Özgün Metin
Vezin: Fâ‘lâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Ḫâbdan açdum gözüm nâ-gâh ḳaldurdum seri
Ḳarşuda gördüm ṭurur bir mâh-rûy-ı dilberi
Ṭâli‘im sa‘d oldı yâḫud ḳadre irdüm ġâlibâ
Kim maḥallem içre gördüm gice ṭoġmış Müşterî
Nûr aḳar gördüm cemâlinden egerçi ẓâhirâ
Kendüsi beñzer müselmâna libâsı kâfirî
Gözümi açup yumunca oldı çeşmümden nihân
Şöyle teşḫîṣ itdüm anı yâ melekdür yâ perî
İrdi çün âb-ı ḥayâta Mihrî ölmez ḥaşre dek
Gördi çün ẓulmet şebinde ol ‘ayân İskender'i
Günümüz Türkçesiyle
1. Uykudan gözümü açtım, ansızın başımı kaldırdım; karşımda ay yüzlü bir dilberin durduğunu gördüm.
2. Ya talihim uğurlu çıktı ya da galiba Kadir gecesine erdim; çünkü bulunduğum yerde gece doğmuş Müşteri yıldızını gördüm. (Müşteri, Jüpiter gezegenidir ve en uğurlu yıldız sayılırdı. Kadir gecesi, dileklerin kabul edildiğine inanılan kutsal gecedir.)
3. Gerçi yüzünden açıkça nur aktığını gördüm; kendisi Müslümana benziyor, ama giysisi kâfir giysisi.
4. Gözümü açıp kapayıncaya kadar gözümden kayboldu; onu şöyle teşhis ettim: ya melektir ya peri.
5. Mihrî madem âb-ı hayata, ölümsüzlük suyuna erdi, artık kıyamete kadar ölmez; çünkü karanlık gecede o İskender'i açıkça gördü. (Efsaneye göre İskender âb-ı hayatı karanlıklar ülkesinde aramış, ama bulamamıştı.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın yüz seksen dokuzuncu gazeli beş beyittir ve neşirde "Fâ‘lâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" diye gösterilen remel kalıbıyla yazılmıştır. Gazelin redifi yoktur; kafiye "-erî" ve "-eri" sesleriyle kurulur: seri, dilberi, Müşterî, kâfirî, perî, İskender'i. Arslan'ın neşrinde gazel dört nüshadan yalnız Ü nüshasında gösterilir. Gazel tezkirelerde de geçer: Âşık Çelebi birinci, üçüncü ve beşinci beyitleri, Latîfî ise yalnız makta beytini aktarır. Âşık Çelebi'nin metninde ilk beytin ikinci mısraı "Ḳarşuda gördüm ṭurur bir mâh-çihre dil-beri" diye okunur; tezkirenin bazı nüshalarında "ḳarşuda" yerine "ḳarşuma" vardır.
Tarihî Bağlam
Bu gazel, Mihrî'nin hayatı hakkındaki en bilinen rivayete bağlanır. Latîfî, Mihrî'nin Sinan Paşa'nın oğlu İskender Çelebi'ye büyük bir sevgi ve muhabbetle gönül bağladığını, onun hakkında pek çok şiirle tutkusunu açığa vurduğunu, ama bu sevginin bir kavuşmayla sonuçlanmadığını yazar ve bu şiirlerin bir makta beyti olarak gazelin son beytini aktarır. Âşık Çelebi de İskender adlı bir güzelle olan hallerinin meşhur olduğunu söyler ve gazelin, İskender bir seher vakti Mihrî'nin gözüne göründüğünde söylendiğini kaydeder. Bu kayıt, gazelin ilk beytindeki uykudan uyanma ve karşıda bir güzel görme sahnesiyle örtüşür. İsmail E. Erünsal, Âşık Çelebi ve Latîfî'nin yanında Kınalızâde Hasan Çelebi'nin de bu gönül bağını ima ettiğini, delil olarak Mihrî'nin şiirlerindeki İskender mazmununu gösterdiklerini belirtir. Gülşen Kaya, divanda İskender adının tarihî ve efsanevî hükümdar İskender'le tevriyeli biçimde kullanıldığını, ancak kaynakların bu şiirlerin İskender Çelebi'ye yazıldığı konusunda hemfikir olduğunu belirtir.
Tezkireler aynı rivayetin devamını da anlatır. Latîfî'ye göre bu yüzden Mihrî'ye İskender'le ilgili töhmette bulunan ve Sultan Ahmed'in, yani Amasya sancakbeyi Şehzade Ahmed'in meclisinde bulunan zarifler ve şairler nükte yaptıklarında, Mihrî onlara şu beyitle cevap vermiştir: "Nice İskenderi la‘lüm zülâli / Ṣuya iletdi vü ṣusuz getürdi" (Kırmızı dudağımın saf suyu nice İskender'i suya götürdü ve susuz geri getirdi). Âşık Çelebi de beyti, İskender'le töhmet ettiklerinde söylediği söz olarak verir ve Mihrî'nin dünyaya kız gelip kız gittiğini ekler. Gönül Ayan da bu gazeli tezkirelerin anlattığı ilişkinin delili olarak aktarır. Ayan'a göre İskender, âb-ı hayat ve karanlık gece divan edebiyatının önemli mazmunlarıdır; ancak Mihrî'nin çevresinde bir İskender Çelebi'nin bulunması ve gazeldeki konu birliği, şiirin İskender Çelebi'ye tutkunluk olarak yorumlanmasına vesile olmuştur. Bu yüzden ilişkinin kendisi tezkirelerin rivayetine dayanır; gazelin İskender Çelebi için yazıldığını gösteren tek dayanak da bu rivayettir.
