Özgün Metin
Vezin: Mef‘ûlü Mefâ‘îlü Mefâ‘îlü Fa‘ûlün
Bu ḫaste göñül derdine dermân yetişdi
Vîrâne göñül taḫtına sultân yetişdi
Zeyn itmege cân gülşenin el-minnetü lillâh
Ol ruḫları gül ṣaçları reyḥân yetişdi
Dil bülbüli feryâd u fiġân itse demidür
Bir ġonca-dehen serv-i ḫırâmân yetişdi
Getürdi ṣabâ peyki cilâ ḫâk-i rehüñden
Tâ gözlerüme kuḥl-ı Ṣıfâhân yetişdi
Cân raḫtını yaġmaladı ol demde ḫayâlüñ
Dil ḫânesine geldi çü mihmân yetişdi
Şükrâne vir ey Mihrî revân yolına cânı
Şâd ol ki bugün devlet ile ḫân yetişdi
Günümüz Türkçesiyle
1. Bu hasta gönlün derdine derman yetişti; harap gönlün tahtına bir sultan geldi.
2. Allah'a şükürler olsun, can bahçesini süslemek için yanakları gül, saçları reyhan olan o güzel yetişti.
3. Gönül bülbülü feryat ve figan etse yeridir, tam zamanıdır; çünkü gonca ağızlı, salınarak yürüyen bir servi boylu geldi.
4. Saba rüzgârı ulağı, yolunun toprağından göze parlaklık veren bir toz getirdi; öyle ki gözlerime İsfahan sürmesi ulaştı. (İsfahan sürmesi en değerli sürme sayılırdı; sevgilinin ayağının bastığı toprak âşığın gözüne sürme olur.)
5. O anda senin hayalin canımın eşyasını yağmaladı; gönül evine bir misafir gibi geldi, yetişti.
6. Ey Mihrî, şükür borcu olarak canını hemen onun yoluna ver; sevin, çünkü bugün devlet ve saadetle birlikte han geldi. ("Revân" hem "hemen, akıp giden" hem de "can, ruh" anlamına gelir. M nüshasında son söz "ḫân" yerine "cân"dır: "bugün devletle can yetişti.")
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın yüz seksen üçüncü gazeli altı beyittir ve hezec bahrinin "Mef‘ûlü Mefâ‘îlü Mefâ‘îlü Fa‘ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "yetişdi" fiilidir; kafiye "-ân" sesiyle kurulur: dermân, sulṭân, reyḥân, ḫırâmân, Ṣıfâhân, mihmân, ḫân. Gazel F, S ve Ü nüshalarında bulunur; nüshalar arasında birkaç kelime farkı vardır. Örneğin F ve S'de ilk mısra "göñül" yerine "dilüñ", F'de üçüncü beyit "demidür" yerine "yeridür" diye okunur. Gazelin kime ya da hangi vesileyle yazıldığına dair bir kayıt yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel bir kavuşma müjdesidir. Mihrî'nin divanında ayrılık ve sitem gazelleri çoğunluktadır; burada ise sevgilinin gelişiyle hasta gönlün derman bulduğu, harap gönül tahtına sultanın oturduğu sevinçli bir an anlatılır. Redifteki "yetişdi" fiili bu sevince bir aceleyle varış duygusu katar. Derman, sultan, güzel, ulak, misafir ve han, her beyitte ayrı bir kılıkta yetişip gelir.
İlk beyitte iki ayrı benzetme yan yana durur. Gönül hem bir hastadır, sevgili onun dermanıdır; hem de harap bir ülkedir, sevgili onun tahtına çıkan sultandır. "Vîrâne" ile "taḫt" arasındaki karşıtlık, sevgilinin gelişinin yıkıntıyı bir saltanat merkezine çevirdiğini düşündürür. İkinci beyit gül bahçesi imgesine geçer. Gülşen Kaya, âşığın can gülşenini süsleyen şeyin sevgilinin gül yanakları ve reyhan saçları olduğunu bu beyitten örnek vererek gösterir. Can bir bahçe, sevgilinin yüzü gül, saçı reyhan olunca, üçüncü beyitte gönlün bülbüle dönüşmesi kendiliğinden gelir. Gül, bülbül, gonca ve servi aynı bahçenin unsurları olarak bir tenasüp oluşturur. "Ġonca-dehen" (gonca ağızlı) ve "serv-i ḫırâmân" (salınan servi) sevgilinin küçük ağzını ve uzun, salınan boyunu anlatan alışılmış teşbihlerdir.
Dördüncü beyit divan şiirinin sık kullanılan bir mazmununa dayanır. Kaya, divanda ulak olarak karşımıza sabanın çıktığını, sabanın âşığa sevgiliden haber getirdiğini ve "peyk-i sabâ"nın sevgilinin ayağının toprağını âşığa ulaştırdığını belirtir. Âşık için bu toprak, göze görme gücü veren İsfahan sürmesidir. Kaya başka bir yerde, sürmenin de toz halinde olması ve göze parlaklık vermesi yüzünden sevgilinin ayak toprağının sürmeye benzetildiğini, en iyi sürmelerin elde edildiği İsfahan'la birlikte anıldığını açıklar. Beyitteki "cilâ" kelimesi de bu göz parlaklığına bağlanır.
Beşinci beyit kavuşma sevincine bir tatlı tedirginlik ekler. Sevgilinin hayali gönül evine misafir olarak gelmiş, ama gelir gelmez canın eşyasını yağmalamıştır. Misafir ile yağmacının aynı kişide birleşmesi, sevgilinin hem beklenen hem de âşığı yok eden varlık olduğunu gösterir. Makta beytinde şair kendine seslenir ve şükür borcu olarak canını sevgilinin yoluna vermesini söyler. "Revân" kelimesi burada iki anlamlıdır: "revân vir" hemen ver demektir, ama "revân" aynı zamanda can, ruh anlamına gelir ve mısradaki "cân" kelimesiyle bir tenasüp kurar.
Son mısradaki "devlet ile ḫân yetişdi" sözü, ilk beyitteki "sultân" kelimesiyle birlikte gazelin başını ve sonunu birbirine bağlar. Sevgiliyi sultan ve han olarak anmak divan şiirinin alışılmış dilidir. Bu sözlerin gerçek bir hükümdarın ya da şehzadenin gelişine işaret edip etmediğini gösteren bir kayıt yoktur. M nüshasında son kelimenin "cân" olarak geçmesi de beytin iki türlü okunabileceğini gösterir: ya devletle birlikte han gelmiştir ya da devletle birlikte âşığın kaybettiği can geri dönmüştür.
Kaynakça
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 146-147, Gazel 183 (F 69b, S 71b, Ü 69a). ekitap.ktb.gov.tr
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 80, 87, 149, 188. openaccess.firat.edu.tr






