Özgün Metin

Vezin: Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Fa‘ûlün

Cihân içinde bir ḫûba Güvâhî
Seni Ḥaḳ mübtelâ ḳılsun İlâhî
Ruḫı bâġında bülbül-veş ḥabîbüñ
Fiġân u nâle ile eyle âhı
Ṭaḳup boynuña zülfi rîsmânın
Zenaḫdânında ḳılsun saña çâhı
Yaḳup cânuñ fetîlin ġam şebinde
Uyarsun ‘âlemüñ bir mihr ü mâhı
Lebi câm-ı meyinden yâd ḳılsun
Seni meclisde bir boynı sürâhî
Dem-â-dem ṣu yerine ḳanuñ içsün
Kemân-ebrûlaruñ çeşmi siyâhı
Ser-i zülfine ber-dâr itsün âḫir
Seni bir ḥüsn ilinüñ pâdişâhı
Mu‘âyin işbu şi‘ri ger ṣorarsañ
Nedür dirseñ Güvâhî'nüñ günâhı
Ki birḳaç beytüñ ile Mihrî'yi sen
Niçün yâd eylemezsin gâhi gâhî

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey Güvâhî, Allah'ım, Hak seni dünyada bir güzele tutkun etsin.

2. Sevgilinin yanağının bahçesinde bülbül gibi feryat ve inleyişle ah edip dur.

3. Saçının ipini boynuna takıp çene çukurunu sana bir kuyu etsin, seni oraya sarkıtsın.

4. Gam gecesinde canının fitilini yakıp dünyanın bir güneşi ve ayı olan güzel seni uykusuz bıraksın.

5. Boynu sürahi gibi uzun bir güzel, mecliste seni dudağının şarap kadehinden yoksun bıraksın. (Beyit iki türlü okunabilir: "yâd" kelimesi "yabancı" anlamında alınırsa güzel seni dudağının kadehine yabancı tutsun, ondan mahrum bıraksın; "anma" anlamında alınırsa mecliste dudağının kadehiyle seni yalnızca ansın, ama içirmesin.)

6. Kaş kemanlı güzellerin kara gözü her an su yerine senin kanını içsin.

7. Sonunda güzellik ülkesinin bir padişahı seni saçının ucunda darağacına assın.

8. Bu şiirin ne demek olduğunu açıkça sorarsan, "Güvâhî'nin günahı nedir?" dersen,

9. (cevabı şudur:) Sen niçin birkaç beytinle Mihrî'yi ara sıra olsun anmazsın?

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın yüz seksen altıncı gazeli dokuz beyittir ve hezec bahrinin "Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Fa‘ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif yoktur; kafiye "-âhî" ve "-âhı" sesleriyle kurulur: Güvâhî, İlâhî, âhı, çâhı, mâhı, sürâhî, siyâhı, pâdişâhı, günâhı, gâhî. Neşir şiiri gazeller arasında verir ve ilk beytin iki mısraının kafiyeli olması gazel düzenine uyar. Gazel dört nüshadan yalnız Ü nüshasında bulunur. Mihrî adı son beyitte, şiirin muhatabı Güvâhî'nin adı ise ilk ve sekizinci beyitlerde geçer.

Şiir Âşık Çelebi'nin Meşâ‘irü'ş-Şu‘arâ adlı tezkiresinde de yer alır. Âşık Çelebi onu "kıt‘a" diye anar ve yedi beyit olarak verir; divandaki ikinci ve altıncı beyitler tezkirede yoktur. Tezkire metninde sekizinci beyit "Me’âlin işbu naẓmuñ ger ṣorarsañ" (bu nazmın anlamını sorarsan), dokuzuncu beyit "Bir iki beytüñ ile Mihriyi sen" diye okunur. Neşrin dipnotları da Âşık Çelebi'deki bu farkı kaydeder.

Tarihî Bağlam

Bu şiir, Mihrî'nin kime yazdığı kesin olarak bilinen az sayıdaki şiirinden biridir. Âşık Çelebi, Mihrî'nin Güvâhî ile çağdaş olduğunu, ikisinin birbirleriyle latifeleştiğini ve Mihrî'nin bu kıt‘ayı yazıp Güvâhî'ye gönderdiğini anlatır. Gülşen Kaya da Mihrî ile Güvâhî'nin birbirlerine karşılıklı şiirler gönderdiklerini, latifeler yazıp şakalaştıklarını bu gazelin açıkça gösterdiğini belirtir.

