılığının dikenleri arasında kaldım; vuslat Kâbe'ne varan yol aşkına, dostum, âşığa yol ver. (Muġaylân, çöldeki dikenli ağaç ve çalılardır; hac yolcusunun yolunu zorlaştıran engel olarak bilinir. Sevgiliye kavuşmak Kâbe'ye varmaya benzetilir.)
5. Ey dilber, mademki eşiğin her dilencinin senedidir, bu yüce dergâh aşkına beni kapından kovma. (Âsitân, eşik; sened, dayanak ve güvencedir. Sevgilinin kapısı, sığınılan bir dergâh gibi düşünülür.)
6. Ey can, Mihrî'yi zulmünle sonunda öldüreceksin; bari onu çabuk öldür, Allah aşkına cefadan kurtar.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın yüz altmış üçüncü gazeli altı beyittir ve aruzun remel bahrinden "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "‘aşḳına", kafiye "Allâh, billâh, âh, çâh, râh, dergâh, Allâh" sözlerindeki "-âh" sesidir. Matla beytinin ilk mısraındaki "Allâh" kafiyesi son beyitte tekrar edilir; böylece gazel aynı yeminle açılıp aynı yeminle kapanır. Mahlas son beyittedir. Gazel dört nüshanın dördünde de (F, M, S, Ü) bulunur. Sıtkı Nazik'in tablosuna göre "‘aşḳına" redifi divanda yalnız bu gazelde kullanılmıştır. Kime yazıldığına dair bir kayıt yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin bütün beyitleri bir yakarış üzerine kurulmuştur. "Allah aşkına" sözü günlük konuşmada da kullanılan bir yalvarma kalıbıdır; şair bu kalıbı redif yaparak her beyitte başka bir şeyin "aşkına" dilekte bulunur: âşıkların ahı, çenedeki kuyu, Kâbe yolu, sevgilinin dergâhı ve sonunda yine Allah. "Aşk" sözünün hem yemin kalıbının parçası hem de şiirin konusu olması, redife iki yönlü bir anlam kazandırır.
Birinci beyitte sevgilinin gözü, günahsız kişilerin kanını döken bir zalim gibi düşünülmüş ve âşık, bir dosttan ona öğüt vermesini istemiştir. İkinci beyitte söz Tanrı'ya yönelir. Gülşen Kaya, âşığın eziyete dayanamayacak duruma gelince duaya sığındığını ve âşıkların ahı aşkına sevgiliye insaf dilediğini bu beyitle örnekler.
Üçüncü beyit, Yusuf kıssasından alınmış imgelerle kurulmuştur. Mısır, Yusuf ve kuyu (çâh) arasındaki ilgi bir telmih ve tenasüp oluşturur. Kaya, divanda sevgiliye "Mısr-ı hüsn" terkibiyle, yani "güzellik ülkesinin Yusuf'u" olarak hitap edildiğini bu beyitle gösterir; aynı beyti divanda anılan yer adları arasında Mısır'ın Yusuf dolayısıyla kullanılmasına da örnek verir. Yusuf'un kuyuya atılması ile sevgilinin çene çukurunun kuyuya benzetilmesi beyitte üst üste biner. Susuz gönlün dudak suyundan bir yudum istemesi, kuyu ve su sözleriyle uyumludur.
Dördüncü beyit hac yolculuğu üzerine kurulmuştur. Kaya, hicranın âşığı vuslat Kâbe'sinden alıkoyan ve yolunu kesen muġaylân, yani devedikeni olarak ifade edildiğini bu beyitle anlatır. Beşinci beyitte sevgilinin eşiği, her dilencinin dayandığı bir dergâh olarak düşünülmüştür. Kaya bu beyti, padişah gibi düşünülen sevgilinin eşiğinin âşığın yüz sürdüğü dergâh ve senedi olduğunu gösteren örnekler arasında sayar. Kâbe, dergâh ve eşik sözleri bir araya gelince sevgiliye yönelik bağlılık bir ibadet diliyle anlatılmış olur.
Son beyit, gazelin en sert ifadesini taşır. Âşık, sevgilinin zulmünün onu sonunda öldüreceğini kabul eder ve hiç olmazsa bunun çabuk olmasını ister. Kaya bu beyti, hem tabip hem cellat olan sevgilinin bu durumu sona erdirebilecek tek kişi olduğunu anlatırken örnek gösterir. İlk beyitte günahsızların kanını dökmemesi için öğüt istenen göz, son beyitte bir an önce öldürmesi istenen bir zalime dönüşür.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 136, Gazel 163. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/58679,mihri-hatun-divanipdf.pdf
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 80 ve 127 (Mısr-ı hüsn), s. 187 (eşik ve dergâh), s. 192 (insaf duası), s. 233 (cevir ve ölüm), s. 236 (muġaylân). https://openaccess.firat.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11508/16520/253984.pdf?sequence=1
- Sıtkı Nazik, "Benzer Redifli Şiirleri Bağlamında Mihrî Hatun ve Tâcî-zâde Cafer Çelebi'nin Karşılaştırılması", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya 2017, s. 133-148 (Mihrî divanındaki redifler tablosu: "‘aşkına", G.163). https://isamveri.org/pdfdrg/G00226/2017/2017_NAZIKS.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






