Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Yaḳdı hecr âteşine cânumı cânân ehli
Olmasun bencileyin hîç müselmân ehli
Küfr-i zülfine esîr oldum o kâfir-beçenüñ
Beni ḳurtarmaġa yoḳ mı ki bir îmân ehli
Bâġ-ı ḥüsnüñ ṣularam göz yaşıla şâm u seḥer
Daḫi şeftâlu yimesün mi bu bustân ehli
Muṣḥaf-ı ḥüsnüñi ezber oḳuram şey’-lillâh
Ḳapuña geldi vir iḥsânuñı Ḳur’ân ehli
Beni aġlar görüp ey dost niye gülmeyesin
Ne bilür aġlayanuñ ḥâlini ḫandân ehli
Devr-i ḥüsnüñ geçer ey yâr ḳalur bir eyü ad
Unudılmaz añılur ḫayr ile iḥsân ehli
Ḫûblaruñ derdine düşdüñse yapış dâmenine
Mihrî bu derde bulur derdine dermân ehli

Günümüz Türkçesiyle

1. Sevgililer takımı (güzeller) canımı ayrılık ateşinde yaktı; hiçbir Müslüman benim gibi olmasın.

2. O kâfir çocuğunun (gönül alıp merhamet etmeyen güzelin) zülfünün küfrüne, yani kapkara zülfüne tutsak oldum; beni kurtaracak bir iman sahibi yok mu.

3. Güzellik bağını sabah akşam gözyaşımla sularım; bu bostanın emekçisi bir şeftali de yemesin mi (şeftali, divan şiirinde öpücüğe işaret eder).

4. Güzelliğinin mushafını (Kur'an gibi okunan yüzünü) Allah rızası için ezberden okurum; kapına bir hafız geldi, ihsanını ver.

5. Ey dost, beni ağlar görünce niçin gülmeyesin; gülüp eğlenenler ağlayanın hâlinden ne anlar.

6. Ey sevgili, güzelliğinin devri geçer, geride iyi bir ad kalır; iyilik ve ihsan sahipleri unutulmaz, hayırla anılır.

7. Güzellerin derdine düştüysen onun eteğine yapış. Beyit iki türlü okunabilir: "Mihrî, derde derman bulan kişi dermanı bu dertte bulur" ya da "Mihrî, derman bilen kişi (sevgili) bu derde derman bulur".

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın iki yüz onuncu ve son gazeli yedi beyittir ve remel bahrinin "Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi "ehli"dir; kafiye "-ân" sesiyle kurulur: cânân, müselmân, îmân, bustân, Ḳur’ân, ḫandân, iḥsân, dermân. Her beyitte redif bir başka toplulukla birleşir: sevgililer, Müslümanlar, iman sahipleri, bostan halkı, Kur'an okuyanlar, gülenler, iyilik sahipleri ve derman bilenler. Gazel F, S ve Ü nüshalarında bulunur. Nüsha farkları azdır: S nüshası üçüncü beyitte "şâm u" yerine "şâm", F nüshası dördüncü beyitte "oḳurum" yerine "oḳudum" okur. Neşirde son beytin mısraları ayrı ayrı 7 ve 8 numaralarıyla basılmış, ardından boş bir 9 numarası gelmiştir; burada tek beyit olarak verilmiştir ve gazeller bölümünün neşir girişinde verilen 1287 beyitlik toplamı da ancak böyle tutar. Şiirin kime ve hangi vesileyle yazıldığına dair bir bilgi yoktur.

Sıtkı Nazik'in Mihrî divanındaki redifleri gösteren tablosunda bu gazel, "ehli" redifiyle divanda tek örnek olarak yer alır.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin büyük bölümü, aşkı din ve ibadet diliyle anlatır. İlk beyitte "cânân ehli", yani güzeller topluluğu âşığın canını ayrılık ateşinde yakmıştır; ikinci mısrada şair, hiçbir Müslümanın kendi hâline düşmemesini diler. "Müselmân" kelimesinin seçilmesi, ateşte yanmanın cehennem azabını hatırlatmasıyla birleşerek beyte hafif bir şaka tonu katar.

