Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün
Yâ Rab ol serv-i revân ḳanda durur ḳanda iki
Yâ Rab ol âfet-i cân ḳanda durur ḳanda iki
Gözlerüm rûy-ı laṭîfinden ıraġ olalı cân
Dir idüp âh u fiġân ḳanda durur ḳanda iki
Āfitâbı götürüp gülşen-i ḥüsni getüren
Yâ Rab ol mûy-miyân ḳanda durur ḳanda iki
Ḳaşları yâsına ḳırbân olayın ġamzesine
İtdügüm cânı nişân ḳanda durur ḳanda iki
Ḫâr-ı ġamda dil-i giryânum ider nâleleri
‘Aceb ol ġonca-dehân ḳanda durur ḳanda iki
Yüzüm üzre sürinüp ilte idüm ḫaste dili
Mihriyâ nâm u nişân ḳanda durur ḳanda iki
Günümüz Türkçesiyle
1. Yâ Rabbi, o salınarak yürüyen servi boylu nerededir, acaba nerede; Yâ Rabbi, o canların başına bela olan güzel nerededir, acaba nerede.
2. Gözlerim onun latif yüzünden uzak düştüğünden beri can, ah edip feryat ederek "nerededir, acaba nerede" der durur.
3. Güneşin parlaklığını gölgede bırakıp güzellik gül bahçesini getiren, Yâ Rabbi, o kıl gibi ince belli nerededir, acaba nerede.
4. Kaşlarının yayına, gamzesine (o yaydan atılan oka) kurban olayım; canımı hedef ettiğim o güzel nerededir, acaba nerede.
5. Gam dikeninin arasında ağlayan gönlüm inleyip duruyor; acaba o gonca ağızlı nerededir, acaba nerede.
6. Hasta gönlümü yüzüm üstünde sürünerek ona götürecektim; ey Mihrî, ondan bir ad, bir iz nerededir, acaba nerede.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın iki yüz dokuzuncu gazeli altı beyittir ve remel bahrinin "Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Gazelin asıl yükünü uzun redifi taşır: "ḳanda durur ḳanda iki". Kafiye bu redifin önünde "-ân" sesiyle kurulur: revân, cân, fiġân, miyân, nişân, dehân. "Nişân" kelimesi dördüncü ve altıncı beyitte iki kez kafiye olur, ama iki ayrı anlamla: önce "hedef", sonra "iz, belirti" anlamında. Gazel F, S ve Ü nüshalarında bulunur. F nüshasında üçüncü ve dördüncü beyitlerin yerleri değişiktir; S nüshasında da ikinci beyitte "âh u" yerine "âh", üçüncü beyitte "gülşen-i" yerine "gülşeni" okunur. Şiirin kime ve hangi vesileyle yazıldığına dair bir bilgi yoktur.
Sıtkı Nazik, Mihrî ile Tâcîzâde Cafer Çelebi'nin benzer redifli şiirlerini gösterdiği tabloda bu gazeli, Cafer Çelebi'nin "iki" redifli iki yüz kırk üçüncü gazeliyle aynı satıra koyar. Tablo yalnız redifteki ortaklığı gösterir; iki gazelin anlamca karşılaştırması yapılmaz.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin konusu, gözden kaybolmuş bir sevgiliyi aramaktır. Her beyit sevgilinin bir başka güzelliğini anar ve aynı soruyla biter: o nerededir. Servi boy, can afeti, latif yüz, ince bel, yay kaş, gonca ağız sırasıyla sayılır; redif ise bu sayımın her halkasını bir arayışa dönüştürür. Böylece gazel, bir güzellik tasvirini bir yoklama ve özlem şiiriyle birleştirir.
Redifteki "ḳanda iki" ifadesi dil bakımından da dikkat çekicidir. Tuğba Bıyık, Mihrî divanının sözlüğünü hazırlarken bu ifadeye tarama sözlüklerinde ve öteki sözlük kaynaklarında ne yapı ne de anlam bakımından rastlamadığını belirtir. Bıyık'a göre "ḳanda" kelimesi Eski Anadolu Türkçesinde "nerede, nereye" anlamında kullanılır; "ḳanda iki" ise bağlamdan hareketle "acaba nerededir" anlamında, merak ve kuşku bildiren bir söz olarak anlaşılmalıdır. Bıyık, neşirde bu ifadenin bir dipnotla düzeltilmediğini ve vezne de uyduğunu, bu yüzden yazımında bir yanlışlık bulunmadığını ekler ve Mihrî'nin bu redifi şaşkınlık, kuşku ve merak uyandırmak için kullandığı sonucuna varır. Günümüz Türkçesine aktarımda bu yüzden "nerededir, acaba nerede" karşılığı tercih edilmiştir.
İlk beyitteki "Yâ Rab" seslenişi iki mısrada tekrarlanır ve gazelin dua ile feryat arasında gidip gelen tonunu kurar. "Serv-i revân" (salınarak yürüyen servi), sevgilinin uzun ve düzgün boyunu yürüyüşüyle birlikte anlatan bilinen bir benzetmedir; "âfet-i cân" ise güzelliğin âşığın canına bela kesilmesini anlatır. Üçüncü beyitte sevgili güneşi "götürüp" güzellik gülşenini "getüren" biri olarak anılır; iki fiil arasındaki karşıtlık beyte tezat kazandırır. "Mûy-miyân" (kıl bel), sevgilinin belinin inceliğini abartarak anlatan bir teşbihtir.
Dördüncü beyitte kaşlar bir yaya, gamze bu yaydan atılan oka, âşığın canı da hedefe benzetilir. Bu üç kelimeden yalnız yay açıkça söylenir ("yâ"); ok gamze kelimesinin içinde düşünülür, hedef ise "nişân" kelimesiyle verilir. Âşığın canını kendi isteğiyle hedef yapması, sevgilinin okuna kurban olmayı istemesi divan şiirinde yaygın bir tavırdır. Beşinci beyitte diken ile gonca karşı karşıya gelir: gam dikeninin arasında inleyen gönül, adı anılmadan bülbülü düşündürür, gonca ağızlı sevgili ise güldür. Diken, gonca ve nâle kelimeleri arasında tenasüp vardır.
Makta beyti, arayışı bir çaresizlik itirafıyla kapatır. Âşık hasta gönlünü yüzü üstünde sürünerek sevgiliye götürmeye hazırdır, ama ondan ne bir ad ne bir iz vardır. "Nâm u nişân" (ad ve iz) deyimi, dördüncü beyitteki "nişân" (hedef) kelimesiyle aynı sesi taşır; kafiyedeki bu tekrar, iki ayrı anlam taşıdığı için bir kusur olmaktan çok bir söz oyunu olarak okunur. Mihrî'nin kendi adına seslenmesi, divan geleneğinde mahlasın makta beytinde anılmasının sıradan bir örneğidir; ancak burada soru kendisine yöneltilmiştir ve cevap verilmez.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 160, Gazel 209 (F 70a, S 72a, Ü 76a). ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Tuğba Bıyık, "Mihrî Hatun Divanı'nda Tespit Edilen Özgün Kelime Kullanımları ve Bağlamsal Açıdan Farklı Bir Bağdaştırma Örneği", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi 2/4 (2018), s. 216-217. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/612039
- Sıtkı Nazik, "Benzer Redifli Şiirleri Bağlamında Mihrî Hatun ve Tâcî-zâde Cafer Çelebi'nin Karşılaştırılması", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya 2017, s. 136-137, 140. https://isamveri.org/pdfdrg/G00226/2017/2017_NAZIKS.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






