Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Eşk-i çeşmümden olur cûş itdügi ırmaġlar
Dûd-ı âhumdandur ebr olduġı her dem daġlar
Rûz u şeb yaşlar döker dûlâb ser-gerdân olup
Girye vü zârî ile ṭurmaz benimçün aġlar
Nâlem işitdükçe ditrer berg ârâm eylemez
Yaşumı gördükçe her âb-ı revânlar çaġlar
Gözlerüme sensüz ey rûḥ-ı revânum bir nefes
Gülşen ise neyleyüm külḫan görinür bâġlar
Geldügüñce güldürürsin gül gibi dil bülbülin
Gitdügüñce lâle-veş baġrumda ḳorsun dâġlar
Fürḳatüñ zaḫmıyla Mihrî çoḳdan olurdı helâk
Müstedâm ol yine vaṣluñ aña merhem baġlar
Günümüz Türkçesiyle
1. Coşup taşan ırmaklar gözümün yaşından doğar; dağların her an bulutla örtülü olması da ahımın dumanındandır.
2. Su dolabı (bahçe sulayan dolap çarkı) başı dönmüş bir hâlde gece gündüz yaş döker; ağlayıp inleyerek benim için durmadan ağlar. (F ve S nüshalarındaki "niçün" okumasıyla ikinci mısra: "Ağlayıp inlemekten durmaz, niçin ağlar?")
3. Yapraklar inleyişimi duydukça titrer, yerinde duramaz; akan sular da gözyaşımı gördükçe çağlar.
4. Ey akıp giden canım (canım kadar sevdiğim), sen yokken bir an bile olsa bahçeler gözüme külhan (hamamın ateş yakılan ocağı) gibi görünür; gül bahçesi olsa ne yapayım.
5. Geldiğinde gönül bülbülünü gül gibi güldürürsün; gittiğinde ise bağrımda lale gibi yara izleri bırakırsın. (Lalenin ortasındaki kara leke, aşkın yürekte bıraktığı dağlama izine benzetilir.)
6. Mihrî ayrılığın yarasıyla çoktan ölüp gitmişti; ama sevgiliyle buluşma yine o yaraya merhem sarar. Sen hep var ol. (Beyit, "Hep kal ki vuslatın ona yine merhem sarsın" diye de okunabilir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Mihrî Hatun divanının yirmi birinci gazeli altı beyittir ve aruzun remel bahrinden "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Gazel, divan şiirinin en yaygın nazım şeklidir: ilk beytin (matla) iki mısraı kafiyelidir, sonraki beyitlerde yalnız ikinci mısralar bu kafiyeyi tekrarlar, şair adını (mahlas) son beyitte anar. Bu gazelde kafiye "-aġ" sesine, redif çokluk eki "-lar"a dayanır: ırmaġlar, daġlar, aġlar, çaġlar, bâġlar, dâġlar, baġlar. Şiir divanın "Râ" harfiyle biten gazelleri arasında yer alır ve Arslan neşrinin dayandığı dört yazmanın dördünde de bulunur (F 44a, M 62b, S 46b, Ü 32a). Nüsha farkları küçüktür; en dikkat çekeni ikinci beyitteki "benimçün" yerine F ve S nüshalarında "niçün" okunmasıdır. Sabiha Gemici'nin 1990 tarihli tezinde de bu mısra "neyiçün" biçiminde geçer. Gazelin kime yazıldığı bilinmez.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin konusu ayrılık acısıdır ve şair bu acıyı bütün tabiata yayarak anlatır. İlk üç beyit, divan şiirinde sık görülen hüsn-i ta‘lîl (bir olayı gerçek sebebinden başka, güzel bir sebebe bağlama) sanatıyla kurulmuştur. Irmakların coşması âşığın gözyaşından, dağların başındaki bulutlar âşığın ahının dumanından gelir; bahçe dolabının dönerken su damlatması ağlamaya, yaprakların rüzgârda kıpırdaması titremeye, akan suyun sesi çağlamaya yorulur. Gülşen Kaya, Mihrî divanındaki gözyaşı imgelerini incelerken âşığın gözyaşından ırmaklar, ahından bulutlar oluştuğunu bu tasavvurun tipik örneği olarak gösterir. İkinci beyitteki "rûz u şeb" (gece gündüz) ifadesini de Kaya, divanda süreklilik anlatan kullanımlara örnek verir.
Kafiye kelimeleri gazelin asıl ustalık gösterilen yeridir. "Daġlar" (dağlar), "dâġlar" (dağlama izleri), "baġlar" (bağlar, sarar) ve "bâġlar" (bahçeler) kelimeleri yazılış ve söyleyişte birbirine çok yakındır; şair bu yakınlıktan cinas (ses benzerliğine dayanan kelime oyunu) çıkarır. "Aġlar" ile "çaġlar" da su sesini taklit eder gibi birbirini izler. Böylece kafiye, ses bakımından su, dağ ve bahçe dünyasını bir arada tutar. Dördüncü beyitteki "rûḥ-ı revân" (akıp giden can, sevgili) ifadesi, üçüncü beyitteki "âb-ı revân" (akan su) ile ses ve anlamca yankılaşır; sevgili hem can hem akan su gibi elden kaçandır. Aynı beyitte gül bahçesinin âşığın gözüne külhan gibi görünmesi tezat sanatına güzel bir örnektir: en serin ve hoş yer, sevgili yokken en sıcak ve kapkara yere döner.
Beşinci beyit sevgilinin gelişi ile gidişini iki çiçekle karşılaştırır. Geldiğinde gönül bülbülü gül gibi güler; gittiğinde bağırda lale gibi yara kalır. Gül ile bülbül divan şiirinin en bilinen mazmun çiftidir; lale ise ortasındaki kara benek yüzünden yürekte kalan dağlama izinin karşılığı sayılır. Son beyitte ayrılık bir yara (zaḫm), buluşma o yaraya sarılan merhem olarak düşünülmüştür. Kaya, divanda hicranla yaralanan gönle vuslatın merhem olduğunu anlatan beyitlerin sık geçtiğine dikkat çeker. Mahlas beyti, âşığın ölmeyişini sevgilinin var olmasına bağlayarak gazeli bir dua cümlesiyle ("Müstedâm ol", sürekli var ol) kapatır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 61-62, Gazel 21 (F 44a, M 62b, S 46b, Ü 32a) ve nüsha farkları dipnotları. ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 98, 208, 225-226, 268. openaccess.firat.edu.tr
- Sabiha Gemici, Mihrî Hatun Divanı: Karşılaştırmalı Metin, Cümle Yapısı ve Cümle Türleri, doktora tezi, Uludağ Üniversitesi, Balıkesir 1990, s. 463-464 (Gemici'de 22. gazel).
Çevrimiçi kaynaklar






