Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Mefâ‘îlü Mefâ‘îlü Fa‘ûlün

Ḫoş rûḥa ġıdâ idi ṣanem ḥüsni nevâsı
İllâ nidelüm vardur anuñ daḫi fenâsı
Bir ġonca-i ter ṣaḥn-ı çemende açılınca
Anuñla bile bitmese biñ ḫâr-ı cefâsı
Bülbül nice feryâd u fiġân eylemesün kim
Bir heftelige hem-demidür ġonca ṣafâsı
Ġırr'olmañ iñen ḥüsnüñüz'ey ḫûb ṣanemler
Gül ‘ömri gibi tîz geçer ḥüsn beḳâsı
Bu güni bahâr ise vü yarını ḫazândur
Kendüye ḳalur her kişinüñ yüzi ḳarası
Bir devr idi ser-defter-i ḫûbân idi Mihrî
Şimdi görüñ uş her güzelüñ oldı gedâsı

Günümüz Türkçesiyle

1. Güzelin (put gibi sevgilinin) güzelliğinden gelen nağme, ruha hoş bir gıda idi; ama ne yapalım, onun da bir sonu, bir yok oluşu var. ("Nevâ" hem nağme, ses hem de azık, nasip demektir; "gıda" kelimesiyle bu ikinci anlamı da duyulur.)

2. Bahçenin ortasında taze bir gonca açılınca, keşke onunla birlikte binlerce cefa dikeni de bitmeseydi. (Beyit iki türlü okunabilir: bir dilek olarak "keşke dikenleri de çıkmasaydı", ya da bir yakınma olarak "gonca açılınca bin cefa dikeni de onunla birlikte biter".)

3. Bülbül nasıl feryat edip inlemesin; goncanın sunduğu safa ona ancak bir haftalık arkadaştır. (Gül mevsimi kısadır; bülbülün sevinci de o kadar sürer.)

4. Ey güzel sevgililer, güzelliğinize pek fazla güvenip aldanmayın; güzelliğin sürekliliği gülün ömrü gibi çabucak geçer.

5. Bugün bahar ise yarın sonbahardır; herkesin yüz karası kendisine kalır. (Güzellik gider, ama güzelin yaptığı cefanın ayıbı onun üzerinde kalır.)

6. Bir zamanlar Mihrî güzellerin defterinin başında yazılıydı, yani güzellerin önde geleniydi; şimdi bakın, her güzelin kapısında dilenci oldu.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın yüz doksanıncı gazeli altı beyittir ve hezec bahrinin "Mef‘ûlü Mefâ‘îlü Mefâ‘îlü Fa‘ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Gazel redifsiz sayılabilir; mısra sonlarında tekrarlanan "-sı" iyelik ekidir, asıl kafiye "-â" sesiyle kurulur: nevâsı, fenâsı, cefâsı, ṣafâsı, beḳâsı, gedâsı. Beşinci beyitteki "ḳarası" kelimesi bu dizinin içinde ses bakımından gevşek kalır; kısa "a" vezin gereği uzatılarak okunur ve kafiyeye uydurulur. Gazel Arslan neşrinde F, S ve Ü nüshalarına dayanır; nüsha farkları küçük imla ayrılıklarıdır. En dikkat çekeni dördüncü beyitteki "iñen ḥüsnüñüz'ey" okuyuşunun F nüshasında "ḥüsnüñüze" biçiminde geçmesidir. Didem Havlioğlu'nun elektronik metninde gazel 195 numarayla yer alır ve aynı yer "igen ḥüsnüñüze ey" diye okunur; anlam her iki okuyuşta da "güzelliğinize fazla güvenmeyin" yönündedir. Gazelin kime ya da hangi vesileyle yazıldığına dair bir kayıt yoktur.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin konusu güzelliğin geçiciliğidir ve bu düşünce baştan sona gül bahçesi imgeleriyle işlenir. İlk beyit güzelliği ruhun gıdası olan bir nağmeye benzetir, ikinci mısraında ise hemen bu nağmenin de "fenâ"sı, yani sonu olduğunu hatırlatır. Böylece gazelin daha ilk beytinde zevk ile yokluk yan yana konur. İkinci beyitte gonca ile diken, divan şiirinin bilinen ikilisi olarak karşımıza çıkar: güzellik açar, ama yanında cefa dikenleri de biter. Üçüncü beyit gül ile bülbül mazmununa geçer. Bülbülün feryadı burada yalnız aşk acısından gelmez; goncanın safası ona ancak bir haftalık arkadaşlık eder ve bülbül bu kısa ömrün yasını tutar. Beyitteki "bülbül", "feryâd", "fiġân", "ġonca" ve "ṣafâ" kelimeleri aynı tablonun parçalarıdır ve tenasüp oluşturur.

