Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Ṭutdı âfâḳı ser-â-ser gün cemâlüñ pertevi
Ḥâ’il olmasa ġurûb itmezdi zülfüñ şeb-revi
Ḳaşlaruñ ḳavs-i ḳuzaḥ gibi kemân almış ele
Cânlara pertâb atar cânâ hilâlüñ pertevi
Zind'ola ‘aşḳuñ şehîdi ḥaşre dek İlyâs-veş
Bûy-ı zülfüñden ṣabâ iltse nesîm-i ‘Īsevî
Ḍarbet-i şemşîrine ṭâḳat getürmez kimsene
Ḥażret-i şeh-zâdeye cem‘ olsa ‘âlem ḫusrevi
Zühre çengin çala çarḫ içre yara çâr-pâresin
Meclis-i ḫâṣ içre raḳṣ urursa şâhâ Mevlevî
Ḳıl ‘imâret göñlümüñ vîrânın ey kân-ı kerem
Miḥnet ü derd ü belâ ile yıḳılmışdur evi
Ṭâli‘ ol şâ‘irlerüñ k'eş‘ârınuñ ma‘nâsı var
Sen aralıḳda i Mihrî ḳo ḳurı sözi ṣavı

Günümüz Türkçesiyle

1. Güneş gibi yüzünün ışığı ufukları baştan başa kapladı; gece dolaşan saçların araya girmeseydi o güneş hiç batmazdı. (Saç, yüzün önüne düşüp onu örttüğü için gece gibi düşünülür; "şeb-rev" gece yolcusu, gece bekçisi demektir.)

2. Kaşların gökkuşağı gibi eline bir yay almış; ey sevgili, o hilal kaşının ışığı canlara ok atıyor.

3. Saba rüzgârı saçının kokusundan İsa nefesi gibi diriltici bir esinti getirse, aşkının şehidi İlyas gibi mahşere kadar diri kalır. (Hz. İsa'nın nefesiyle ölüleri dirilttiğine, Hz. İlyas'ın kıyamete kadar yaşayacağına inanılır.)

4. Dünyanın bütün hükümdarları bir araya gelse, hazret-i şehzadenin kılıç darbesine kimse dayanamaz.

5. Ey şah, senin özel meclisinde bir Mevlevî semaya kalksa, Zühre yıldızı gökte çengini çalar, çarparesini (zillerini) parçalardı. ("Çâr-pâre" bir çalgı adıdır, kelimenin "dört parça" anlamı da "yarmak" fiiliyle birlikte duyulur.)

6. Ey cömertlik madeni, gönlümün yıkıntısını onar; onun evi sıkıntı, dert ve bela ile yıkılmıştır.

7. Bahtı açık olan, şiirlerinin anlamı bulunan o şairlerdir; ey Mihrî, sen bu arada kuru sözü, boş lafı bırak. (Beyit iki türlü okunabilir: şair ya kendini o anlamlı şairlerin yanında bir kenara çeker ya da kendine boş sözü bırakıp anlamlı söz söylemeyi öğütler.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Yüz doksan altıncı gazel yedi beyittir ve remel bahrinin "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye "-evî" sesiyle kurulur ve her mısra sonunda "-i" ekiyle tamamlanır: pertevi, şeb-revi, ‘Īsevî, ḫusrevi, Mevlevî, evi. Son beyitteki "ṣavı" bu diziye ses yakınlığıyla katılır. Gazel Arslan neşrinde F, S ve Ü nüshalarına dayanır. Nüsha farkları küçüktür: dördüncü beyitte Ü nüshası "Ḍarbeti", altıncı beyitte S nüshası "Miḥnet-i", yedinci beyitte F nüshası "eş‘ârınuñ" okur. Gazelin ilk üç beyti alışılmış bir sevgili övgüsüdür; dördüncü beyitten itibaren ise söz bir şehzadeye döner ve şiir bir medhiye gazel niteliği kazanır.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin ilk yarısı ışık ve gök imgeleri üzerine kuruludur. İlk beyitte sevgilinin yüzü ufukları kaplayan bir güneş, saçı ise bu güneşin batmasına yol açan gecedir. Gülşen Kaya, divanda saçın yalnız bu beyitte "şeb-rev" olarak anıldığını, ayı örten ve böylece güneşin doğmasına sebep olan bir unsur olarak karşımıza çıktığını belirtir. İkinci beyitte kaş önce gökkuşağına (ḳavs-i ḳuzaḥ), sonra hilale benzetilir. Kaya bu beyti, kaşın hem ışık saçan hilale hem de gökkuşağına benzetildiği örnek olarak verir. "Pertâb" (ok atışı) ile kafiye yerindeki "pertev" (ışık) arasındaki ses benzerliği beyte ahenk katar.