İkinci beyitte bu dil daha belirgin hâle gelir. Sevgili bir "kâfir-beçe"dir, zülfü de "küfr" olarak anılır. Divan şiirinde zülüf siyahlığı ve karanlığı nedeniyle küfre benzetilir; âşık bu karanlığa esir düşmüştür ve onu kurtaracak bir "îmân ehli" arar. Gülşen Kaya, beçe kelimesinin divanda yalnız bu beyitte geçtiğini ve "kâfir beçe" olarak zülfü andığını belirtir. Küfür ile iman, esir ile kurtarmak arasındaki karşıtlıklar beyte tezat kazandırır.

Üçüncü beyit aşkı bir bahçe emeğine benzetir. Âşık güzellik bağını gözyaşıyla sabah akşam sular; bahçeyi sulayan kişinin o bahçenin meyvesinden, şeftaliden tatmaya hakkı olduğunu ileri sürer. Divan şiirinde şeftali öpücük için kullanılan bir kinayedir; böylece beyit, emeğinin karşılığını isteyen bir bahçıvanın sözü gibi kurulmuşken bir öpücük talebine dönüşür. Bâġ, bustân, şeftâlu ve ṣulamak kelimeleri arasında tenasüp vardır.

Dördüncü beyit, Mihrî'nin çevresindeki bir âdete dayanır. Sevgilinin güzelliği bir mushafa, âşık da onu ezberden okuyan bir hafıza benzetilir; hafız sevgilinin kapısına gelmiş, karşılığında ihsan beklemektedir. Kaya, divandaki âdet ve inanışları incelerken Kur'an'ı ezbere okuyan kimselerin kapı kapı dolaşıp bir ihsan karşılığında dua ettiklerini, bu beyitte de Kur'an ehli olan âşığın güzellik mushafını sevgilinin karşısında ezbere okuduğunu belirtir. "Şey’-lillâh" (Allah rızası için) sözü de, bu tür bir dileniş ve bağış ilişkisini düşündürür. Muṣḥaf, ezber, oḳumak ve Ḳur’ân kelimeleri arasında tenasüp, sevgilinin yüzünün kutsal kitaba benzetilmesinde de teşbih vardır.

Beşinci beyitte dil sadeleşir ve bir atasözü havasına bürünür: gülen, ağlayanın hâlini bilmez. Bu söyleyiş, tok açın hâlinden anlamaz türünden halk sözlerini çağrıştıran bir irsâl-i mesel örneği olarak okunabilir; "aġlamak" ile "gülmek", "aġlayan" ile "ḫandân" arasındaki karşıtlık da beyte tezat kazandırır. Altıncı beyit ise sevgiliye bir öğüt verir: güzellik geçicidir, kalıcı olan iyi bir addır, iyilik edenler hayırla anılır. Kaya bu beyti, hayır duayla anılmanın ve geride iyi bir ad bırakmanın önemine örnek olarak gösterir. Beyitteki öğüt, güzelliğin devrinin geçeceğini hatırlatarak sevgiliyi âşığa iyilik etmeye çağıran ustaca bir dolaylı istek olarak da anlaşılabilir.

Makta beyti, gazelin "ehl" kelimesi üzerine kurulan yapısını derde derman bulan kişilerle kapatır. Güzellerin derdine düşen kişiye, sevgilinin eteğine yapışması öğütlenir; eteğe yapışmak eski dilde birine sığınmak, ondan yardım dilemek anlamına gelir. İkinci mısraın sözdizimi kesin değildir; derman bilen kişinin dermanı ancak bu dertte bulduğu ya da sevgilinin bu derde derman olduğu anlaşılabilir. İki okumada da dert ile derman arasındaki karşıtlık ve "derd" kelimesinin tekrarı beyti taşır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 160-162, Gazel 210 (F 71a, S 72b, Ü 76b). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar