Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Ben ne resm-i kevn ile mersûm olaydum kâşkî
Bu cihâna gelmeyüp ma‘dûm olaydum kâşkî
Geçdi ‘ömrüm rûzgâruñ şiddetiyle her zamân
Ben bu cândan âh ezel maḥrûm olaydum kâşkî
Ḳıllet ile ẕillet ile ögilüp her bâbda
Ṣoñra ‘izz ü nâz ile maḫdûm olaydum kâşkî
Bülbül olup kârı dilde her dem efġân olmadan
Ḫûb idi vîrânelerde bûm olaydum kâşkî
Muttaṣıl ġam ḫânesinde cân ‘aẕâb ile geçer
İrmeyeydüm bu güne maḥrûm olaydum kâşkî
Bunca ma‘lûmât ile meşhûr olınca ‘âleme
Dürlü mechûlât ile meẕmûm olaydum kâşkî
Şimdi ki ḫalḳuñ ḳatında Türklükdür i‘tibâr
Keşlü tarḫanalarında s̱ûm olaydum kâşkî
Ḳandasa nâ-ehle virürmiş murâdını felek
Mihrî ben de cehl ile ma‘lûm olaydum kâşkî
Günümüz Türkçesiyle
1. Keşke ben varlık âleminin resmiyle hiç çizilmemiş, yani hiç yaratılmamış olsaydım; keşke bu dünyaya gelmeyip yok kalsaydım.
2. Ömrüm her zaman zamanın şiddeti altında geçti. Ah, keşke ezelden bu candan mahrum olsaydım, bana hiç can verilmeseydi. ("Rûzgâr" hem zaman, devir hem de esen rüzgâr demektir.)
3. Keşke önce her bakımdan yoksunluk ve hor görülmeyle anılıp, sonra izzet ve naz içinde kendisine hizmet edilen bir efendi olsaydım.
4. Bülbül olup gönlünde her an işi feryat etmek olacağına, keşke viranelerde bir baykuş olsaydım; bu daha iyiydi.
5. Can, gam evinde durmadan azap içinde geçiyor. Keşke bu günlere hiç ulaşmasaydım, onlardan mahrum kalsaydım.
6. Bunca bilgiyle dünyaya ün salacağıma, keşke türlü bilgisizliklerle kötülenen biri olsaydım.
7. Madem şimdi halkın gözünde itibar Türklükte (kaba, köylü, okumamış olmakta), keşke onların keşli tarhanalarında bir sarımsak olsaydım. (Keş kurutulmuş yoğurt ya da çökelektir; "s̱ûm" sarımsak demektir.)
8. Felek, nerede olursa olsun, muradını ehil olmayana veriyormuş. Ey Mihrî, keşke ben de cahillikle tanınan biri olsaydım.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın yüz seksen ikinci gazeli sekiz beyittir ve remel bahrinin "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Her beyit "kâşkî" (keşke) redifiyle biter; kafiyeyi ise "-ûm" sesiyle kapanan kelimeler kurar: mersûm, ma‘dûm, maḥrûm, maḫdûm, bûm, meẕmûm, s̱ûm, ma‘lûm. Redifin her mısra sonunda tekrarlanan bir dilek kipi olması, gazelin baştan sona bir hayıflanma diliyle akmasını sağlar. Arslan'ın neşrinde gazel yalnız Ü nüshasında gösterilir. Didem Havlioğlu ise yedinci beyti Süleymaniye Kütüphanesi'ndeki bir nüshadan (T 3974, 155b) ve biraz farklı bir okuyuşla aktarır. Gazelin kime ya da hangi vesileyle yazıldığına dair bir kayıt yoktur.
Mihrî'nin divanında aynı redifle yazılmış ikinci bir gazel daha bulunur: "Dergehinde ol şehüñ ma‘lûm olaydum kâşkî" diye başlayan yüz doksan birinci gazel. Âşık Çelebi tezkiresinde Mihrî'nin şiirlerine örnek verirken o gazelden de beyitler aktarır. İki gazel kafiye ve redifte birleşir, hatta ikisinde de sarımsak (s̱ûm) geçer; ama ötekinde keşkeler sevgilinin kapısına yakın olma arzusunu dile getirirken, bu gazelde dünyaya hiç gelmemiş olmayı isteyen karamsar bir ses konuşur.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin ana duygusu bıkkınlık ve sitemdir. Gülşen Kaya, Mihrî'deki usanmışlık halinin bu "kâşkî" redifli gazelde son haddine ulaştığını söyler: şair dünyaya gelmeyip yok olmayı, önce aşağılanıp sonra nazlandırılmayı, bülbül gibi inlemektense viranelerde baykuş olmayı, bilgisiyle meşhur olacağına bilinmezlikle anılmayı ister. Kaya'nın özetiyle, felek ehil olmayana dileğini verdiğine göre en iyisi cahillikle tanınmaktır. Divan şiirinde felekten şikâyet yaygın bir konudur, ancak burada şikâyet aşk acısından çok değerin bilinmemesine yöneliktir; şair kendi bilgisinin, şiirinin karşılık bulmadığı bir dünyadan yakınır.
