Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün

Ka‘be yüzinde nûrı görüp didi Aḥmed'e
Müzdüñe virelüm ṣalavâtı Muḥammed'e
İtdi ḥarîm-i kûyını ‘uşşâḳ-ı dil maḳâm
Bâb-ı Selâm oldı işigi muvaḥḥide
İster göñül ki kûyını her dem ṭavâf ide
Dîdâr'irer mücâvir olanlar çü Mekke'de
Merve ḥaḳı ṣafâsın anuñ ol bilür hemân
‘Aşḳı yolında ṣıdḳ ile ḳurbân-ı cân ide
İḥrâm itdüm egnime ‘aşḳı libâsını
Yeter cihânda cübbe de cennet de ḥulle de
Dil teşnesine zemzem-i la‘lin irürmese
Ḫâr-ı cefâda ölmiş idüm ben beriyyede
Mihrî süreli yüzin işigüñe dostum
Ḳalmadı meyli daḫi cinân-ı muḫallede

Günümüz Türkçesiyle

1. Kâbe gibi olan yüzündeki nuru görünce Ahmed'e şöyle denildi: "Ödülüne karşılık Muhammed'e salavat getirelim." (Beyit iki türlü okunabilir: "Aḥmed" Hz. Peygamber'in adlarından biri sayılırsa söz ona yöneltilmiştir; adın sevgiliyi ya da bir kişiyi anması da mümkündür. "Müzd" ücret, karşılık, ödül demektir.)

2. Gönül âşıkları sevgilinin mahallesinin kutsal alanını kendilerine makam edindiler; onun eşiği, Allah'ı bir bilen için Bâbüsselâm oldu. (Bâbüsselâm, hacıların Mescid-i Haram'a girdiği kapının adıdır.)

3. Gönül onun mahallesini her an tavaf etmek ister; çünkü Mekke'de olduğu gibi orada mücavir olanlar, yani kapısının dibinde yerleşip kalanlar, cemale erer.

4. Merve hakkı için, onun safasını ancak aşkı yolunda içtenlikle canını kurban eden bilir. ("Safâ" hem gönül hoşluğu hem Merve'nin karşısındaki Safâ tepesidir.)

5. Onun aşkının elbisesini sırtıma ihram edindim; artık bana dünyada cübbe de, cennette (giyilecek) hulle de yeter, gerekmez.

6. Yakut dudağının zemzemini susamış gönlüme ulaştırmasaydı, ben çölde cefa dikenleri arasında ölmüş olurdum.

7. Dostum, Mihrî senin eşiğine yüzünü süreli beri artık ebedî cennet bahçelerine bile gönlü kalmadı.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın yüz altmış sekizinci gazeli yedi beyittir ve muzari bahrinin "Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Mısra sonları "-e" ve "-de" sesleriyle biter: Aḥmed'e, Muḥammed'e, muvaḥḥide, Mekke'de, ide, ḥulle de, beriyyede, muḫallede. Kafiye düzeni divandaki öteki gazellere göre daha gevşektir ve sesler kelimelerin son hecelerindeki benzerliğe dayanır. Şiir dört nüshadan yalnız Ü nüshasında bulunur. Neşri hazırlayan Mehmet Arslan, beşinci beytin ilk mısraında vezin bozukluğu olduğunu kaydeder; tek nüshaya dayanan bir metinde bu tür aksaklıkların düzeltilmesi güçtür. Gazelin kime ya da hangi vesileyle yazıldığına dair bir bilgi yoktur.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel baştan sona hac ibadetinin kavramlarıyla örülmüştür. Gülşen Kaya, Mihrî divanındaki dinî unsurları incelerken bu gazeli ayrıca anar ve şiirin "tamamen hac unsurlarıyla örülmüş" olduğunu belirtir. Sevgilinin yüzü Kâbe'dir, mahallesi Harem'dir, eşiği Bâbüsselâm'dır; âşık onun mahallesini tavaf eder, Mekke'de yerleşip kalan mücavirler gibi kapısında bekler, aşkının elbisesini ihram edinir, dudağının zemzemiyle susuzluğunu giderir. Divan şiirinde sevgilinin yüzünü ya da mahallesini Kâbe'ye benzetmek yaygın bir mazmundur; Mihrî'nin bu gazelde yaptığı, benzetmeyi bir beyitle sınırlamayıp bütün bir hac yolculuğunun durakları boyunca sürdürmektir. Bu yüzden şiir, tek bir teşbihin genişletilmesiyle kurulmuş bir istiare zinciri gibi okunabilir.

