Özgün Metin
Vezin: Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün
Ġam-gîn dilümde zâr ile efġân dükenmedi
Nem-gîn gözümde derd ile giryân dükenmedi
Tennûr-ı ġamda âteş-i hicrân ile ciger
Biryân olalı dünyede biryân dükenmedi
Derdâ dirîġ geçdi günüm intiẓâr ile
‘Ömrüm dükendi va‘de-i cânân dükenmedi
Ḫûblar ḳatında ḳançaru baḳsañ raḳîbdür
‘Ālemde cevr-i yâr ile şeyṭân dükenmedi
Bir kerre mübtelâlaruma raḥm idem diseñ
Dünyâda sevdügüm n'ola yalan dükenmedi
İn‘âm eylese sâ’ile ḥüsnin zekâtını
Şehler ḳatında luṭf ile iḥsân dükenmedi
Mihrî olalı gülşen-i kûyuñda ‘andelîb
Ġam-gîn dilinde nâle vü efġân dükenmedi
Günümüz Türkçesiyle
1. Gamlı gönlümde inleyiş ve feryat tükenmedi; nemli gözümde dertle ağlamak tükenmedi.
2. Gam tandırında ayrılık ateşiyle ciğer kebap olalı beri dünyada kebap tükenmedi. (Âşığın yanan ciğeri, hiç bitmeyen bir kebap gibi düşünülmüştür.)
3. Eyvah, yazık; günlerim beklemekle geçti. Ömrüm tükendi, ama sevgilinin verdiği söz tükenmedi (vaat edilen buluşma hep ertelendi, söz bir türlü yerine gelip bitmedi).
4. Güzellerin yanında nereye baksan rakip vardır; dünyada sevgilinin eziyetiyle birlikte şeytan da tükenmedi.
5. Beyit iki türlü okunabilir: "Sevdiğim, bir kez olsun 'Dertlilerime acıyayım' desen ne olur; dünyada yalan tükenmedi ya" (yani böyle bir söz verse bile bu da bir yalan olacaktır); ya da "Bir kez 'acıyayım' demeye niyetlensen, sevdiğim, ne çıkar; dünyada yalan zaten tükenmedi" (yalandan da olsa bir teselli ver).
6. Sevgili güzelliğinin zekâtını dilenciye (âşığa) bağışlasa ne olur; padişahların katında lütuf ve ihsan tükenmez. (Sevgili bir padişah gibi düşünülmüştür; cömertlik göstermekle güzelliğinden bir şey eksilmez.)
7. Mihrî senin mahallenin gül bahçesinde bülbül olalı beri gamlı gönlünde inleyiş ve feryat tükenmedi.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın yüz doksan dokuzuncu gazeli yedi beyittir ve muzâri bahrinin "Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi "dükenmedi", yani "tükenmedi"dir. Kafiye "-ân" sesiyle kurulur: efġân, giryân, biryân, cânân, şeyṭân, iḥsân; beşinci beyitte kısa hecelli "yalan" kelimesi de bu kafiyeye katılır. Gazel yalnız Ü nüshasında bulunur, öteki nüshalarda yer almaz; bu yüzden neşirde nüsha farkı gösterilmemiştir. Kime ya da hangi vesileyle yazıldığı bilinmez.
Sıtkı Nazik, Mihrî Hatun ile Tâcîzâde Cafer Çelebi'nin redif tercihlerini karşılaştırdığı bildirisinde "dükenmedi" redifini yalnız Mihrî'nin divanında görülen redifler arasında kaydeder. Nazik'in tablosuna göre Cafer Çelebi'nin divanında bu redifle yazılmış bir şiir bulunmaz.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin konusu tükenmeyen dert ve bitmeyen bekleyiştir. Matla beytinde "ġam-gîn" (gamlı) ile "nem-gîn" (nemli), "dil" ile "göz", "zâr ile efġân" ile "derd ile giryân" ikilileri iki mısrada karşılıklı yerlere konmuş, beyit paralel bir yapıyla kurulmuştur. Gülşen Kaya, Mihrî divanında gönlün nasıl tasavvur edildiğini incelerken bu beyti, sevgilinin hasretiyle gamlı ve dertli olan, vuslata eremedikçe ağlayıp sızlayan gönlün örneği olarak gösterir.
İkinci beyitte ayrılık bir ateş, gam ise bir tandırdır. Âşığın ciğeri bu tandırda kebap olmuştur; dünyada kebabın tükenmemesi, ciğerin yanışının hiç bitmemesindendir. Aynı kelimenin, "biryân"ın, bir mısrada ciğerin hâli, öteki mısrada kebap olarak iki kez kullanılması beyte tekrir ile kurulmuş bir söz oyunu kazandırır. Üçüncü beyit gazelin en sade ve en acı beytidir. Âşığın ömrü bekleyişle tükenmiş, sevgilinin "va‘de"si, yani buluşma sözü ise tükenmemiştir. Burada "tükenmek" fiili karşıt iki anlamda çalıştırılır: ömür bitip gitmiş, söz ise yerine getirilip bitirilmemiş, sürüncemede kalmıştır. Bu karşıtlık beyti tezat sanatına dayandırır.
Dördüncü beyitte rakip şeytana benzetilir. Güzellerin yanında nereye bakılsa bir rakip vardır; sevgilinin eziyeti gibi şeytan da dünyadan eksik olmaz. Beşinci beyit kinayeli bir sitemdir: sevgili "acıyayım" dese bile bu sözün de bir yalan olacağı ima edilir. Altıncı beyit sevgiliyi bir padişah gibi düşünür. Güzelliğin bir zekâtı vardır; zengin zekâtını yoksula verdiği gibi güzel de güzelliğinin payını âşığa bağışlamalıdır. Padişahların lütfu ve ihsanı tükenmediğine göre, sevgilinin bu cömertlikten bir kaybı olmayacaktır. "Zekât", "sâ’il", "in‘âm", "luṭf" ve "iḥsân" kelimeleri arasında tenasüp vardır.
Makta beytinde Mihrî kendini sevgilinin mahallesindeki gül bahçesinin bülbülü olarak anar. Kaya bu beyti, sevgilinin mahallesinin gül bahçesi, sevgilinin gül, âşığın ise feryat eden bülbül olarak düşünüldüğü örnekler arasında gösterir. Makta, matla beytinin "ġam-gîn dil" ve "efġân" kelimelerini yeniden kullanarak gazeli başladığı yere bağlar; ilk beyitte tükenmeyen feryat, son beyitte bülbülün hiç dinmeyen sesine dönüşmüştür.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 155, Gazel 199 (Ü 73b). ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 186, 211. openaccess.firat.edu.tr
- Sıtkı Nazik, "Benzer Redifli Şiirleri Bağlamında Mihrî Hatun ve Tâcî-zâde Cafer Çelebi'nin Karşılaştırılması", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya 2017, s. 136.
Çevrimiçi kaynaklar






