Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Gör ne yüz gösterdi bu zülf-i semen-sâlar bize
Ḳodı biñ derd ü ġam-ı hecr ile sevdâlar bize
Ḫurrem olsun her ḳadem baṣduḳça ṣaḥrâlar size
Ḫâne-i ġamda yeter bu âh ile vâlar bize
Çekmişüz yüz biñ cefâsın her cihetden gerçi âh
İtmedi bir dem vefâ bu ḫûb u ra‘nâlar bize
Düşmişüz âḥû gözüñ sevdâsına Mecnûn-veş
Mesken olmışdur ḳamu bu kûh u ṣaḥrâlar bize
Pâre ḳılsa itlerüñ cânâ raḳîb-i kâfiri
Olmaz idi daḫi bir vechile ġavġâlar bize
Çâresi ṣabr eylemekdür Mihrî ḳassâm-ı ezel
Böyle yazmış çünki her vechile inşâlar bize

Günümüz Türkçesiyle

1. Bak, yasemin kokulu bu zülüfler bize nasıl bir yüz gösterdi: bize binlerce dert, ayrılık gamı ve sevda bıraktı. ("Yüz göstermek" burada "davranmak, muamele etmek" anlamındadır; zülüf yüzü örttüğü için deyim kelime oyunu da taşır. "Sevdâ" hem aşk hem kara safra, yani karasevdadır.)

2. Attığınız her adımda kırlar, ovalar size neşe versin; gam evinde bize bu "ah" ile "vah" yeter.

3. Her yandan bu güzellerin yüz binlerce cefasını çektik, ama ah, bu güzel ve endamlı olanlar bize bir an bile vefa göstermedi.

4. Ceylan gözünün sevdasına Mecnun gibi tutulduk; bütün bu dağlar ve çöller bize mesken oldu.

5. Ey sevgili, senin kapındaki köpekler o kâfir rakibi parçalasaydı, bizim artık hiçbir şekilde kavgamız, derdimiz kalmazdı.

6. Ey Mihrî, bunun çaresi sabretmektir; çünkü ezelde kısmetleri paylaştıran (Allah), bizim için her yönden böyle yazmış, böyle takdir etmiştir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın yüz altmış altıncı gazeli altı beyittir ve remel bahrinin "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-lar bize"dir; kafiye "-â" sesiyle kurulur: semen-sâ, sevdâ, vâ, ra‘nâ, ṣaḥrâ, ġavġâ, inşâ. "Ṣaḥrâlar" kelimesi gazelde iki kez geçer; ikinci beytin ilk mısraında "size" ile biten bir kullanım vardır, dördüncü beyitte ise asıl kafiye yerindedir. Nüshalar arasında dikkat çeken fark, ikinci beytin M ve Ü nüshalarında bulunmamasıdır; bu beyit yalnız F ve S nüshalarından gelir. Gazelin kime ya da hangi vesileyle yazıldığına dair bir bilgi yoktur.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel sevgilinin zülfüne yöneltilmiş bir sitemle açılır. "Semen-sâ", yasemine benzeyen, yasemin kokulu demektir. Gülşen Kaya bu terkibin Mihrî divanında yasemine benzeyen zülfü ve dolayısıyla doğrudan sevgiliyi anlattığını, âşığın da kendisini dert ve gam içinde bırakan sevgiliye bu beyitle sitem ettiğini belirtir. Kaya, aynı beyti gam bahsinde bir daha ele alır ve zülf, gam, dert ve sevda kelimelerinin karanlık bir hâli anlattığını, bunların birbiriyle tenasüp içinde kullanıldığını söyler. Divan şiirinde zülüf siyahtır; "sevdâ" kelimesi de aşkın yanında eski tıbbın kara safrasını, yani karasevdayı hatırlatır. Böylece siyah zülüf ile kara sevda aynı renk etrafında buluşur. "Ne yüz gösterdi" deyimi de zülfe yakışan bir kelime oyunudur: yüzü örten zülüf, âşığa bambaşka bir "yüz" göstermiştir.

İkinci beyitte konuşan, kendisini başkalarından ayırır. Kırda, ovada gezenlere her adımda neşe dilenir; âşığa ise gam evinde "âh" ile "vâh" yeter. Kaya, Mihrî divanındaki gam hanesi imgesini incelerken bu beyti, âşığın gam evinde âh etmekten yine de memnun oluşunun örneği olarak verir. "Size" ve "bize" zamirlerinin karşılaşması beyte kendiliğinden bir tezat kazandırır.

Dördüncü beyit Leylâ ile Mecnûn hikâyesine telmihtir. Mecnûn, Leylâ'nın aşkıyla aklını yitirip çöllere düşmüş, dağlarda ve kırlarda ceylanlarla yaşamıştır. Mihrî sevgilinin gözünü "âhû", yani ceylan gözü olarak anar; böylece ceylan hem sevgilinin gözünü hem Mecnûn'un çöldeki arkadaşlarını hatırlatır. Kaya, âhûnun divan ve halk şiirinde sevgiliyi ve onun gözlerini anlatmak için kullanıldığını, Mihrî'de de aynı kullanımın görüldüğünü belirtir ve bu beyti örnek gösterir. "Kûh u ṣaḥrâ" (dağ ve çöl) sözü de Mecnûn'un mekânını eksiksiz kurar.

Beşinci beyit divan şiirinin bilinen bir sahnesine dayanır. Sevgilinin kapısında bekleyen köpekler âşığa yakın, rakibe düşmandır; âşık bu köpeklerle dostluk eder, rakibin onlar tarafından parçalanmasını diler. Rakibin "kâfir" diye anılması, onun sevgiliye ulaşan yolu kapatan, inançsız ve acımasız biri olarak görülmesinden gelir. Makta beyti ise şikâyeti kadere teslimiyetle bağlar. "Ḳassâm-ı ezel", ezelde rızkı ve kısmeti paylaştıran Allah'tır; "inşâ" ise yazı, yazılmış hüküm anlamında kullanılmıştır. Âşığın payına düşen dert ezelde yazılmıştır ve ona kalan tek çare sabırdır. "Yazmış" fiili ile "inşâ" kelimesinin aynı mısrada bulunması yazıya ait bir tenasüp oluşturur.

Kaynakça

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 137-138, Gazel 166 (F 65a, M 92a, S 67a, Ü 65b). ekitap.ktb.gov.tr
  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 150, 229, 231, 280. openaccess.firat.edu.tr