Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün
Yine dil düşdi bugün bir gözi âhû elige
Ki güneş görse yüzin gire seḥâbe elege
Gelse ol yâr n'ola külbe-i aḥzânımuza
Yüzüm üstine ḳadem baṣmaġa bu gölgelige
N'ola ol rûḥ-ı revânum ḳosa iḥsânlar idüp
Ḫâk-i pâyine yüzüm sürmege bir kerrelige
Ḳahr-ı aġyâr ile bıçaḳ süñüge irmiş idi
Cevr-i yâr ile bu kez geçdi süñükden ilige
Yâri yanumda görüp ḫışm ile çün baḳdı raḳîb
Ol çepel şeklini döndürdi hemân sirkelige
Reh-i ‘aşḳuñda ‘ömür geçdi mülâzımlıġ ile
Ya gel öldür ya ḳabûl eyle beni bendelige
Bu cihândur dem ola Mihrî'ye raḥm eyleye yâr
Daḫi yer ḳalmaya aġyâr saña dilkülige
Günümüz Türkçesiyle
1. Gönül bugün yine gözü ceylan gözü gibi bir karacaya, yani bir güzele tutuldu. Öyle bir güzel ki güneş onun yüzünü görse utancından bulutun eleğine girer, ardına saklanır. ("Elik" karaca demektir; "seḥâb elegi", bulutun ışığı süzen bir elek gibi düşünülmesidir.)
2. O sevgili bizim gam kulübemize gelse ne olur; gelip yüzümün üstüne basarak bu gölgeliğe adım atsa. (Âşık, sevgili geldiğinde yüzünü onun ayağına basamak etmeye hazırdır.)
3. O akıp giden canım olan sevgili, bir ihsanda bulunup ayağının toprağına bir kerecik yüzümü sürmeme izin verse ne olur.
4. Ağyarın kahrıyla bıçak zaten kemiğe dayanmıştı; bu kez sevgilinin eziyetiyle kemiği de geçip iliğe işledi. ("Bıçak kemiğe dayanmak" deyimi, katlanılamaz hale gelmeyi anlatır; şair onu bir adım daha ileri taşır.)
5. Rakip, sevgiliyi yanımda görüp öfkeyle bakınca o çirkin suratını hemen sirke gibi ekşitti. ("Çepel" kirli, çirkin demektir.)
6. Aşkının yolunda ömrüm kapında hizmet bekleyen bir aday gibi geçti; ya gel beni öldür ya da kulluğa kabul et. ("Mülâzım", bir göreve atanmak için sırasını bekleyen kişidir.)
7. Burası dünyadır; bir gün gelir sevgili Mihrî'ye acır. Ey ağyar, o zaman sana tilkilik edecek yer kalmaz.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Yüz yetmiş beşinci gazel yedi beyittir ve remel bahrinin "Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif yönelme hâli eki "-e"dir; kafiye ise "-lik" ile biten, çoğu gündelik dilden gelen Türkçe kelimelerle kurulmuştur: elik, elek, gölgelik, kerrelik, ilik, sirkelik, bendelik, dilkülik (tilkilik). Gazel Hâ harfi bölümündedir ve Arslan neşrinde üç nüshada bulunur. Kime yazıldığına dair bir kayıt yoktur.
Gazelin en belirgin özelliği bu Türkçe kafiyelerdir. Matla beytinde "elige" (karacaya) ile "elege" (eleğe) yan yana gelir; dördüncü beyitteki "ilige" (iliğe) aynı sesi bir kez daha yankılar. Ses benzerliğiyle farklı anlamların bir araya getirilmesi cinas sanatının bir türüdür ve Mihrî bu oyunu, Farsça ve Arapça tamlamaların yerine halkın her gün kullandığı kelimelerle kurar. Sirke, ilik, elek, tilki gibi kelimeler, divan şiirinin yüksek diline sokulmuş gündelik hayat parçalarıdır.
Anlam ve Söz Sanatları
İlk beyit klasik bir güzellik övgüsüdür ve bir hüsn-i talil (güzel bir sebebe bağlama) barındırır: güneşin bulut ardına girmesinin sebebi, sevgilinin yüzü karşısında duyduğu utançtır. Sevgilinin gözünün ceylan gözüne benzetilmesi divan şiirinin bilinen bir teşbihidir; Mihrî bu benzetmeyi "âhû elik", yani gözü ceylan gibi bir karaca diyerek sevgilinin bütününe yayar.
İkinci ve üçüncü beyitler alçakgönüllülük üzerine kuruludur. Âşığın evi bir "külbe-i aḥzân", yani hüzün kulübesidir; sevgili oraya gelse âşık yüzünü onun ayağına basamak eder. Üçüncü beyitte ise âşık yalnızca bir kerecik ayağının toprağına yüz sürmek ister. Bu isteklerin küçüklüğü, âşığın ne kadar az şeye razı olduğunu gösterir.
Dördüncü beyit gazelin en sert beytidir. Ağyarın kahrı ile sevgilinin cevri arasında bir derecelendirme vardır; birincisi acıyı kemiğe kadar getirmiş, ikincisi iliğe kadar işletmiştir. Bıçak, süñük (kemik) ve ilik kelimeleri arasında tenasüp, deyimi genişletmekte de mübalağa vardır. Beşinci beyitte rakibin öfkeden ekşiyen yüzü sirkeye benzetilir; bu, Mihrî'nin rakibe karşı alaycı tavrını açıkça gösteren bir benzetmedir.
Altıncı beyitte aşk, bir saray hizmetinin diliyle anlatılır. Gülşen Kaya bu beyti, padişahın etrafındaki bende ve kul tasavvurlarını incelerken örnek verir; kul olmanın kolay olmadığını, önce belirli merhalelerden geçmek gerektiğini bu beyitle gösterir. Âşık, ömrünü mülazım olarak, yani kulluğa kabul edilmeyi bekleyerek geçirmiştir ve artık bir karar ister: ölüm ya da kabul.
Makta beytinde rakip tilkiye benzetilir. Kaya, divanda rakibin tilkiyle anıldığı tek beytin bu olduğunu, tilkinin burada fırsatçılığı ve kurnazlığıyla ele alındığını belirtir. Mihrî, sevgilinin bir gün kendisine acıyacağını ve o gün rakibin hile yapacak yer bulamayacağını söyleyerek gazeli bir umut ve tehdit karışımıyla bitirir. "Bu cihândur" sözü, dünyanın hâlinin değişkenliğine yapılan bir göndermedir.
Kaynakça
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 142-143, Gazel 175 (F 67b, S 69b, Ü 67a). ekitap.ktb.gov.tr
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Dîvânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 85, 248, 280. openaccess.firat.edu.tr






