Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün
Ne cefâ eyledi gör çarḫ bizüm cânumuza
Ḥasret itdi bizi her sevgülü yârânumuza
Rûzgâruñ biz umarduḳ ki vefâsın görevüz
Varduġınca o bizüm diş biledi ḳanumuza
Ḳanı ol ‘ayş u ‘işret ḳanı ol çeng ü rebâb
Āh her demde selâm olsun o devrânumuza
Görmeden bir daḫi yârân yüzini âh eger
İrişe bir gün ecel desti girîbânumuza
Kârumuz itdi felek bülbül-veş zâr u fiġân
Ḥasret ideli bizi bu gül-i ḫandânumuza
Ne günâh itdük ola çarḫ-ı sitem-kâra ‘aceb
Ki bizi dûr ider ol dâ’ima cânânumuza
Egler idi bularuñ luṭfı ġarîb göñlümüzi
Şimdi kim vire ṣafâ bu dil-i vîrânumuza
Ṣaldı küffâr iline âl ile yârânlarumuz
Neyledi bu felegi gör ki müselmânumuza
Mihrî ger ‘ömr vefâ eyler ise kesme ümîd
Geleler ṣaġlıġ ile bir gün ola yanumuza
Unudurlarsa bizi dostlar unutsun nidelüm
Hele biz ṭuralum iḫlâṣ ile îmânumuza
Günümüz Türkçesiyle
1. Bak, felek canımıza ne cefalar etti: bizi her sevgili dostumuza hasret bıraktı.
2. Biz zamanın vefasını göreceğimizi umuyorduk; o ise elinden geldiğince kanımıza diş biledi (canımıza kastetti).
3. Nerede o zevk ve eğlence, nerede o çeng ve rebap sesi; ah, her an o eski günlerimize selam olsun.
4. Ah, eğer dostların yüzünü bir kez daha göremeden bir gün ölümün eli yakamıza yapışırsa... (Cümle tamamlanmaz; "hâlimiz nice olur" anlamı sezdirilir.)
5. Felek bizi bu gülen gülümüze hasret bırakalı beri, işimiz bülbül gibi inleyip feryat etmek oldu.
6. Şaşılacak şey, bu zalim feleğe ne günah işledik ki bizi sevgilimizden hep uzak tutar?
7. Bunların lütfu, gurbette kalmış gönlümüzü avutur, eğlendirirdi; şimdi bu yıkık gönlümüze kim neşe verecek?
8. Dostlarımızı hileyle kâfirlerin diyarına saldı; bak, bu felek bizim müslümanlarımıza neler etti.
9. Mihrî, ömür vefa ederse umudunu kesme; bir gün olur, sağlıkla yanımıza gelirler.
10. Dostlar bizi unuturlarsa unutsunlar, ne yapalım; hele biz içtenliğimizle imanımızın üzerinde duralım (verdiğimiz söze sadık kalalım).
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın yüz altmış dokuzuncu gazeli on beyittir ve remel bahrinin "Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-umuza" (bizim … -ımıza) ekidir; kafiye "-ân" sesiyle kurulur: cân, yârân, ḳan, devrân, girîbân, ḫandân, cânân, vîrân, müselmân, yan, îmân. On beyitlik uzunluğu onu Mihrî'nin gazelleri arasında uzunca sayılanlardan biri yapar. Şiir dört nüshadan yalnız Ü nüshasında bulunur. Gazelin kime ve hangi olay üzerine yazıldığı bilinmez.
Anlam ve Söz Sanatları
Bu gazel Mihrî'nin çoğu gazelinden farklı olarak tek bir sevgiliye seslenmez. Konuşan "biz"dir ve yakınılan şey, bir dostlar halkasının dağılmasıdır. "Yârân" kelimesi gazelde üç kez geçer; sevgili yerine dostlar, meclis arkadaşları anılır. Şikâyetin muhatabı da felektir. Gülşen Kaya, Mihrî divanında feleğin klasik şiir geleneğine uygun olarak talih ve baht ilişkisi içinde işlendiğini, âşığın çektiği eziyetlerin sebebini ya rakipte ya felekte gördüğünü belirtir; beşinci ve altıncı beyitleri de bu şikâyetin örnekleri olarak gösterir. Altıncı beyitteki "Ne günâh itdük ola" sorusu, ne suç işlediğini bilmeden sevdiğinden ayrılan insanın şaşkınlığını taşır.
