Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Dostlar ṣanmañ ki bir lâle-‘iẕâr egler beni
Ḫâne-i ġam içre her dem âh u zâr egler beni
Geh ḫayâl-i yâri hem-dem eylerem gâhî ġamın
Miḥnet ü derd ü belâ ile bu kâr egler beni
Vaṣlı eglerken beni dildârumuñ her rûz u şeb
Şimdi gör ḥâlüm ḫayâl-i rûy-ı yâr egler beni
Eglenür miydi bu cânum tende bir an yârsuz
Vuṣlatına irgürem dir rûzgâr egler beni
Sîne-i pür-sûzuma çeşmüm aḳıdur çeşmesin
Teşne-dil bulur ḥayâtı bu pıñar egler beni
İntiẓâr ile irişdi işte ‘ömrüm âḫire
Va‘de-i vaṣlı ile daḫi nigâr egler beni
Didiler lâzım durur ‘uşşâḳa ṣabr u yâ sefer
İmdi ey Mihrî hemân terk-i diyâr egler beni
Ġarḳa virsem baḥr-i ‘aşḳında direm dil zevraḳın
Hâ sürer beni kenâra rûzgâr egler beni
Günümüz Türkçesiyle
1. Dostlar, beni lale yanaklı bir güzel oyalıyor sanmayın; gam evinin içinde beni her an âh ile inilti oyalıyor.
2. Bazen sevgilinin hayalini, bazen de onun gamını kendime arkadaş edinirim; sıkıntı, dert ve bela ile geçen bu iş beni oyalar.
3. Eskiden sevgilimle buluşmak beni gece gündüz oyalardı; şimdi hâlime bak, artık beni yalnız yârin yüzünün hayali avutuyor.
4. Bu canım sevgilisiz bir an bile bedende durur muydu; felek "seni ona kavuşturacağım" diyerek beni oyalıyor. ("Eglenmek" eski dilde durmak, beklemek demektir; "eglemek" ise oyalamak, bekletmek anlamındadır.)
5. Gözüm, yanık gönlümün üzerine kendi pınarını akıtıyor; susuz gönül bu sudan hayat buluyor, bu pınar beni avutuyor. (Gözyaşı, aşk ateşiyle yanan göğsü serinleten bir pınar gibi düşünülmüştür.)
6. Beklemekle ömrüm işte sonuna yaklaştı; sevgili beni hâlâ kavuşma vaadiyle oyalıyor.
7. Âşıklara ya sabır ya da yolculuk gerekir dediler; şimdi ey Mihrî, beni ancak yurdu terk etmek avutur.
8. Gönül kayığını onun aşk denizinde batırayım desem, işte rüzgâr beni sürüp kıyıya atıyor; rüzgâr beni oyalıyor. (Âşık ölmek istese de kader buna izin vermez, onu hep kıyıda bekletir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Yüz doksan ikinci gazel sekiz beyittir ve remel bahrinin "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi "egler beni"dir; kafiye "-âr" sesiyle kurulur: ‘iẕâr, zâr, kâr, yâr, rûzgâr, pıñar, nigâr, diyâr. "Rûzgâr" kelimesi dördüncü ve sekizinci beyitte iki kez kafiye olur; ancak ilkinde "zaman, felek", ikincisinde "esen yel" anlamındadır, bu yüzden tekrar bir kusur sayılmaktan çok bir söz oyununa dönüşür. Gazel Arslan neşrinde yalnız Ü nüshasına dayanır; Havlioğlu'nun elektronik metninde 197 numarayla yer alır ve küçük imla farkları dışında aynıdır. Gazelin kime ya da hangi vesileyle yazıldığına dair bir bilgi yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
"Eglemek" fiili bugünkü "eğlendirmek" kelimesinin kökündedir, ama Mihrî'nin Türkçesinde daha çok "oyalamak, avutmak, bir yerde tutup bekletmek" anlamını taşır. Gazelin asıl incelikli yanı bu fiilin her beyitte biraz farklı bir anlamla kullanılmasıdır. İlk beyitte âşığı oyalayan bir güzel değil, gam evinde çektiği âh ve iniltidir; ikinci beyitte sevgilinin hayali ile gamı sırayla arkadaş edinilir. Gülşen Kaya, âşığın sevgiliden gelen her şeye razı olmasını, kavuşmak için dilberin gamına katlanması gerektiğini bilip dert ve gamı kendine arkadaş edinmesini bu beyitle örnekler. Üçüncü beyit geçmiş ile bugünü karşılaştırır: eskiden kavuşma oyalardı, şimdi yalnız hayal kaldı.
Dördüncü beyitte "eglenmek" ile "egler" yan yana gelir. İlk mısradaki "eglenür miydi" bedende durmak, kalmak demektir: can sevgilisiz bir an bile bedende durmazdı. İkinci mısrada ise felek, "seni ona kavuşturacağım" diye vaat ederek âşığı oyalar ve ölmesine engel olur. Aynı kökten iki kelimenin farklı anlamlarla bir arada kullanılması beyte cinas benzeri bir ahenk verir. Beşinci beyitte göz bir çeşmeye, gözyaşı da yanık göğsü serinleten bir pınara benzetilir. Kaya, âşığın sevgilinin dudaklarından mahrum kaldığında gönle suyu gözyaşı çeşmesinin verdiğini belirtir ve bu beyti örnek gösterir. "Çeşm" (göz) ile "çeşme" arasındaki ses benzerliği de beyitte duyulur.
Altıncı beyit beklemenin acısını doğrudan söyler: ömür beklemekle tükenmiştir, sevgili ise hâlâ vaatle oyalamaktadır. Mahlasın geçtiği yedinci beyitte şair, âşıklara sabır ya da yolculuğun gerektiğini söyleyenlerin sözünü anar ve kendisi için yurdu terk etmeyi seçer. Mahlas beytinden sonra gelen ve gazelde alışılmış sıradan ayrılan son beyit, şiiri bir deniz tablosuyla kapatır. Kaya'ya göre bu beyitte aşk denizi dalgalıdır, gönül kayığı batıp çıkmakta ve yaşanacak bir kıyı aramaktadır; bu kıyı da sevgilidir. Âşık kayığını batırmak istese de rüzgâr onu kıyıya sürer. "Baḥr", "zevraḳ" (kayık), "ġarḳ", "kenâr" ve "rûzgâr" kelimeleri tenasüp oluşturur.
Gazelin dikkat çeken bir yanı, ilk beyitte "dostlar" diye bir topluluğa seslenmesidir. Şair burada kendi hâlini anlatan, çevresinin yanlış anlamasını düzelten birinin sesiyle konuşur: beni oyalayan bir güzel değil, gamdır. Yedinci beyitteki "terk-i diyâr" düşüncesi divanın başka şiirlerinde de görülür. Mehmet Arslan, 161. gazeli bir gemi yolculuğunu anlatıyor gibi okur, 176. gazelin makta beytini de Mihrî'nin bir süre İstanbul'da bulunmuş olabileceğine işaret sayar. Bu gazeldeki beytin gerçek bir yolculukla ilgisi olup olmadığı ise bilinmez; "sabır ya da sefer" ikilisi aşk şiirinin genel bir öğüdü olarak da okunabilir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 151, Gazel 192 (Ü 72a); giriş s. 7-9. ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 209, 228, 244. openaccess.firat.edu.tr
Diğer kaynaklar
- Didem Havlioğlu (ed.), "Ğazeliyyāt-ı Mihri-i Hāqīre", türkoloji-iran, 2007 (gazelin farklı bir çeviriyazısı, 197. gazel).
Çevrimiçi kaynaklar






