Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Dergehinde ol şehüñ ma‘lûm olaydum kâşkî
Ḫıdmetinde ‘âḳıbet maḫdûm olaydum kâşkî
Vaṣl-ı cânânı müyesser ḳılmaz imiş çün felek
Bu belâ-keş cândan maḥrûm olaydum kâşkî
Gülsitânında çün ezhâr olmadum ben dostuñ
Bûstânında piyâz u s̱ûm olaydum kâşkî
Ol ṣanem yazduḳda ‘uşşâḳın vefâ mektûbına
Ben siyeh-kârı daḫi merḳûm olaydum kâşkî
Ka‘be kûyında ḥabîbimüñ ṭavâf idenlerüñ
Ayaġı altında ṭopraḳ ḳum olaydum kâşkî
Göyünince ḳahr-ı aġyâr ile dil micmer gibi
Cevr-i yâr ile yanaydum mûm olaydum kâşkî
Biñ ‘aẕâb ile geçince bir nefes cânâ yine
Cânı teslîm eyleyüp merḥûm olaydum kâşkî
Ṭa‘n-ı nâdândan sen ey zâhid yüri ḳıl iḥtirâz
Ḥaşre dek ben ‘aşḳ ile meẕmûm olaydum kâşkî
İtleriyle hem-dem olaydum i Mihrî dâ’imâ
Dergehinde ol şehüñ ma‘lûm olaydum kâşkî

Günümüz Türkçesiyle

1. Keşke o şahın (sevgilinin) dergâhında tanınan biri olsaydım; keşke onun hizmetinde bulunarak sonunda itibar gören, kendisine hizmet edilen biri olsaydım. ("Maḫdûm" hizmet edilen, efendi demektir; hizmet ede ede efendiliğe ermek kastedilir.)

2. Felek sevgiliye kavuşmayı nasip etmiyormuş; öyleyse keşke bu bela çeken candan mahrum olsaydım, yani ölüp gitseydim.

3. Dostun gül bahçesinde çiçek olamadım; bari onun bostanında soğan ve sarımsak olsaydım.

4. O güzel, âşıklarına vefa mektubu yazdığında, keşke bu kara yüzlü günahkâr ben de o mektupta yazılı olsaydım. ("Siyeh-kâr" günahkâr demektir; kelimedeki "siyah", mektubun mürekkebini de hatırlatır.)

5. Sevgilimin Kâbe gibi kutsal mahallesini tavaf edenlerin ayağı altında keşke toprak ve kum olsaydım.

6. Gönlüm rakiplerin zulmüyle buhurdan gibi yanıp tütüyor; keşke yârin cefasıyla yansaydım da mum olsaydım. (Rakip yüzünden yanmak yerine sevgili yüzünden yanmayı dilemektedir.)

7. Ey sevgili, bir nefes bile bin azapla geçince, keşke canımı teslim edip rahmete kavuşmuş bir ölü olsaydım.

8. Ey zâhid, sen yürü, cahillerin kınamasından sakın; ben ise keşke mahşere kadar aşk yüzünden kınanan biri olsaydım.

9. Ey Mihrî, keşke her zaman onun köpekleriyle arkadaş olsaydım; keşke o şahın dergâhında tanınan biri olsaydım. (Divan şiirinde sevgilinin kapısındaki köpeklerle bir arada bulunmak, kapıdan hiç ayrılmayan sadık âşığın en alçakgönüllü dileğidir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Yüz doksan birinci gazel dokuz beyittir ve remel bahrinin "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi "olaydum kâşkî" (keşke olsaydım), kafiyesi "-ûm" sesidir: ma‘lûm, maḫdûm, maḥrûm, s̱ûm, merḳûm, ḳum, mûm, merḥûm, meẕmûm. Gazelin son mısraı ilk mısraın aynen tekrarıdır; matla mısraını makta beytinde yeniden söyleyen bu düzene divan şiirinde redd-i matla denir. Böylece gazel başladığı dilekle kapanır. Arslan neşrinde gazel yalnız Ü nüshasına dayanır; Havlioğlu'nun elektronik metninde de 196 numarayla yer alır. Gazelin kime yazıldığına dair bir kayıt yoktur. Gülşen Kaya'nın içeriğinden hareketle Şehzade Ahmed'e sunulmuş saydığı gazeller (147, 168 ve 196) arasında bu gazel bulunmaz; "ol şeh" hitabı burada divan şiirinin sevgiliyi hükümdar gibi gören alışılmış söyleyişidir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin her beyti, âşığın ulaşamadığı bir durum karşısında daha aşağı, daha mütevazı bir yere razı olması üzerine kurulur. Redif bu düşünceyi taşıyan kalıptır. Sıtkı Nazik, "olaydum kâşkî" redifinin umulanın elde edilemediği ve pişmanlıkların yaşandığı bir hali yansıttığını, bu gazellerde şairlerin bazı arzulardan mahrum kalmanın verdiği hasreti dile getirdiğini söyler. Üçüncü beyit bunun en canlı örneğidir: dostun gül bahçesinde çiçek olamayan âşık, hiç değilse bostanında soğan ve sarımsak olmaya razıdır. Gülistan ile bostan, çiçek ile soğan-sarımsak arasındaki karşıtlık, divan şiirinin süslü bahçe tablosuna gündelik hayattan alınmış sade bir unsur katar. Beşinci beyitte sevgilinin mahallesi Kâbe'ye benzetilir; âşık o mahalleyi tavaf edenlerin ayağı altında toprak ve kum olmak ister. "Ka‘be", "ṭavâf", "ṭopraḳ" ve "ḳum" kelimeleri beyitte tenasüp kurar.

