Özgün Metin

Vezin: Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Fa‘ûlün

Göñül virdüm saña olmaduñ âgâh
İdersem ṭañ mıdur her demde ṣad-âh
Olur derdüñle dil âvâre her dem
Dil-ârâmum gel e gör ḥâli geh gâh
Mükedder ḥâlüme olmasa raḥmuñ
Ölürem sevdügüm derdüñle vallâh
Ṭolıdur dûd-ı âhumla semâlar
İderem âh her dem her seḥer-gâh
Göñülle mihrüñe kim virmese dil
Olursa ṭañ mıdur râhuñda güm-râh
Du‘âdur her kelâmı saña Mihr'üñ
Ki dergâhuñ aña sa‘d oldı her gâh

Günümüz Türkçesiyle

1. Sana gönül verdim, sen farkına bile varmadın; her an yüz kere "ah" etsem buna şaşılır mı?

2. Senin derdinle gönül her an perişan, avare olur; ey gönlümü süsleyip avutan sevgilim, ara sıra olsun gel de hâlimi gör.

3. Kederli hâlime acımazsan, ey sevdiğim, vallahi senin derdinle ölürüm.

4. Gökler ahımın dumanıyla doludur; her an, her seher vakti ah ederim. (Divan şiirinde âşığın ahı ateşlidir ve dumanı göğe yükselir.)

5. Sevgine gönülden bağlanmayan biri senin yolunda yolunu şaşırsa buna şaşılır mı? (Beyit iki türlü okunabilir: sana gönül vermeyen kişinin doğru yoldan sapmış sayılması da, sevgi yolunda şaşkına dönmesi de kastedilmiş olabilir.)

6. Mihr'in (Mihrî'nin) sana söylediği her söz duadır; çünkü senin dergâhın, kapın ona her zaman uğurlu ve mutlu olmuştur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın yüz altmış yedinci gazeli altı beyittir ve hezec bahrinin "Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Fa‘ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif kullanılmaz; kafiye "-âh" sesiyle kurulur: âgâh, ṣad-âh, gâh, vallâh, seḥer-gâh, güm-râh. Şiir yalnız iki nüshada, M ve Ü'de bulunur. Ü nüshasında Farsça bir başlık taşır: "Ġazelest ki Noḳṭa Ne-dâred", yani "noktası olmayan bir gazeldir bu". Başlık M nüshasında yoktur. M nüshasında dördüncü ve beşinci beyitlerin yerleri değişiktir ve birkaç kelimede fark vardır; örneğin beşinci beytin ikinci mısraı M'de "Olursa ṭañ mıdur" yerine "Olısar gerd-i" diye başlar. Gazelin kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur.

Noktasız Bir Gazel

Şiiri divandaki öteki gazellerden ayıran, Arap harfleriyle yazıldığında hiçbir noktalı harf içermemesidir. Divan edebiyatında bu türden manzumelere "mühmel", "bî-nukat", "gayr-i menkûta" gibi adlar verilir. Neşri hazırlayan Mehmet Arslan, 2017'de Amasya'da düzenlenen Amasya Âlimleri Sempozyumu'nda sunduğu "Mihrî Hâtun Divanı'nda Sanatlı Manzumeler" bildirisinde bu gazeli şairin sanatlı şiirleri arasında ele alır. Arslan'a göre bu tür manzumelerde Arap alfabesinin yalnız noktasız on üç harfi kullanılır: elif, ḥa, dal, re, sin, ṣad, ṭı, ayn, kef, lam, mim, vav ve he. Mihrî de başlıktaki "Noḳṭa Ne-dâred" ibaresiyle gazelin bu kurala göre yazıldığını bildirmiştir.

Arslan aynı bildiride bu geleneğin divan şiirinde ne kadar ileri götürüldüğünü de anlatır. On yedinci yüzyılda Tecellî adlı bir şair yalnız noktasız harflerle yazdığı manzumelerden bir divançe oluşturmuştur; Arslan, kendi gördüğü kadarıyla yüze yakın divan şairinin noktasız manzume yazdığını, bunların arasında uzun kasidelerin, kıtaların, tarihlerin, hatta noktasız mensur mektup ve risalelerin bulunduğunu belirtir. Mihrî'nin bu gelenekteki tek örneği altı beyitlik bu gazeldir. Aynı bildiride Arslan, şairin elifnâme, muvaşşah ve içinde elif harfi bulunmayan bir gazel gibi başka sanatlı şiirlerini de sıralar; bunlar Mihrî'nin, devrin erkek şairleri gibi biçim hünerini göstermeye özen verdiğini ortaya koyar.

Bu kısıtlama gazelin kelime seçimini doğrudan belirler. Noktalı harfler (be, te, ye, nun, şın, kaf, fe, ze ve benzerleri) kullanılamadığı için şair "göñül, dil, derd, âh, dem, ḥâl, raḥm, semâ, râh, kelâm, dergâh" gibi kelimelerle yetinmek zorundadır. Gazelin dili bu yüzden sade ve tekrarlıdır: "âh" kelimesi ve "-âh" sesi şiir boyunca dönüp durur, "her dem" sözü üç kez geçer. Makta beytinde mahlasın "Mihrî" yerine "Mihr" biçiminde anılması da dikkat çeker. Bu tekrarların bir kısmı kısıtlamanın sonucudur, ama sonuçta ortaya inleyen, tek bir ses üzerinde ısrar eden bir gazel çıkar.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin konusu, gönül verdiği sevgilinin farkına bile varmadığı âşığın yakınmasıdır. İkinci beyitte "dil" (gönül) ile "dil-ârâm" (gönlü süsleyen, avutan sevgili) kelimeleri yan yana getirilmiştir; aynı kökten kelimelerin bir arada kullanılması iştikak sanatına yakın bir söyleyiştir. Dördüncü beyitte âşığın ahının dumanı gökleri doldurur. Divan şiirinde ah ateşlidir, ateşin dumanı göğe yükselir; seher vakti de âşığın en çok inlediği, duaların kabul edildiğine inanılan saattir. Bu beyitte mübalağa sanatı açıkça görülür.

Beşinci beyitteki "mihrüñe" kelimesi, sevgilinin sevgisi anlamına gelirken şairin mahlası olan "Mihrî" ile de ses bağı kurar; makta beytinde mahlas "Mihr" olarak anılınca bu bağ belirginleşir. Son beyitte âşığın her sözü sevgiliye bir duadır ve sevgilinin "dergâh"ı, yani kapısı ona daima uğurlu gelmiştir. "Dergâh" kelimesi hem büyüklerin kapısını hem tekkeyi anlatır; "du‘â" ile birlikte kullanılınca beyte bir yakarış havası verir. "Sa‘d" kelimesi ise eski yıldız inancında uğurlu yıldızı, mutlu talihi karşılar.

Kaynakça

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 138-139, Gazel 167 (M 93a, Ü 65b). ekitap.ktb.gov.tr
  • Mehmet Arslan, "Mihrî Hâtun Divanı'nda Sanatlı Manzumeler", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya 2017, s. 35-36.

Çevrimiçi kaynaklar