Güvâhî, on altıncı yüzyılın ilk yarısında yaşamış bir şairdir. Kaynaklarda Geyveli olarak anılır; asıl adının Mehmed olduğu kaydedilir. İlk dönem tezkireleri onun timar sahibi bir sipahi olduğunu söyler. Asıl ünü, aruzun "Mefâilün Mefâilün Feûlün" kalıbıyla mesnevi tarzında yazdığı 2133 beyitlik Pend-nâme'sinden gelir; içinde çok sayıda atasözü ve deyim bulunan bu öğüt kitabı 1526 yılında tamamlanmıştır. Ölüm tarihi için kaynaklar farklı yıllar verir, ancak Mustafa İsen Pend-nâme'nin yazılış tarihine dayanarak şairin 1526'dan sonra öldüğünü gösterir. İsen, eserin dil ve anlatım bakımından basit bulunduğu için tezkirelerce pek beğenilmediğini de not eder; Kaya da Güvâhî'yi şiirlerinde atasözü ve deyimlere çok yer vermesiyle tanınan, ama güçlü olmayan bir şair diye tanıtır. Mihrî'nin bu gazelinin, Güvâhî'nin Pend-nâme'si ile aynı aruz kalıbında yazılmış olması dikkat çeker; bunun bilinçli bir seçim olup olmadığı bilinmez.

Anlam ve Söz Sanatları

Şiir baştan sona şaka yollu bir beddua zinciridir. Kaya'nın ifadesiyle şair Güvâhî'ye şaka yollu beddua etmekte, onun bir güzele tutkun olmasını dilemekte, güzel uğruna eziyet çekmesini istedikten sonra da bedduaların sebebini açıklamaktadır. Şiirin inceliği, bu bedduaların her birinin divan şiirinin bilinen aşk mazmunlarından kurulmasıdır. Mihrî, Güvâhî'ye âşıkların başına gelen her şeyi diler: yanak bahçesinde bülbül gibi inlemek, zülüf ipiyle çene çukuru kuyusuna sarkıtılmak, gam gecesinde can fitilini yakmak, kaş kemanlı güzellerin kara gözüne kanını içirmek, sonunda da sevgilinin zülfünde darağacına asılmak.

Üçüncü beyitte sevgilinin zülfü bir ipe, çene çukuru bir kuyuya benzetilir; "rîsmân" (ip) ile "çâh" (kuyu) arasında tenasüp vardır ve âşık, boynuna geçirilen bu iple kuyuya sarkıtılan biri olarak düşünülür. Dördüncü beyitte canın bir kandil fitili gibi yanması ve gece imgesi, "mihr ü mâh" (güneş ve ay) sözüyle aydınlıkla karanlığı karşı karşıya getirir. Beşinci beyitte sevgilinin dudağı şarap kadehine, boynu sürahiye benzetilir. Kaya bu beyti divandaki meclis eşyaları arasında anar. Altıncı beyitte "kemân-ebrû" (yay kaşlı) ve "çeşm-i siyâh" (kara göz) ile güzelin gözü kan içen bir zalim olarak gösterilir. Yedinci beyitte zülfün darağacına benzetilmesi ile "ḥüsn ilinüñ pâdişâhı" ifadesi, aşk ülkesinde âşığı idam ettiren bir hükümdar sahnesi kurar.

Son iki beyit şiirin nüktesini açar. Okur buraya kadar bu kadar bedduanın nedenini merak eder ve şair soruyu kendisi sorar: Güvâhî'nin günahı nedir? Cevap beklenmedik ölçüde küçüktür: Güvâhî şiirlerinde Mihrî'yi ara sıra olsun anmamaktadır. Dokuzuncu beyitteki "yâd eylemek" (anmak) ifadesi, beşinci beyitteki "yâd ḳılsun" sözünü yankılar. Bütün bu ağır aşk bedduaları, bir şair dostun ötekinden birkaç beyitlik bir anılma beklemesine bağlanır.

Şiir, Mihrî'nin erkek şairlerle eşit bir dille şakalaşabildiğini gösteren bir belge olarak da değerlidir. Tezkirelerde Necâtî, Maḳâmî ve Ḫâtemî ile olan atışmaları da anlatılır; bu şiirde Mihrî, divan şiirinde çoğunlukla erkek âşığın diliyle kurulan mazmunları bir erkek şaire yöneltir ve onu âşık yerine koyar. Şakanın gücü, Mihrî'nin bu kalıpları ustalıkla bilmesinden ve onları bir dost latifesine çevirebilmesinden gelir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 148, Gazel 186 (Ü 69b). ekitap.ktb.gov.tr
  • Âşık Çelebi, Meşâ‘irü'ş-Şu‘arâ, hzl. Filiz Kılıç, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı e-kitap, s. 356-357 (Mihrî maddesi). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 65-66, 287. openaccess.firat.edu.tr

Kitaplar

  • Mustafa İsen, "Güvâhî, Mehmed", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (TEİS), Ahmet Yesevi Üniversitesi, 2014. teis.yesevi.edu.tr