Dördüncü beyit yazı ile ilgili kelimeler üzerine kuruludur: "yazmak", "mektûb", "merḳûm" (yazılmış) ve mürekkebi çağrıştıran "siyeh-kâr". Kaya bu beyti divanda haberleşme aracı olarak mektubun anıldığı yerler arasında gösterir ve sevgilinin vefasını ancak önceden belirlediği az sayıda kişiye gösterdiğine işaret ettiğini belirtir. Altıncı beyitte gönül buhurdana (micmer) benzetilir. Kaya'nın açıklamasına göre gönlün bir yangın yeri olarak düşünülmesi onun tütsü yakılan kaba benzetilmesine yol açar; çıkan duman âşığın âhıdır. Âşık bu yanışın rakiplerin zulmünden geldiğine yanar ve sevgilinin cefasıyla yanan bir mum olmayı tercih eder. Yedinci beyitte aynı istek ölüm dileğine varır. Kaya bu beyti, şairin her nefeste bin azap çekeceğine ölmeyi istediği sitem dolu bir söyleyiş olarak yorumlar. "Merḥûm" kelimesi hem "ölmüş" hem de "rahmete kavuşmuş" anlamını taşır; âşık için ölüm bir kurtuluştur.

Sekizinci beyit zâhid ile âşığı karşı karşıya getirir. Zâhid insanların kınamasından sakınır, âşık ise mahşere kadar aşk yüzünden kınanmayı diler. Halkın kınamasını göze almak divan şiirinde âşığın sık görülen tavırlarından biridir. Makta beytinde şair sevgilinin köpekleriyle arkadaş olmayı ister ve ilk mısraı tekrarlayarak sözü bağlar.

Tarihî Bağlam

Gazel, Mihrî'nin yaşadığı dönemde de tanınan şiirlerinden biri olmalıdır. Âşık Çelebi, Meşâ‘irü'ş-Şu‘arâ'daki Mihrî maddesinde şairin şiirlerinden örnekler verirken bu gazelin dört beytini nakleder: birinci, üçüncü, altıncı ve sekizinci beyitler. Tezkiredeki metin neşirdekinden yer yer ayrılır: ilk beytin ikinci mısraı "Ḫıdmetine yüz sürüp maḫdûm olaydum kâşkî", altıncı beyitteki "ḳahr-ı aġyâr" ise "ḳahr-ı a‘dâ" (düşmanların zulmü) biçimindedir; sekizinci beytin ikinci mısraı da "ḥaşre dek ben ‘ışḳla meẕmûm ola idüm kâşkî" diye geçer. Arslan'ın kullandığı dört divan nüshasından yalnız birinde bulunan bir gazelin XVI. yüzyıl tezkiresinde de Mihrî adına kaydedilmesi, şiirin aidiyetini destekleyen bağımsız bir tanıklıktır.

Aynı redif, kafiye ve vezinle Amasyalı Tâcîzâde Cafer Çelebi'nin de bir gazeli vardır. Sıtkı Nazik, iki şairin ortak redifli şiirlerini karşılaştırdığı çalışmasında Mihrî'nin bu redifle iki gazel (182 ve 191) yazdığını, Cafer Çelebi'nin gazelinin de aynı vezin, kafiye ve redifte olduğunu tespit eder. İki gazelde soğan ve sarımsak (piyâz u s̱ûm) ile "merḥûm" kafiyesi ortaktır: Cafer Çelebi "Bir piyâz-ı kem-bahâ yâ sûm olaydum kâşkî" der. Nazik bu benzerliklerin nazireyi akla getirdiğini, ama Mecma‘u'n-Neẓâ’ir ve Pervâne Bey Mecmuası'nda iki şair arasında bir nazire kaydı bulunmadığını belirtir; ona göre bu gazellerde Mihrî daha duygusal bir söyleyişe sahiptir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 150-151, Gazel 191 (Ü 72a). ekitap.ktb.gov.tr
  • Âşık Çelebi, Meşâ‘irü'ş-Şu‘arâ, hzl. Filiz Kılıç, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı e-kitap, s. 357 (Mihrî maddesi). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • Sıtkı Nazik, "Benzer Redifli Şiirleri Bağlamında Mihrî Hatun ve Tâcî-zâde Cafer Çelebi'nin Karşılaştırılması", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya 2017, s. 140, 146-147.
  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 35, 59-60, 111, 214. openaccess.firat.edu.tr

Diğer kaynaklar

  • Didem Havlioğlu (ed.), "Ğazeliyyāt-ı Mihri-i Hāqīre", türkoloji-iran, 2007 (gazelin farklı bir çeviriyazısı, 196. gazel).

Çevrimiçi kaynaklar