Dördüncü beyit, önceki üç beyitte dolaylı söyleneni doğrudan bir öğüde çevirir ve güzellere seslenir: güzelliğinize aldanmayın, onun ömrü gül ömrü kadardır. Gülşen Kaya, gülün divan şiirinde gençlik, tazelik ve güzelliğin sembolü olduğunu, ama çabuk dağılması yüzünden güzelliğin geçiciliğini de anlattığını belirtir ve bu beyti örnek gösterir. Beşinci beyitte bahar ile hazan arasında tezat kurulur: bugün bahar olan yarın sonbahardır. Kaya bu beyti, sonbaharın divanda güzelliğin sona ermesi, ömrün tükenmesi ve ihtiyarlık için kullanıldığı örnekler arasında anar. Beytin ikinci mısraı "yüz karası" deyimiyle bir ahlak yargısı ekler; güzellik geçip gider, ama güzelin âşığa yaptığı cefanın ayıbı kendisinde kalır. Bahar ve hazan renklerinin arasında "ḳara" kelimesinin yer alması da beyte renk bakımından bir uyum katar.

Makta beyti gazelin bütün düşüncesini şairin kendi üzerine çevirir. Mihrî bir zamanlar "ser-defter-i ḫûbân", yani güzeller defterinin başında yazılan kişi olduğunu, şimdi ise her güzelin kapısında dilenci olduğunu söyler. Defterin başı ile dilencilik arasındaki karşıtlık beytin asıl çarpıcılığını oluşturur. Benzer bir düşünce divanın 184. gazelinin makta beytinde de vardır: "Dime bugün ki hüsn ilinüñ pâdişâhıyam / Mihrî gibi felek ider irte gedâ seni." Kaya bu beyti yorumlarken güzelliğin geçici olduğunu, feleğin güzellik ülkesinin padişahını bir anda dilenciye çevirebileceğini, tıpkı Mihrî'ye yaptığı gibi, söyler. Erkek şairlerin gazellerinde güzel olan hep sevgilidir; burada ise kendi geçmiş güzelliğini anan bir kadın şairin sesi duyulur. Mehmet Arslan da tezkirelere dayanarak Mihrî'nin gençliğinde çok güzel, hoş sohbet bir kadın olarak anıldığını kaydeder. Beytin bu bilgiyle örtüşmesi dikkat çekicidir; ancak gazelin şairin hangi yaşında yazıldığını gösteren bir kayıt yoktur ve makta beytinde kendini bu şekilde anmak divan şiirinin alışılmış söyleyişlerinden biridir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 150, Gazel 190 (F 73a, S 75a, Ü 71b); giriş s. 6. ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 198, 266, 284. openaccess.firat.edu.tr

Diğer kaynaklar

  • Didem Havlioğlu (ed.), "Ğazeliyyāt-ı Mihri-i Hāqīre", türkoloji-iran, 2007 (gazelin farklı bir çeviriyazısı, 195. gazel).

Çevrimiçi kaynaklar