Özgün Metin
Vezin: Mefâ‘ilün Fe‘ilâtün Mefâ‘ilün Fe‘ilün
Egerçi yazamadum ḥüsnüñüñ kitâbetini
Velîk çoḳ oḳumuşam cemâlüñ âyetini
Baña müfessiri ‘aşḳuñ ezelde bildürdi
Lebüñ ‘ibâretini gör Ḥaḳ'uñ hidâyetini
Egerçi müşkil idi lîk cânda ḥıfẓ itdüm
Ṣaçuñ mesâ’ili ile yüzüñ ḫavâṣetini
Cemâlüñ adına ḫuṭbe oḳur göñül her dem
Kim itdi imdi cihânda bunuñ ḫiṭâbetini
Ḳo zülfi ḳıṣṣasın oḳı cemâli muṣḥafını
Götürmek ister iseñ cân u dil ḍalâletini
Müyesser ola görem mi ḥabîbimüñ bir gün
Cefâsı terki ile cevrinüñ nihâyetini
Beni uş uş ile egler raḳîbi bûse ile
Aña ‘inâyetini gör baña nezâketini
Kişiye ẓulm begüm pâdişâhı eyleyicek
Kimüñ ḳapusına varup ider şikâyetini
Cefâlaruñ ġamıla cevrüñüñ risâlesini
Oḳımayan ne bilür Mihrî'nüñ ḥikâyetini
Günümüz Türkçesiyle
1. Gerçi güzelliğinin kitabını yazamadım, ama yüzünün güzelliğindeki ayetleri çok okudum. ("Kitâbet" yazı yazma, kâtiplik demektir; "âyet" hem Kur'an ayeti hem de alamet, işaret anlamına gelir.)
2. Aşkın müfessiri bana ezelde öğretti: dudağının söylediklerine ve Hakk'ın hidayetine bak. (Beyit iki türlü okunabilir: aşkı yorumlayıp açıklayan Allah, âşığa ezelde dudağın anlamını öğretmiştir; ya da âşık, dudağın sözünde Hakk'ın doğru yolu gösterişini görmektedir.)
3. Gerçi zordu, ama saçının meselelerini ve yüzünün özelliklerini canımda ezberledim. ("Mesâ’il" fıkıh kitaplarındaki meselelerdir; dolaşık saçlar çözülmesi zor meselelere benzetilir. "Ḫavâṣet" kelimesi neşirde bu biçimdedir; bağlamdan "özellikler, nitelikler" anlamı çıkar.)
4. Gönül her an güzelliğinin adına hutbe okur; dünyada bunun hatipliğini şimdi başka kim yapmıştır?
5. Can ve gönlün yoldan sapmasını gidermek istiyorsan, saçının hikâyesini bırak, yüzünün Mushaf'ını oku. (Saçın karanlığı küfrü, yüzün aydınlığı imanı çağrıştırır.)
6. Bir gün sevgilimin cefayı bıraktığını ve eziyetinin sona erdiğini görmek bana nasip olur mu?
7. Beni "işte, işte" diye oyalıyor, rakibini ise öpücükle eğlendiriyor; ona gösterdiği ilgiye, bana ettiği naza bak. (Beyit iki türlü okunabilir: "uş uş" ile oyalanan âşık, "bûse" ile eğlenen rakiptir; ya da sevgili âşığı rakibine verdiği öpücüklerle oyalamaktadır. Bir nüsha "egler" yerine "iñledür", yani "inletir" okur.)
8. Beyim, padişah insana zulmederse, kişi kimin kapısına gidip derdini anlatır? (Sevgili bir padişah gibi düşünülmüştür; zulmü ondan geldiğinde başvurulacak başka bir kapı yoktur.)
9. Cefaların gamıyla eziyetinin risalesini okumamış olan, Mihrî'nin hikâyesini ne bilir?
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Yüz yetmiş yedinci gazel dokuz beyittir ve aruzun müctes bahrinden "Mefâ‘ilün Fe‘ilâtün Mefâ‘ilün Fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-ini" ekidir; kafiye ise Arapça kökenli ve "-âyet", "-âbet", "-âlet" gibi seslerle biten kelimelerle kurulur: kitâbet, âyet, hidâyet, ḫiṭâbet, ḍalâlet, nihâyet, nezâket, şikâyet, ḥikâyet. Gazel Yâ harfi bölümündedir ve Arslan neşrinde üç nüshada bulunur. Kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin bütününü bir arada tutan, okuma, yazma ve din ilimlerinden alınmış kelimelerin oluşturduğu geniş bir tenasüptür. Kitâbet, âyet, müfessir, ‘ibâret, hidâyet, ḥıfẓ, mesâ’il, ḫuṭbe, ḫiṭâbet, ḳıṣṣa, muṣḥaf, ḍalâlet, risâle ve ḥikâyet kelimeleri, sevgilinin güzelliğini kutsal bir metin, âşığı da bu metni okuyan, ezberleyen ve yorumlayan bir öğrenci gibi gösterir. Divan şiirinde sevgilinin yüzünün bir kitaba ya da Mushaf'a benzetilmesi bilinen bir mazmundur; Mihrî bu mazmunu dokuz beyit boyunca sürdürerek gazeli tek bir benzetme üzerine kurar.
Gülşen Kaya, ikinci beyitteki "aşkın müfessiri" ifadesiyle Allah'ın kastedildiğini belirtir. Buna göre âşığa sevgilinin dudağındaki anlamı ezelde öğreten, bizzat yaratıcıdır; aşk böylece bir hidayet, bir doğru yola eriş biçiminde düşünülür. Beşinci beyit aynı düşünceyi tersinden kurar. Kaya'ya göre bu beyitte zülfün karalığı küfür ve kâfiri, yüz ise imanı işaret eder; can ve gönül sapkınlıktan kurtulmak istiyorsa saçın karanlık hikâyesini bırakıp yüzün Mushaf'ını okumalıdır. Zülf ile cemâl, ḳıṣṣa ile muṣḥaf, ḍalâlet ile hidâyet arasında tezat vardır.
Üçüncü beyitte saçın "mesâ’il"i, yani meseleleri anılır. Kelime fıkıh kitaplarındaki çözülmesi güç sorulara gönderme yapar; dolaşık ve kıvrım kıvrım saçlar da çözülmesi zor bir mesele gibidir. Bu ikili anlam beyte tevriye niteliği kazandırır. Dördüncü beyitte gönül, güzelliğin adına hutbe okuyan bir hatiptir. Kaya bu beyti, gönlün cemal adına hutbe okuyan hatibe benzetildiği örnek olarak verir. Osmanlı geleneğinde cuma hutbesinde hükümdarın adının anılması hükümranlığın işaretiydi; gönlün sevgilinin güzelliği adına hutbe okuması, onun hükümranlığını tanıması anlamına gelir.
Yedinci beyit sahneye rakibi sokar ve gazelin kutsal metin diliyle kurulmuş havasını gündelik bir kıskançlık sahnesiyle bozar. Sekizinci beyitte ise hükümdarlık benzetmesi açıkça söylenir: sevgili bir padişahtır ve zulüm ondan gelince başvurulacak bir kapı kalmaz. Kaya bu beyti, divandaki padişah tasavvuru içinde, adil olması gereken hükümdarın zulmetmemesi beklentisinin bir örneği olarak anar. Makta beytinde Mihrî, cefa ve eziyet üzerine yazılmış bir "risâle"yi okumayanın kendi hikâyesini anlayamayacağını söyler; gazelin başındaki kitap ve okuma imgesi böylece son beyitte şairin kendi hayat hikâyesine bağlanır.
Arslan'ın dipnotlarında nüsha farkları bu gazelde öteki gazellere göre fazladır. En dikkat çekeni matla beytindedir: iki nüsha "ḥüsnüñüñ" (güzelliğinin) yerine "ḫaṭṭınuñ" ya da "ḫaṭṭuñuñ" okur. "Hat" hem yazı hem de yanaktaki ayva tüyü anlamına geldiğinden, bu okuyuş kitâbet kelimesiyle daha sıkı bir tenasüp kurar.
Kaynakça
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 143-144, Gazel 177 (F 73b, S 75a, Ü 67a). ekitap.ktb.gov.tr
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Dîvânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 84, 96, 145, 216. openaccess.firat.edu.tr