İlk beyit en çok yoruma açık beyittir. Kâbe gibi yüzde görülen nur karşısında Ahmed'e söylenen söz, Muhammed'e salavat getirmeye çağırır. "Aḥmed" ile "Muḥammed" Hz. Peygamber'in iki adıdır ve aynı beyitte buluşmaları beyte dinî bir tenasüp kazandırır. Ahmed adı, Mihrî'nin kasidelerinin çoğunu sunduğu Amasya sancakbeyi Şehzade Ahmed'in de adıdır. Arslan, muhtevalarından anlaşıldığı kadarıyla üç gazelin de Şehzade Ahmed'e sunulduğunu söyler, ama bunların hangileri olduğunu belirtmez. Bu gazel için kaynaklarda böyle bir kayıt yoktur; adın burada kimi gösterdiği belirsiz kalır.

Üçüncü beyitte "dîdâr" (yüz, cemal) kelimesi önemlidir. Kaya, Mekke'de kendini ibadete veren mücavirlerin sevgiliye ermesinden söz eden bu beyitte "dîdâr"ın tasavvufta Allah'ın cemalini anlattığını hatırlatır. Böylece beşerî sevgiliye yazılmış görünen beyit, ilahî aşka da açılır; divan şiirinde sık görülen bu iki yönlülük gazelin bütününe yayılmıştır. Kaya, dördüncü beyitteki "Merve" ile "ṣafâ" kelimelerinin birlikte kullanılmasını tevriye örneği olarak gösterir: "ṣafâ" hem gönül hoşluğu hem de hacıların Merve ile arasında say ettiği Safâ tepesidir. Aynı beyitteki "ḳurbân-ı cân" (canı kurban etmek) sözü de hacdaki kurban ibadetini hatırlatır.

Beşinci beyitte âşık aşk elbisesini ihram edinmiştir. Kaya bu beyti, aşk libasının dünyada rütbe gösteren cübbeden ve cennette giyilen hulleden üstün tutulmasına örnek verir. İhram, hacının dünya elbisesini çıkarıp giydiği sade örtüdür; şairin aşkı bu sadeliğe benzetmesi, makam ve rütbe göstergesi olan cübbeye karşı bir tavır alır. Altıncı beyitte zemzem sevgilinin yakut dudağıdır. Kaya, sevgilinin zemzem olan dudağı susuz gönle ulaşmasa âşığın çölde cefa dikenleri arasında can vereceğini anlatan bu beyti, gönlün susuzluğu imgesinin örnekleri arasında sayar. Çöl, hac yolunun da çölüdür; beyit böylece hacıların zorlu yolculuğunu da hatırlatır.

Makta beytinde Mihrî yüzünü sevgilinin eşiğine sürmüştür ve artık ebedî cennet bahçelerine meyli kalmamıştır. Kaya'nın özetiyle gazel, Mihrî'nin sevgilinin eşiğine yüz sürdüğü için cennete meyli kalmadığını söyleyerek kapanır. Cennetin bile sevgilinin kapısı yanında değerini yitirmesi, divan şiirinde âşığın vazgeçilmez bir iddiasıdır; burada hac imgelerinin sonunda gelmesi, sevgilinin eşiğini hem Kâbe'den hem cennetten üstün bir yere koyar.

Kaynakça

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 139, Gazel 168 (Ü 65b); giriş s. 6 (Şehzade Ahmed'e sunulan şiirler). ekitap.ktb.gov.tr
  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 41, 81-82, 210, 245. openaccess.firat.edu.tr