İkinci beyitte zaman, "rûzgâr" kelimesiyle anılır. Kaya, divanda zamanın âşığı sevdiğinden ayıran, ona elem veren, derdine dert ekleyen bir unsur olarak göründüğünü söyler ve bu beyti örnek gösterir. Vefa umulan zamanın, beklenenin aksine "kana diş bilemesi", yani canına kastetmesi beyte acı bir tezat kazandırır. Üçüncü beyit ise geçmişe dönük bir özlemdir. Kaya, şairin geçmiş zamanı hüzün ve özlemle andığı beyitlerin örneği olarak bu beyti verir. "Ḳanı" (hani, nerede) sözünün tekrarı, eski şiirde kaybolan güzel günleri sayıp dökmek için kullanılan bilinen bir söyleyiştir. Çeng ve rebap, meclislerde çalınan telli sazlardır; "‘ayş u ‘işret" de içkili, sazlı sohbet meclisini anlatır. Böylece hasret çekilen şey, dostlarla birlikte geçen meclis günleridir.
Dördüncü beyit yarım bırakılmış bir şart cümlesidir: dostların yüzü bir daha görülmeden ecelin eli yakaya yapışırsa ne olacağı söylenmez, okura bırakılır. "Ecel desti" (ölümün eli) ve "girîbân" (yaka) birlikte kullanılarak ölüm, yakaya yapışan bir el gibi kişileştirilmiştir. Beşinci beyitte konuşan bülbüldür, hasret çekilen de "gül-i ḫandân", yani gülen, açılmış güldür. Gül ile bülbül arasındaki ilişki burada da gazelin genel havasına uyar: gül uzaktadır ve bülbüle feryat kalmıştır. Yedinci beyitte gönül "ġarîb", yani gurbette kalmış, kimsesiz bir gönüldür; Kaya bu beyti, gönlü lütfuyla hoş tutan sevgili gidince gönlün virane olduğunu anlatan örnekler arasında sayar.
Gazelin en dikkat çekici beyti sekizincisidir. Felek, dostları "âl ile", yani hileyle "küffâr ili"ne, kâfirlerin ülkesine salmıştır ve şair bunu "müselmânumuza", bizim müslümanlarımıza yapılmış bir kötülük olarak anar. Bu beyit, dostların gerçekten Müslüman olmayan bir ülkeye gitmiş ya da götürülmüş olmasını düşündürür; ama böyle bir olayın ne olduğu, kimleri kapsadığı ve Mihrî'nin hayatıyla bir ilgisinin bulunup bulunmadığı hakkında kaynaklarda bilgi yoktur. Beyit bir mecaz olarak da okunabilir: divan şiirinde güzeller sık sık "kâfir" diye anılır ve "küffâr ili" sevgililerin diyarı anlamına da gelebilir.
Son iki beyit umut ile teslimiyet arasında kurulur. Dokuzuncu beyitte Mihrî kendine seslenir ve ömür vefa ederse dostların bir gün sağ salim döneceğini umar. Onuncu beyitte ise unutulma ihtimali sakin bir kabulle karşılanır: dostlar unutursa unutsun; "biz" ihlas ve imanımızın üzerinde duralım. Gazelin makta beytinden sonra bir beyit daha gelmesi, divan şiirinde pek sık görülmeyen bir düzendir; Mihrî mahlası dokuzuncu beyitte anmış, son sözü ise bütün gazele yayılan "biz" sesine bırakmıştır.
Kaynakça
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 139-140, Gazel 169 (Ü 66a). ekitap.ktb.gov.tr
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 211, 251, 262-263. openaccess.firat.edu.tr