Divanda İskender adı başka yerlerde de geçer. Sekizinci murabbada "Bir zamân şehr-i Amâsiyye'de İskender idüñ" mısraı bulunur ve bu mısra Amasya'yı doğrudan anar.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel bir görülme anını anlatır. Şair uykudan uyanır, başını kaldırır ve karşısında ay yüzlü bir güzel görür; göz açıp kapayıncaya kadar güzel kaybolur. Bu kısa sahne gazele divan şiirinde pek sık rastlanmayan bir anlatı akışı verir: uyanış, görme, şaşkınlık, kayboluş ve sonunda bu görmenin anlamı.
İkinci beyitte görülen güzel gece doğmuş bir Müşteri yıldızına benzetilir. Gülşen Kaya, Müşteri'nin altıncı felekte bulunduğunu, en uğurlu yıldız sayıldığını ve Mihrî'nin divanında da bu yönüyle uğurlu (sa‘d) olarak anıldığını belirtir ve bu beyti örnek verir. Kaya aynı yerde "Müşterî" kelimesinin bir malı almaya istekli kimse anlamına da geldiğini, bunun kelimenin tevriyeli kullanımına imkân verdiğini hatırlatır. Bu ikinci anlam düşünüldüğünde, mahallede görünen "müşteri" bir talip olarak da okunabilir. "Ṭâli‘" (talih, doğan yıldız) ile "sa‘d" (uğurlu), "ḳadr" (Kadir gecesi) ile "gice" ve "Müşterî" kelimeleri arasında bir tenasüp vardır.
Üçüncü beyit bir tezat üzerine kurulur. Güzelin yüzünden nur akar ve kendisi Müslümana benzer, ama giysisi kâfir giysisidir. Nur ile kâfirlik, iç ile dış, yüz ile elbise karşı karşıya getirilir. Dördüncü beyitte görülen varlık, göze görünüp hemen kaybolması yüzünden melek ya da peri diye teşhis edilir. Kaya, divanda sevgilinin melek ve peri olarak tasavvur edildiğini, bu benzetmeyle meleklerin göze görünmemesinin de vurgulandığını, böylece sevgilinin âşığa görünmediğinin ifade edildiğini söyler ve bu beyti örnek gösterir.
Makta beyti gazelin en çok tartışılan beytidir. Efsanede İskender ölümsüzlük veren âb-ı hayatı karanlıklar ülkesinde aramış, Hızır onu bulmuş, İskender ise bulamamıştır. Âmil Çelebioğlu, divan edebiyatında bütün çabasına rağmen âb-ı hayatı bulamayan İskender'in muradına eremeyen kimseyi temsil ettiğini açıklar. Mihrî bu efsaneyi tersine çevirir: karanlık gecede İskender'i açıkça gören kendisidir ve bu görme onu âb-ı hayata, ölümsüzlüğe ulaştırmıştır. İskender'in bulamadığını İskender'i gören bulur. "Ẓulmet" (karanlık) ile "nûr" ve "‘ayân" (açık, apaçık), "âb-ı ḥayât" ile "ölmez" kelimeleri arasında tezat ve tenasüp birlikte işler. Tezkirelerde anlatılan cevap beyti de aynı efsaneye dayanır: orada Mihrî'nin dudağı âb-ı hayat yerine geçer ve nice İskender bu suya ulaşıp susuz geri döner. Böylece gazel ile cevap beyti, aynı efsaneyi iki ayrı yönden kullanan bir çift gibi okunabilir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 149-150, Gazel 189 (Ü 71b). ekitap.ktb.gov.tr
- Latîfî, Tezkiretü'ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ, hzl. Rıdvan Canım, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı e-kitap, 2018, s. 497 (Mihrî maddesi). ekitap.ktb.gov.tr
- Âşık Çelebi, Meşâ‘irü'ş-Şu‘arâ, hzl. Filiz Kılıç, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı e-kitap, s. 356-357 (Mihrî maddesi). ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 10, 62, 255. openaccess.firat.edu.tr
Kitaplar
- Gönül Ayan, "Mihri Hatun ve Şiirleri", Erdem V/13 (1989), s. 25-26.
- Ahmet Yaşar Ocak ve Âmil Çelebioğlu, "Âb-ı Hayât", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 1, İstanbul 1988, s. 1-4. islamansiklopedisi.org.tr
- İsmail E. Erünsal, "Mihrî Hatun", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 30, 2020, s. 37-38.
Çevrimiçi kaynaklar






