Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Var mıdur ‘âlemde bir dilber cefâ-kâr olmaya
Ḥîle-i cevr ü sitem-kâr ile mekkâr olmaya
Ḳand'olur sünbüllerin mâh üzre ṭaġıtduḳda dost
Zülfinüñ bir ḳılına yüz biñ dil-efkâr olmaya
Ġamzeñüñ cânuma biñ biñ zaḫm ḳılduġın şehâ
Ḥażret-i Ḥaḳ ḳatına varıcaḳ inkâr olmaya
Himmet ü cûduñ ḫayâlümden ne ṭañ olmasa dûr
Luṭf u iḥsânuñ umar bir ben güneh-kâr olmaya
Dostum cem‘ itseler ‘âlemde bî-ṭâli‘leri
Bir daḫi Mihrî gibi baḫtı siyeh-kâr olmaya

Günümüz Türkçesiyle

1. Dünyada cefa etmeyen, zulüm ve eziyet hileleriyle insanı aldatmayan bir güzel var mıdır?

2. Sevgili, sümbül gibi saçlarını ay yüzünün üstüne dağıttığında, zülfünün bir teline yüz bin dertli gönül takılmaması nerede görülür? (Yani zülfünün her teline yüz binlerce gönül asılıdır.)

3. Ey şah (sevgili), bakışının canıma açtığı binlerce yarayı, Hak Teâlâ'nın huzuruna varınca inkâr etmeyesin. (Âşık, kıyamet günü sevgilinin yaptıklarını inkâr etmemesini diler.)

4. Cömertliğin ve bağışın aklımdan hiç çıkmasa buna şaşılır mı; senin lütfunu ve ihsanını uman benim gibi günahkâr bir başkası yoktur. (Beyit iki türlü okunabilir: ikinci mısra, "lütfunu uman benim gibi bir günahkâr daha bulunmaz" anlamında da, "lütfunu bekleyen ben günahkâr mahrum kalmasın" anlamında da anlaşılabilir.)

5. Dostum, dünyadaki bütün talihsizleri bir araya toplasalar, aralarında Mihrî gibi bahtı kara bir başkası daha bulunmaz.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın yüz yetmişinci gazeli beş beyittir ve remel bahrinin "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi "olmaya"dır; kafiye "-âr" sesiyle kurulur: cefâ-kâr, mekkâr, dil-efkâr, inkâr, güneh-kâr, siyeh-kâr. Beş beyit, gazel için en kısa sayılan ölçüdür. Şiir M ve Ü nüshalarında bulunur; aralarındaki tek fark üçüncü beytin ilk mısraındaki "ḳılduġın / ḳılduġı" farkıdır. Sıtkı Nazik'in Mihrî Hatun ile Tâcîzâde Cafer Çelebi'nin rediflerini karşılaştırdığı çalışmasında bu gazel, Mihrî'nin "olmaya" redifli iki gazelinden biri olarak listelenir. Gazelin kime ya da hangi vesileyle yazıldığına dair bir bilgi yoktur.

Anlam ve Söz Sanatları

"Olmaya" redifi, gazelin her beytini bir olumsuz dilek ya da olumsuz bir ihtimal üzerine kurar. İlk beyit bir soruyla açılır: dünyada cefa etmeyen, hile ile aldatmayan bir güzel var mıdır? Cevap sorunun içinde gizlidir; böyle bir güzel yoktur. Bu, bilinen bir şeyi soru biçiminde söyleme sanatı olan istifhama örnektir. Beyitteki "cefâ-kâr", "cevr", "sitem-kâr" ve "mekkâr" kelimeleri aynı anlam alanından seçilmiştir ve sevgilinin acımasızlığını üst üste yığarak anlatır.

İkinci beyit sevgilinin saçı ile yüzünü bir gök ve bahçe tablosunda birleştirir. Gülşen Kaya, sümbülün üst üste dizilmiş taneleriyle örülü saçı andırdığı için divanda sık sık saçla birlikte kullanıldığını belirtir ve bu beyti, sevgilinin yüzünün aya, saçının yüzüne dağıtılmış sümbüle benzetildiği örnek olarak verir. Divan şiirinde dağınık zülüf, âşıkların gönüllerinin asılı durduğu bir yerdir; her kılda bir gönül bulunur. Mihrî bu mazmunu mübalağa ile genişletir ve bir tek kıla yüz bin dertli gönül asar. Ay ile sümbülün, yani gök ile bahçenin aynı mısrada buluşması da beyte görsel bir karşıtlık kazandırır.

Üçüncü beyit âhiret düşüncesine başvurur. Kaya, Mihrî divanında âhiretin Allah'ın katına çıkma ve hesap verme yönüyle ele alındığını söyler ve bu beyti örnek gösterir. Sevgilinin "ġamze"si, yani süzgün ve yaralayıcı bakışı âşığın canına binlerce yara açmıştır; âşık, Hak Teâlâ'nın huzuruna varıldığında sevgilinin bunu inkâr etmemesini diler. Divan şiirinde "ġamze" çoğu zaman ok ya da kılıç gibi düşünülür; yara imgesi buradan gelir. Beyitte sevgiliye "şehâ" (ey şah) diye seslenilmesi de divan şiirinin bilinen bir hitabıdır; sevgili bir hükümdar, âşık onun kulu gibi düşünülür.

Dördüncü beyit sevgilinin cömertliğine ve lütfuna döner. "Himmet", "cûd", "luṭf" ve "iḥsân" kelimeleri cömertlik ve iyilik anlam alanında birleşir ve beyitte tenasüp oluşturur. İkinci mısraın söz dizimi kesin bir okumaya izin vermez; gazelin redifinin taşıdığı "başkası olmasın, bulunmasın" anlamı göz önüne alınırsa, sevgilinin lütfunu bekleyen en günahkâr kişinin şairin kendisi olduğu söylenmiş olur. Makta beyti de aynı kalıpla kurulur: dünyadaki bütün talihsizler toplansa, aralarında Mihrî kadar bahtı kara biri bulunmaz. "Bî-ṭâli‘" (talihsiz) ile "baḫtı siyeh-kâr" (kara bahtlı) aynı anlamı iki ayrı sözle tekrarlar. Şairin kendi talihsizliğini abartarak anması, divan şiirinin makta beyitlerinde sık görülen bir şikâyet biçimidir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 140, Gazel 170 (M 90a, Ü 66a). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 28, 146. openaccess.firat.edu.tr
  • Sıtkı Nazik, "Benzer Redifli Şiirleri Bağlamında Mihrî Hatun ve Tâcî-zâde Cafer Çelebi'nin Karşılaştırılması", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya 2017, s. 137 (Mihrî'nin redifleri tablosu).

Çevrimiçi kaynaklar