Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Āteş-i ‘aşḳa ol ‘âşıḳlar ki cânın yaḳdılar
Buldılar vuṣlat ebed çünkim cihânın yaḳdılar
Yanmasun mı ‘âşıḳ-ı bî-çâreler pervâne-veş
Mâh-rûlar çünki ḥüsni şem‘-dânın yaḳdılar
Hecr ile ṣanma seni yaḳdı vücûdum ḫûblar
Ey nice dil mülketinüñ ḫânumânın yaḳdılar
La‘line öykündügiçün lâle ruḫsârına şem‘
Lâleye dâġ urdılar şem‘üñ zebânın yaḳdılar
Dil ile cân virdi Mihrî tercemân dilberlere
Aldılar göñlin ‘aceb bu tercemânın yaḳdılar

Günümüz Türkçesiyle

1. Aşk ateşinde canlarını yakan o âşıklar, dünyayı da yakıp gözden çıkardıkları için sonsuz kavuşmaya erdiler. (F nüshasındaki "cihânuñ" okumasıyla: dünyanın canını yaktılar.)

2. Ay yüzlüler güzelliklerinin şamdanını yaktıklarına göre, çaresiz âşıklar pervane gibi yanmasın mı? (Pervane, ışığa doğru uçup ateşte yanan gece kelebeğidir.)

3. Ey bedenim, güzellerin ayrılıkla yalnız seni yaktığını sanma; nice gönül ülkesinin evini barkını yaktılar. ("Ḫânumân" ev bark, yurt demektir.)

4. Lale sevgilinin kırmızı dudağına, mum da onun yanağına özendiği için laleye dağ vurdular, mumun dilini yaktılar. (Lalenin ortasındaki kara benek "dâğ", yani kızgın demirle açılmış yara izi sayılır; mumun alevi de onun dilidir. Şair, laledeki kara lekeyi ve mumun yanışını, sevgiliye benzemeye kalkışmalarının cezası olarak gösterir.)

5. Mihrî, gönlü ve diliyle güzellere canını tercüman olarak verdi; onlar gönlünü aldılar, şaşılacak şey, bu tercümanı da yaktılar. (Beyit iki türlü okunabilir: "dil" Farsçada gönül, Türkçede dil demektir. Tercüman, âşığın derdini anlatan dili ya da güzellere aracı olarak gönderilen canı olabilir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

On sekizinci gazel beş beyittir ve "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" vezniyle yazılmıştır. Redif "yaḳdılar", kafiye "-ânın" sesleridir (cânın, cihânın, şem‘-dânın, ḫânumânın, zebânın, tercemânın). Redifin son harfi râ olduğu için şiir neşirde "Ḥarfü'r-Râ" bölümünün başındadır. Dört nüshada da bulunur (F 39a, M 55a, S 41b, Ü 31b). Nüsha farkları çoğunlukla imla farklarıdır: Ü'de "Āteş-i" yerine "Āteşi", M'de "pervâne-veş" yerine "pervâne-vâr", F ve S'de "şem‘-dân" yerine "şem‘a-dân" okunur. Dördüncü beyitte Ü'de "Lâleye" yerine "Lâlenüñ", S'de "şem‘üñ" yerine "şem‘inüñ" yazılmıştır. Kime yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin her beyti "yakmak" fiilinin başka bir yüzünü gösterir. Birinci beyitte âşıklar kendi canlarını yakar; ikincide ay yüzlüler güzellik mumunu yakar; üçüncüde güzeller gönül ülkelerinin evini yakar; dördüncüde lale ile mumun dili yakılır; beşincide de tercüman yakılır. Fiil kimi beyitte ateşe vermek, kimi beyitte ışık yakmak, kimi beyitte gözden çıkarmak ya da cezalandırmak anlamındadır. Aynı redifin farklı anlamlarla kullanılması gazele bir söz oyunu zenginliği kazandırır.

Matla beyti, aşkı yakıcı bir ateş olarak gösteren divan şiirinin temel tasavvuruna dayanır. Gülşen Kaya bu beyti aşk ile ilgili tasavvurlar arasında, ateş başlığında örnek verir: aşk yakıcılığı yönüyle ateşe benzetilir; bu ateşi söndürecek tek şey vuslattır ve vuslata ermenin yolu da yanmaktır. Beyitte "cânın yaḳmak" ile "cihânın yaḳmak" arasında bir yükseliş vardır: âşıklar önce canlarını, sonra bütün dünyayı yakıp gözden çıkarmış ve böylece sonsuz kavuşmaya ermiştir. Ebed (sonsuzluk) kelimesi, bu kavuşmayı dünyadan geçmekle erişilen kalıcı bir birleşme olarak düşündürür.

İkinci beyit, divan şiirinin en bilinen mazmunlarından mum ile pervaneyi kullanır. Sevgili mum, âşık da onun ışığına koşup yanan pervanedir. Kaya, divanda güzelliğin meclis ile birlikte anıldığını ve mumun hem aydınlatma hem de pervane olan âşığı yakma yönüyle güzellikle kullanıldığını belirtir ve bu beyti örnek verir. "Mâh-rû" (ay yüzlü), "şem‘-dân" (şamdan) ve "pervâne" arasında ışık üzerinden bir tenasüp kurulmuştur; "yanmasun mı" sorusu da âşıkların yanmasını kaçınılmaz bir sonuç olarak sunar.

Dördüncü beyit bir hüsn-i talil örneğidir; gerçek sebebin yerine şiirsel bir sebep gösterilir. Birinci mısrada lale ile sevgilinin dudağı (la‘l), mum ile sevgilinin yanağı (ruḫsâr) eşleştirilir; ikinci mısrada aynı sırayla laleye dağ vurulduğu, mumun dilinin yakıldığı söylenir. Önce iki şeyin sayılıp sonra onlara karşılık gelen iki şeyin aynı sırayla verilmesi leff ü neşr sanatıdır. Kırmızı rengi yüzünden dudağa, parlaklığı yüzünden yanağa benzeyen lale ile mum, bu benzerliği bir öykünme sayılarak cezalandırılmıştır. Mumun alevi onun "zebân"ı, yani dilidir; dil uzatmak haddini aşmak demek olduğundan mumun dilinin yakılması deyimle de örtüşür. Kaya bu beyti yüz ve yanakla ilgili benzetmeler arasında anar.

Makta beytinde "dil" kelimesi tevriyelidir: Farsçada gönül, Türkçede konuşma organı demektir. Mihrî, gönlüyle ve diliyle canını güzellere tercüman olarak verir; güzeller gönlünü alır ve bu tercümanı da yakar. Tercümanın dil olarak düşünülmesi, beyti dördüncü beyitteki mumun yanan diliyle bağlar: sevgiliye söz söylemeye kalkan her dil ateşe verilmiştir. "Tercemân" ile "zebân" arasındaki bu ilgi, gazelin son iki beytini birbirine bağlayan ince bir tenasüptür.

Kaynakça

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 60, Gazel 18 (F 39a, M 55a, S 41b, Ü 31b) ve nüsha farkları dipnotları. ekitap.ktb.gov.tr
  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010 (aşk ve ateş, güzellik ve mum, yanak maddeleri). openaccess.firat.edu.tr