Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Dost nâzük yâr imişsin böyle bilmezdüm seni
Dil yaḳıcı nâr imişsin böyle bilmezdüm seni
Cevr ile ‘âşıḳlaruñ od yaḳdurursın başına
Ḫayli ḫoş seḥḥâr imişsin böyle bilmezdüm seni
Gül gibi yüze güler didüklerince dostum
Şimdi bildüm var imişsin böyle bilmezdüm seni
Göñlin aldum âl ile dirdüñ ḫoş inkâr eyledüñ
Hey ne bî-iḳrâr imişsin böyle bilmezdüm seni
Göñli ayruḳlara virmişsin dil ile ḫoş beni
Āh kim aldar imişsin böyle bilmezdüm seni
Cümle ‘âlem ḫalḳını aġyâr idindüm seni yâr
Sen daḫi aġyâr imişsin böyle bilmezdüm seni
Ey ki düşdüñ Mihrî her bir bî-vefânuñ pâyına
Sen daḫi bî-‘âr imişsin böyle bilmezdüm seni

Günümüz Türkçesiyle

1. Dost, sen meğer nazlı, kırılgan bir sevgiliymişsin, seni böyle bilmezdim; meğer gönül yakan bir ateşmişsin, seni böyle bilmezdim. ("Nâzük" hem ince, zarif hem de alıngan, nazlı demektir.)

2. Zulmünle âşıkların başında ateş yaktırıyorsun; meğer pek hoş bir büyücüymüşsün, seni böyle bilmezdim.

3. Dostum, senin için "gül gibi yüze güler" derlerdi; şimdi anladım ki gerçekten öyleymişsin, seni böyle bilmezdim. ("Yüze gülmek" görünüşte güler yüz gösterip arkadan aldatmak demektir; gülün açılması da "gülmek" diye anılır.)

4. "Gönlünü hileyle aldım" dedin, sonra bunu güzelce inkâr ettin; hey, ne sözünde durmaz biriymişsin, seni böyle bilmezdim. (Beyit iki türlü okunabilir: "âl" hem hile hem de kırmızı renk demektir; mısra "gönlünü al yanağınla aldım" diye de anlaşılabilir.)

5. Gönlünü yabancılara vermişsin, beni ise tatlı dille oyalamışsın; ah, meğer aldatıcıymışsın, seni böyle bilmezdim.

6. Bütün dünya halkını yabancı, yalnız seni yâr bildim; meğer sen de yabancıymışsın, seni böyle bilmezdim.

7. Ey her vefasızın ayağına düşen Mihrî, meğer sen de utanmazmışsın, seni böyle bilmezdim.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Yüz doksan üçüncü gazel yedi beyittir ve remel bahrinin "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif uzun bir cümledir: "imişsin böyle bilmezdüm seni". Kafiye "-âr" sesiyle kurulur: yâr, nâr, seḥḥâr, var, bî-iḳrâr, aldar, aġyâr, bî-‘âr. Uzun redifler gazelin anlamını belirler; her beyit bu cümleyle bitince şiir baştan sona bir hayal kırıklığının dökümüne dönüşür. Gazel Arslan neşrinde F, S ve Ü nüshalarına dayanır; ikinci beyitte F nüshası "‘âşıḳlarınuñ", S nüshası "yaġdurursun" okur. Havlioğlu'nun elektronik metninde gazel 198 numarayla yer alır; orada beşinci beytin ilk mısraı "Göñli ıraḳlara virmişsin", yani "gönlünü uzaktakilere vermişsin" biçimindedir. Gazelin kime ve hangi vesileyle yazıldığına dair tezkirelerde bir kayıt yoktur.

Anlam ve Söz Sanatları

Sıtkı Nazik, "imişsin böyle bilmezdüm seni" redifinin umulanın aksine şaşırtıcı bir durumla karşılaşıldığını gösterdiğini söyler; şair çoğu zaman sevgilinin olumsuz yönlerini vurgulayarak sözü bu cümleyle bitirir. Redifteki "-mış" eki bu şaşkınlığın dil bilgisindeki karşılığıdır: âşık bir şeyi sonradan öğrenmiş, meğer öyle olduğunu anlamıştır. Gazelin her beyti sevgilinin bir başka yüzünü ortaya çıkarır: nazlı, yakıcı, büyücü, iki yüzlü, sözünde durmaz, aldatıcı ve sonunda yabancı.

İlk beyitte "nâzük yâr" ile "nâr" arasında ses benzerliği vardır; sevgilinin inceliği ile yakıcılığı yan yana konur. Gülşen Kaya bu beyti, sevgilinin gönlü yakması yönüyle ateşe benzetildiği örnekler arasında anar. İkinci beyitte sevgili âşıkların başında ateş yaktıran bir sihirbazdır; ateş ile büyü birbirini tamamlar. Üçüncü beyit "yüze gülmek" deyimini gülün açılmasıyla birleştirir. Sevgilinin "gül gibi yüze güldüğü" söylenir; gül, güzel ve güler yüzlüdür, ama deyim aynı zamanda iki yüzlülüğü anlatır. Bu çift anlam beyti tevriyeye yaklaştırır. Dördüncü beyitte "âl" kelimesi hem hile hem de kırmızı renk anlamına gelir; sevgilinin al yanağı ile hilesi aynı kelimede buluşur.

Altıncı beyit gazelin düğüm noktasıdır. Âşık bütün dünyayı "aġyâr" (yabancı, rakip) saymış, yalnız sevgiliyi "yâr" bilmiştir; şimdi onun da aġyâr olduğunu görür. "Yâr" ile "aġyâr" arasındaki karşıtlık beyti taşır. Makta beytinde ise redifin yönü değişir. Şimdiye kadar sevgiliye söylenen "seni böyle bilmezdim" sözü bu kez şairin kendisine döner: her vefasızın ayağına düşen Mihrî de utanmaz çıkmıştır. Sitemin sonunda kendini de suçlayan bu söyleyiş gazele samimi bir ton katar.

Aynı vezin, kafiye ve redifle Amasyalı Tâcîzâde Cafer Çelebi'nin de bir gazeli vardır. Nazik, iki gazeli karşılaştırırken Cafer Çelebi'nin bir beytinin ikinci mısraının ("Hey ne nâzük yâr imişsin böyle bilmezdüm seni") Mihrî'nin ilk mısraını âdeta tekrar ettiğini belirtir. Ona göre Mihrî sevgilinin cevrini ateş ve sihirle, Cafer Çelebi ise diken ve kayıtsızlıkla ilişkilendirir. Nazik bu ortaklıkların nazireyi akla getirdiğini, ancak Mecma‘u'n-Neẓâ’ir ve Pervâne Bey Mecmuası'nda iki şair arasında bir nazire kaydı bulunmadığını da ekler. Hangi gazelin önce yazıldığı bilinmemektedir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 151-152, Gazel 193 (F 72a, S 73b, Ü 72b). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • Sıtkı Nazik, "Benzer Redifli Şiirleri Bağlamında Mihrî Hatun ve Tâcî-zâde Cafer Çelebi'nin Karşılaştırılması", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya 2017, s. 138, 140, 145, 147.
  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 273. openaccess.firat.edu.tr

Diğer kaynaklar

  • Didem Havlioğlu (ed.), "Ğazeliyyāt-ı Mihri-i Hāqīre", türkoloji-iran, 2007 (gazelin farklı bir çeviriyazısı, 198. gazel).

Çevrimiçi kaynaklar