Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün

Bîmâr-ı ‘aşḳa düşenüñ olur mı ṭâḳati
Ey dil hemîşe böyledür ‘aşḳuñ ‘alâmeti
Ḳanġı derûnı ney gibi nâlân itmedi
Ḳanġı demâġı yaḳmadı ‘aşḳuñ ḥarâreti
Bu meclis içre sînesi kimüñ def olmadı
Çeng gibi kimüñ olmadı ḫam serv-ḳâmeti
Bir gün ola iñen daḫi ġam çekme ḫaste dil
Dilber müyesser ola bulasın selâmeti
Her cevr ü her cefâyı saña ṭâli‘uñ ider
İtme iñende Mihrî felekden şikâyeti
Ṭabluñ âvâzı sem‘a ıraḳdan ḳaba gelür
İtseñ yeg idi sen bu hevâdan ferâġati

Günümüz Türkçesiyle

1. Aşk hastalığına düşenin hiç takati olur mu? Ey gönül, aşkın alameti her zaman böyledir.

2. Aşkın harareti hangi gönlü ney gibi inletmedi, hangi beyni yakıp kavurmadı?

3. Bu mecliste kimin göğsü def olmadı, yani dövülmedi? Kimin servi gibi boyu çeng gibi iki büklüm olmadı? (Def elle vurularak çalınan çalgıdır; çeng eğri gövdeli bir telli çalgıdır.)

4. Ey hasta gönül, artık o kadar gam çekme; bir gün olur, sevgili sana nasip olur ve kurtuluşa erersin.

5. Ey Mihrî, sana her zulmü ve her cefayı talihin yapıyor; felekten o kadar şikâyet etme.

6. Davulun sesi kulağa uzaktan kaba gelir; sen bu hevesten vazgeçsen daha iyi olurdu. ("Hevâ" hem heves, istek hem de hava, ezgi anlamına gelir; beyit iki türlü okunabilir: davulun gürültüsü gibi aşk da kaba ve yorucudur, ondan vazgeç; ya da bu çalgı havasından, yani meclis eğlencesinden el çek. Bu beyit F ve S nüshalarında yoktur.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın yüz seksen beşinci gazeli altı beyittir ve muzari bahrinin "Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Gazelin redifi yoktur; kafiye "-âti" ve "-eti" sesleriyle biten Arapça kökenli kelimelerle kurulur: ṭâḳati, ‘alâmeti, ḥarâreti, ḳâmeti, selâmeti, şikâyeti, ferâġati. Gazel F, S ve Ü nüshalarında bulunur. Mihrî mahlası beşinci beyitte geçer; altıncı beyit yalnız Ü nüshasında vardır ve öteki iki nüshada gazel mahlas beytiyle biter. Mahlas beytinden sonra gelen bu beyit, nazım şeklinin olağan düzeninin dışında kalır. Gazelin kime ya da hangi vesileyle yazıldığına dair bir kayıt yoktur.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin konusu aşkın kendisidir. Şair belirli bir sevgiliden çok, aşkın insanda bıraktığı izleri anlatır: takatsizlik, inleme, yanma, göğüs dövme, boyun bükülmesi. Gülşen Kaya, divanda aşkın âşığın yüzünü sarartan, belini büken bir hastalık, bir "illet-i sevdâ" olarak işlendiğini söyler ve aşk hastasının takati kalmadığını, aşkın alametinin de bu olduğunu anlatan ilk beyti örnek verir. "Bîmâr" (hasta) ile "ṭâḳat" (güç) arasındaki ilgi, beyti açıklayıcı bir hükme dönüştürür.

Gazelin en belirgin söz sanatı mûsiki terimleriyle kurulan tenasüptür. İkinci beyitte ney, üçüncü beyitte def ve çeng, altıncı beyitte "ṭabl" (davul) geçer. Kaya, aşkın hararetinin âşığı ney gibi inlettiğini, göğsünü def, boyunu çeng ettiğini belirtir. Ney içi oyuk bir kamıştır; "derûn" (iç) kelimesiyle birlikte kullanılması, inleyen gönlün de neyin içi gibi boşaltılmış, yanmış olduğunu düşündürür. Def vurularak çalınır, göğsün def olması göğüs dövmeyi anlatır. Çengin eğri gövdesi ise servi gibi dik olan boyun gamla iki büklüm olmasına benzetilir. Servi ile çeng arasındaki bu karşıtlık, düz ile eğrinin bir tezadıdır. "Bu meclis içre" sözü, bu çalgıların çalındığı bir sohbet meclisini sahneye koyar: mecliste çalgılar inler, âşıkların gönülleri de onlarla birlikte inler.

Dördüncü ve beşinci beyitlerde şair önce gönlüne, sonra kendine seslenerek teselli verir. Gönül bir gün sevgiliye kavuşacak, selamete erecektir. Beşinci beyitte ise şikâyetin yönü değişir. Kaya, divanda feleğe yöneltilen sitemlere karşı şairin asıl şikâyet edilmesi gerekenin felek değil talih olduğunu vurguladığını söyler ve bu beyti örnek gösterir. Felek ile talih divan şiirinde çoğu zaman yan yana anılır; burada aralarına bir ayrım konur ve cefanın kaynağı kişinin kendi yıldızı, kendi talihi olarak gösterilir.

Altıncı beyit bir atasözü havası taşır. Bugün "Davulun sesi uzaktan hoş gelir" biçiminde bilinen söz akla gelir; ama neşirdeki metinde "ḳaba" okunur ve anlam tersine döner: davulun sesi uzaktan bile kulağa kaba gelir. "Hevâ" kelimesinin hem heves hem de çalgı havası anlamına gelmesi, beyti önceki mûsiki imgeleriyle bağlar ve bir tevriye oluşturur. Bu beytin yalnız bir nüshada bulunması ve mahlas beytinden sonra gelmesi yüzünden, gazelin asıl bitişinin beşinci beyit olması da mümkündür.

Kaynakça

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 147-148, Gazel 185 (F 68b, S 70b, Ü 69b). ekitap.ktb.gov.tr
  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 238, 243, 251. openaccess.firat.edu.tr