Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Nice bir bu dil çeke her bî-vefânuñ nâzını
Nice bir pinhân idem sînemde dilber râzını
Virüben ‘aḳl u dil aldum ġuṣṣa-i yâri ṣatun
Ġam metâ‘ından ṭolupdur şimdi cânum ḫâzini
Nice ölmesün bir âdem ṣûfînüñ ṭa‘nından âh
Kendü sevmez mi görüp bir ḫûblar şehbâzını
Rîsmân zülfüñde bir gün dost ġamzeñ tîġına
Düşeyin cân vireyin gör ‘âşıḳuñ cân-bâzını
Bir nefes Mihrî varur kûyuñda seyrân itmege
Tiz ḳaçar çün seg raḳîbüñ işidüp âvâzını

Günümüz Türkçesiyle

1. Bu gönül ne zamana kadar her vefasızın nazını çekecek; sevgilinin sırrını ne zamana kadar göğsümde saklayacağım.

2. Aklımı ve gönlümü verip karşılığında sevgilinin derdini satın aldım; şimdi canımın hazinesi gam malıyla dolup taşmış.

3. Ah, sofunun kınamasından insan nasıl ölmesin; o kendisi, güzellerin şahinini (güzellerin en seçkinini) görse sevmez mi.

4. Ey dost, bir gün zülfünün ipinde (ip cambazı gibi yürürken) gamzenin kılıcına düşeyim, can vereyim; âşıklarının arasındaki canıyla oynayan cambazı gör.

5. Mihrî bir an senin mahallende gezinmeye gider; ama köpek gibi olan rakibinin sesini işitince hemen kaçar.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın iki yüz yedinci gazeli beş beyittir ve remel bahrinin "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-ını/-ini" ekidir; kafiye "nâz", "râz", "şehbâz", "cân-bâz", "âvâz" kelimelerindeki "-âz" sesiyle kurulur, ikinci beyitteki "ḫâzin" kelimesi ise bu sese yakın bir söyleyişle diziye katılır. Gazel F, S ve Ü nüshalarında bulunur. Nüshalar arasında tek fark makta beytindedir: F nüshası "varur" yerine "virür" okur. Şiirin kime ve hangi vesileyle yazıldığı bilinmez.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, iki "nice bir" (ne zamana kadar) sorusuyla açılır. Bu tekrar, ilk beyte bir yakınma tonu verir: gönül her vefasızın nazını çekmekten, âşık da sevgilinin sırrını saklamaktan yorulmuştur. Sırrı göğüste saklamak, divan şiirinde aşkın gizlenmesi gereken bir şey olarak görülmesinin bilinen bir ifadesidir; burada ise bu yük, bir şikâyet konusuna dönüşür.

İkinci beyit, aşkı bir alışveriş olarak anlatır. Âşık aklını ve gönlünü vermiş, karşılığında sevgilinin derdini, gamını satın almıştır; şimdi canının hazinesi bu gam malıyla doludur. Gülşen Kaya, Mihrî divanında pazar ve alışveriş unsurlarını incelerken bu beyti de anar ve âşığın aklını, gönlünü vererek sevgilinin kederini satın aldığını, gam metâ‘ıyla can hazinesini doldurduğunu belirtir. "Ṣatun almak", "metâ‘" ve "ḫâzin" kelimeleri arasında tenasüp vardır; zararlı bir alışverişin kazanç gibi sunulması da beyte ince bir ironi katar.

Üçüncü beyit, divan şiirinin tanıdık tiplerinden biri olan sofuyu karşısına alır. Sofu aşkı kınar, âşığı ayıplar; şair ise ona, güzellerin "şehbâz"ını görse kendisinin de sevmeyip sevmeyeceğini sorar. Kaya'ya göre şehbâz, bir doğan türü olarak avcılığı ve güzelliğiyle sevgili için kullanılır. Avcı kuşun gönülleri avlaması ile sevgilinin âşıkları avlaması arasındaki benzerlik, kelimenin seçilmesini anlamlı kılar. Sofunun kınamasının âşığı "öldürmesi" ise abartma yoluyla söylenmiştir.

Gazelin en canlı imgesi dördüncü beyittedir. Sevgilinin zülfü bir ipe (rîsmân), âşık da bu ipte yürüyen bir cambaza benzetilir; ipten düştüğü yer ise gamzenin kılıcıdır. "Cân-bâz" kelimesi burada hem cambazı hem de kelime anlamıyla "canıyla oynayan" kişiyi anlatır. Kaya, divanda cânbâz kelimesinin sevgili uğruna canını vermeye her an hazır âşık için kullanıldığını belirtir ve aynı imgenin yüz kırk birinci gazeldeki "Rismân-ı ser-i zülfüñden iner döne döne" mısraında da bulunduğunu gösterir. Kaya ayrıca divandaki üçüncü murabbaın, Haydar adlı bir cambazın Eğribük'te şehzadenin önünde ip üstünde yaptığı gösteri üzerine kurulduğunu aktarır. Bu bilgi, ip cambazlığının Mihrî'nin çevresinde seyredilen bir eğlence olduğunu ve imgenin gözlemden beslenmiş olabileceğini düşündürür; ancak bu gazelin o gösteriyle doğrudan bir bağı kaynaklarda belirtilmez. "Rîsmân", "düşmek" ve "cân-bâz" kelimeleri arasındaki tenasüp, "tîġ" ile "cân vermek" arasındaki ilgiyle birleşerek beyti bir sahne gibi kurar.

Makta beytinde Mihrî kendini, sevgilinin mahallesinde gezinmeye çıkıp rakibin sesini duyar duymaz kaçan biri olarak çizer. Rakibin köpeğe benzetilmesi divan şiirinde sık görülür; burada "seg" kelimesi hem rakibi aşağılar hem de mahalle köpeğinin havlamasıyla kaçan birinin hâlini gözde canlandırır. F nüshasındaki "virür" okuması bu beytin anlamını değiştirmez, ama neşir "varur" okumasını esas almıştır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 159, Gazel 207 (F 70b, S 72b, Ü 76a). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

Diğer kaynaklar

  • Didem Havlioğlu (ed.), "Ğazeliyyāt-ı Mihri-i Hāqīre", türkoloji-iran, 2007 (gazelin farklı bir çeviriyazısı, 213. gazel).

Çevrimiçi kaynaklar