Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün

Böyle cihâna ḫûb yaratdı Ḫudâ seni
Ḫûb itdi ise dimedi ol pür-cefâ seni
Ḥüsnüñ bahârı bulmuş iken revnaḳ ey perî
İrgürmeye ḫazâna ṣaḳın bed-du‘â seni
Çoḳdur cihânda gerçi senüñ mübtelâlaruñ
Ben bende gibi sevmedi bir mübtelâ seni
Hey kime ḳaldı di bu güzellik saña ḳala
Cehd it hemân ki olmayasın bî-vefâ seni
Az it cefâyı ‘âşıḳa göster vefâ yüzin
Her ehl-i ‘aşḳ ḫayr du‘âdan aña seni
Ġırr'olma ḥüsne ḫûbluġuñ eyyâmı tîz geçer
‘Āşıḳlar âhın alma gerekse saña seni
Dime bugün ki ḥüsn ilinüñ pâdişâhıyam
Mihrî gibi felek ider irte gedâ seni

Günümüz Türkçesiyle

1. Tanrı seni dünyaya böyle güzel yarattı; ama seni güzel yarattıysa da sana "cefa dolu ol" demedi. (Beyit iki türlü okunabilir: "ol" emir olarak "ol" diye ya da işaret sıfatı olarak "o cefakâr" diye anlaşılabilir; ikinci okuyuşta mısra "o cefakâr güzel, Tanrı seni güzel yarattıysa da bunu söylemedi" gibi daha kapalı bir anlam verir.)

2. Ey peri, güzelliğinin baharı parlaklığa ermişken, sakın bir beddua seni sonbahara ulaştırmasın, yani güzelliğini soldurmasın.

3. Dünyada sana tutulanlar gerçi çoktur, ama hiçbir tutkun seni bu kulun, yani benim sevdiğim gibi sevmedi.

4. Hey, söyle bakalım, bu güzellik kime kaldı ki sana kalsın? Hiç değilse çalış da vefasız olmayasın.

5. Âşığa cefayı azalt, ona vefa yüzünü göster; böylece her aşk ehli seni hayır duayla ansın. (Mısra kapalıdır. "Aña" kelimesi "anmak" fiilinden "ansın" diye alındığında bu anlam çıkar; "ona" zamiri olarak alınırsa cümlenin fiili eksik kalır.)

6. Güzelliğine mağrur olma, güzelliğinin günleri çabuk geçer. Kendine acıyorsan, yani kendin sana gerekliysen, âşıkların ahını alma. (Ah almak: birinin bedduasını üzerine çekmek. Bu beyit Ü nüshasında yoktur.)

7. Bugün "güzellik ülkesinin padişahıyım" deme; felek yarın seni de Mihrî gibi dilenci eder.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın yüz seksen dördüncü gazeli yedi beyittir ve muzari bahrinin "Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "seni" kelimesidir; kafiye "-â" sesiyle biten kelimelerle kurulur: Ḫudâ, pür-cefâ, bed-du‘â, mübtelâ, bî-vefâ, aña, saña, gedâ. Gazel F, S ve Ü nüshalarında bulunur; altıncı beyit Ü nüshasında yoktur, F'de ise dördüncü beytin ikinci mısraında kelime sırası farklıdır. Gazelin kime ya da hangi vesileyle yazıldığına dair bir kayıt yoktur.

Anlam ve Söz Sanatları

Bu gazelde âşık yalvaran ya da yakınan biri olarak değil, sevgiliye öğüt veren biri olarak konuşur. Redifin "seni" olması, her mısranın sevgiliye doğrudan yöneltilmiş bir söz gibi bitmesine yol açar ve gazele bir nasihat havası verir. Ana düşünce güzelliğin geçiciliğidir: güzellik kimseye kalmamıştır, güzelliğin günleri çabuk geçer, bugünün padişahı yarının dilencisi olabilir. Şair bu gerçekten hareketle sevgiliden cefayı azaltmasını, vefa göstermesini, âşıkların ahını almamasını ister.

Gazelde dua ile bedduanın karşılıklı kullanımı dikkat çeker. İkinci beyitte sevgili bir bedduanın güzelliğini sonbahara ulaştırmasından sakındırılır; beşinci beyitte vefa gösterirse âşıkların onu hayır duayla anacağı söylenir; altıncı beyitte âşıkların ahı, yani bedduası hatırlatılır. "Bed-du‘â", "ḫayr du‘â" ve "âh" kelimeleri arasındaki bu tenasüp, öğüdün dayanağını oluşturur: sevgilinin güzelliği âşıkların dualarına ve bedduasına açıktır.

İkinci beyit mevsim imgesine başvurur. Güzelliğin baharı parlaklık bulmuştur, sonbahar ise güzelliğin solmasıdır. Bahar ile hazan arasındaki bu tezat, divan şiirinde güzelliğin geçiciliğini anlatmanın en bilinen yollarından biridir. "Perî" hitabı ise sevgilinin insanüstü güzelliğini vurgular. Üçüncü beyitte âşık kendini öteki tutkunlardan ayırır. "Ben bende gibi" sözü hem "ben" hem "bende" (kul) kelimelerini yan yana getirerek, âşığın kendini sevgilinin kulu olarak tanıttığı alçakgönüllü bir ifade kurar; ama bu alçakgönüllülük, kimsenin onun gibi sevmediği iddiasıyla birleşir.

Dördüncü beyitteki "Hey kime ḳaldı di bu güzellik saña ḳala" mısraı konuşma diline yakın, canlı bir sorudur. "Ḳaldı" ve "ḳala" kelimelerinin aynı kökten gelişi, sorunun cevabını kendi içinde taşır: güzellik hiç kimseye kalmamıştır, sana da kalmayacaktır. Altıncı beyit aynı düşünceyi "ġırrolma" (aldanma, mağrur olma) uyarısıyla sürdürür.

Makta beyti padişah ile dilenci karşıtlığı üzerine kurulmuştur. "Ḥüsn ilinüñ pâdişâhı" (güzellik ülkesinin padişahı) divan şiirinde sevgili için kullanılan yerleşik bir ifadedir; "gedâ" (dilenci) ise genellikle âşığın kendisi için kullanılır. Mihrî bu iki kalıbı tersine çevirir ve feleğin sevgiliyi de bir gün dilenciye çevireceğini söyler. Gülşen Kaya bu beyti, güzelliğin geçici olduğunu ve feleğin güzellik ülkesinin padişahını, tıpkı Mihrî'ye yaptığı gibi, dilenci yapıverdiğini anlatan bir örnek olarak verir. "Mihrî gibi" benzetmesi böylece iki türlü okunabilir: ya Mihrî bugün aşk yüzünden bir dilenci durumundadır ve sevgiliye kendi halini bir uyarı olarak gösterir, ya da şair, bir zamanlar kendisinin de güzelliğiyle övündüğünü ve feleğin bunu elinden aldığını ima eder. Metin iki okuyuşa da imkân verir.

Kaynakça

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 147, Gazel 184 (F 71b, S 73a, Ü 69b). ekitap.ktb.gov.tr
  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 198. openaccess.firat.edu.tr