Üçüncü beyit iki peygambere telmih yapar. Kaya'nın açıklamasına göre divanda Hz. İlyas ölümsüzlüğüyle ele alınır; göğe çekilme özelliğiyle Hz. İsa'ya benzediği için ikisinin adı aynı beyitte anılmıştır. Hz. İsa'nın nefesiyle ölüleri dirilttiği inancı "nesîm-i ‘Īsevî" terkibinde, Hz. İlyas'ın kıyamete kadar yaşayacağı inancı da "ḥaşre dek zinde olmak" sözünde karşılık bulur. Saba rüzgârının sevgilinin saçından getirdiği koku, aşkın şehidini diriltecek güçtedir.

Beşinci beyit gazelin meclis tablosudur. Kaya, Mevlevî kelimesinin divanda yalnız bu beyitte geçtiğini, beyitte meclis içinde çalgı eşliğinde raks eden bir Mevlevî'den ve ona çalgıcılık eden Zühre'den söz edildiğini belirtir. Klasik anlayışa göre Zühre (Venüs) göğün çalgıcısıdır. Şehzadenin özel meclisinde bir Mevlevî semaya kalksa, Zühre gökte çengini çalıp çarparesini parçalayacak kadar coşar. "Çeng", "çâr-pâre", "raḳṣ" ve "meclis" kelimeleri tenasüp kurar.

Altıncı beyit bir dilekçe gibidir. "Kân-ı kerem" (cömertlik madeni) hitabı memduha yöneliktir; şair, sıkıntı ve belalarla yıkılmış gönül evinin onarılmasını, yani kendisine yardım edilmesini ister. "‘İmâret" kelimesi hem bayındır kılmayı hem de hayır yapısını hatırlatır ve "vîrân", "ev", "yıḳılmaḳ" kelimeleriyle tenasüp oluşturur. Makta beytinde şair, şiirlerinde anlam bulunan şairlerin bahtlı olduğunu söyleyip kendine "kuru sözü bırak" diye seslenir. Memduha sunulan şiirin sonunda şairin kendi sözünü küçümsemesi, alçakgönüllülük gösterisi olarak okunabilir.

Tarihî Bağlam

Dördüncü beyitte "Ḥażret-i şeh-zâde" açıkça anılır ve onun kılıç darbesine dünyanın bütün hükümdarları toplansa da dayanamayacağı söylenir. Gazelde şehzadenin adı geçmez. Mehmet Arslan, Mihrî'nin kasidelerinin çoğunu Şehzade Ahmed'e sunduğunu, ayrıca muhtevasından anlaşıldığı kadarıyla üç gazelin de bu şehzadeye sunulduğunu belirtir; ancak hangi gazeller olduğunu söylemez. Gülşen Kaya bu üç gazeli 147, 168 ve 196. gazeller olarak tespit eder. Kaya'ya göre 196. gazelde açıkça isim verilmemekle birlikte şair, gönül viranının imaretini yapması yönüyle şehzadeden yardım istemektedir. Kaya, II. Bayezid'in hayatta kalan üç oğlunun en büyüğü olan Şehzade Ahmed'in divanda adı en çok geçen şehzade olduğunu ve Mihrî'nin ona yazdığı şiirlerde daha samimi, teklifsiz bir dil kullandığını da kaydeder.

Gazeldeki "meclis-i ḫâṣ" ifadesi, Mihrî'nin katıldığı şehzade meclislerini hatırlatır. Arslan, Mihrî'nin hem II. Bayezid hem de Şehzade Ahmed zamanında Amasya sarayındaki sohbet ve eğlence halkalarında bulunduğunu, şiirlerini özellikle Şehzade Ahmed'e takdim ederek bu meclislerdeki yerini pekiştirdiğini yazar. Gazelin hangi yıl ve hangi vesileyle sunulduğu ise bilinmemektedir. Çağdaşı Sehî Bey de Mihrî'nin Şehzade Ahmed'e birçok kaside ve gazel verdiğini kaydeder.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 153-154, Gazel 196 (F 69a, S 71a, Ü 73a); giriş s. 6. ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 22, 49, 59-60, 147, 153, 256. openaccess.firat.edu.tr

Kitaplar

  • İsmail E. Erünsal, "Mihrî Hatun", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 30, Ankara 2020, s. 37-38 (Sehî'nin kaydı). islamansiklopedisi.org.tr