Beyitler zıt kavramlar üzerine kurulmuştur. Üçüncü beyitte "ḳıllet ü ẕillet" (azlık ve horluk) ile "‘izz ü nâz" (yücelik ve naz), altıncı beyitte "ma‘lûmât" (bilgiler) ile "mechûlât" (bilinmeyenler), "meşhûr" ile "meẕmûm" (kötülenen) karşı karşıya getirilir. Bu tezatlar, gazelin tersine dönmüş dünya fikrini taşır: bilgi kınanır, cehalet ödüllendirilir. Dördüncü beyitteki bülbül ile baykuş karşıtlığı da aynı düşünceye bağlanır. Bülbül divan şiirinde gülün âşığı, sanatın ve inceliğin kuşudur; baykuş ise viranelerde yaşayan uğursuz bir kuş sayılır. Kaya, bu beyitte şairin bülbülken kıymetinin bilinmediğinden yakınarak "baykuş olaydım keşke" dediğini belirtir. İkinci beyitteki "rûzgâr" kelimesi hem zaman hem rüzgâr anlamıyla okunabilir; ömrün rüzgârın şiddetiyle geçmesi, zamanın hoyratlığını somut bir imgeye dönüştürür.
Gazelin en çok tartışılan beyti yedinci beyittir. Kaya, divanda Türklüğün burada cehalet göstergesi olarak kullanıldığını, halk katında Türklüğün itibar görmesinin eleştirildiğini ve Türklük ile tarhana arasında kurulan ilişkinin ilginç olduğunu yazar. Ona göre tarhana divanda yalnız bu beyitte geçer ve klasik yapının dışında bir kullanımla Türklüğün ifadesi olmuştur. Burada "Türk" kelimesinin bugünkü millî anlamıyla değil, o dönemin şehirli edebî çevresinde taşıdığı anlamla, yani köylü, göçebe, kaba ve okumamış insan anlamıyla okunması gerekir.
Didem Havlioğlu, Osmanlı kadın şairleri üzerine yazdığı makaleye bu beyitle başlar ve onu kadın şairin edebî çevredeki kenarda kalmış yerini gösteren bir örnek olarak yorumlar. Havlioğlu'na göre on beşinci yüzyıl sonunda "Türk" kelimesi göçebe ya da köylü anlamının yanında "güzel" anlamına da geliyordu; böylece ilk mısra, sıradan insanlar için şiirdeki tek değerin yüzeydeki güzellik olduğunu ima eder. İkinci mısrada şair, ucuz ve sıradan bir halk yemeği olan tarhananın içinde sarımsak olmayı diler. Havlioğlu bunu, sıradan insanların kaldıramayacağı alışılmadık bir tat olarak kendini sunması biçiminde okur ve tarhananın "çorba"sını yaygın şiirin, sarımsağı ise o şiirin içinde yeri olmayan kadın şairin karşılığı sayar. Aynı yazar beyitte bir tenasüp de görür: sarımsağın eş anlamlılarından birinin "Türk-i rustayan" olması, Türk ile sarımsak arasındaki ilk bakışta tuhaf görünen bağı açıklar. Bu yorum bir araştırmacının okumasıdır, ama beytin alaycı tonu metnin kendisinden de açıkça duyulur.
Makta beyti gazelin düğümünü çözer. Felek muradı ehil olmayana veriyorsa, Mihrî de cahillikle tanınmayı dilemektedir. "Ma‘lûm olmak" (tanınmak, bilinmek) ifadesi altıncı beyitteki "ma‘lûmât" (bilgiler) kelimesiyle aynı kökten gelir; şair bilgisiyle değil, bilgisizliğiyle "bilinmek" ister. Bu kelime oyunu, gazelin acı ironisini son mısrada bir kez daha toplar.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 146, Gazel 182 (Ü 69a); s. 150-151, Gazel 191. ekitap.ktb.gov.tr
- Âşık Çelebi, Meşâ‘irü'ş-Şu‘arâ, hzl. Filiz Kılıç, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı e-kitap, s. 357 (Mihrî maddesi). ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 76, 230, 251, 277, 289. openaccess.firat.edu.tr
Kitaplar
- Didem Havlioğlu, "On the Margins and Between the Lines: Ottoman Women Poets from the Fifteenth to the Twentieth Centuries", Turkish Historical Review 1 (2010), s. 25-27.
Çevrimiçi kaynaklar






