Özgün Metin
Vezin: Mef‘ûlü Mefâ‘îlü Mefâ‘îlü Fa‘ûlün + Mef‘ûlü Fa‘ûlün
Ḫarc it dir iseñ ‘aşḳum içün ‘ömr ile cânı
Olsun begüm olsun
Terk it dir iseñ ‘aşḳum içün iki cihânı
Olsun begüm olsun
Ḳaddüm var iken ḳâmetini bâġ-ı cihânda
Her ṣaḥn-ı çemende
Zinhâr görüp añma ṣaḳın serv-i revânı
Olsun begüm olsun
Bülbül gibi sen zârlıġ it ḫâr-ı cefâda
Gülzâr-ı cihânda
Gördükçe bu ben ḫaddi gül ü ġonca-dehânı
Olsun begüm olsun
Ṣandûḳını dâyim sineñüñ imdi nişân it
Beste aña cân it
Atduḳça müjem tîrini ebrûm kemânı
Olsun begüm olsun
Cân levḥasına eyle cemâlümi muṣavver
Bulsun dilüñ enver
Tâ görse ḥased ide anuñ naḳşına Mânî
Olsun begüm olsun
Metâ‘ına ger ‘aşḳımuñ olduñsa ḫarîdâr
Cândur bahâ al var
Aṣṣ'ile bu bâzârda hîç añma ziyânı
Olsun begüm olsun
‘Aḳl u dil ü cânuñ baña virmişdüñ ezelde
Neyler daḫi sende
Tîz vir beri anları gerekdür baña ânı
Olsun begüm olsun
Öl derdüm ile olma daḫi ḫûblara mâ’il
Ol cevrüme ḳâ’il
Maḥbûb-ı cihân ger ola itme nigerânı
Olsun begüm olsun
Nâ-gâh girür ise elüñe dâmen-i vaṣlum
Bir vaḳt-i şerefde
Sür yüzüñi vü gözüñ ayaġuma revânı
Olsun begüm olsun
Gerçi bu cihânda bulınur ṭâlibe maṭlûb
Sevdüg'ola bir ḫûb
Yâd eyleme ‘aşḳumda daḫi sen o zamânı
Olsun begüm olsun
Düketmiş imiş ‘ömrüñi ey Mihrî güzeller
Cevr ile cihânda
Şimden girü ‘aşḳumla benüm gel ola fânî
Olsun begüm olsun
Günümüz Türkçesiyle
1. Aşkım uğruna ömrünü ve canını harcamak istiyorsan (dir iseñ: "harca" dersen, harcamaya niyetliysen), olsun beyim, olsun; aşkım uğruna iki dünyayı da terk etmek istiyorsan, olsun beyim, olsun.
2. Benim boyum varken, dünya bahçesinde, her çimenliğin ortasında servinin boyunu görüp sakın o salınan serviyi anma; olsun beyim, olsun.
3. Dünya gül bahçesinde, eziyet dikeninin üstünde sen bülbül gibi inle, yanağı gül, ağzı gonca olan beni gördükçe; olsun beyim, olsun.
4. Kaşımın yayı kirpiğimin okunu attıkça, göğsünün sandığını (göğüs kafesini) artık daima hedef yap, canını ona bağla; olsun beyim, olsun.
5. Yüzümün güzelliğini can levhasına (gönlüne) resmet ki gönlün aydınlansın; öyle ki Mânî (ünlü ressam) bile o resmi görünce kıskansın; olsun beyim, olsun.
6. Eğer aşkımın malına alıcı olduysan, bedeli candır, al da git; bu pazarda kârını düşün, zararı hiç anma; olsun beyim, olsun.
7. Aklını, gönlünü ve canını bana ezelde vermiştin; artık sende ne işleri var; çabuk onları buraya ver, bana hemen gerekir; olsun beyim, olsun.
8. Benim derdimle öl, artık güzellere meyletme; eziyetime razı ol; dünyanın sevgilisi de olsa (başka bir güzele) bakma; olsun beyim, olsun.
9. Kavuşmamın eteği şerefli bir vakitte ansızın eline geçerse, hemen yüzünü gözünü ayağıma sür; olsun beyim, olsun.
10. Gerçi bu dünyada arayan aradığını bulur, sevdiğin bir güzel de olabilir; ama sen benim aşkımdayken o zamanı (başka birini sevdiğin günleri) bir daha anma; olsun beyim, olsun.
11. Ey Mihrî, güzeller dünyada eziyetle ömrünü tüketmişler; bundan sonra gel, benim aşkımla fani ol (aşkımda kendinden geç); olsun beyim, olsun.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Mihrî divanındaki tek müstezattır ve on bir bentten oluşur. Müstezat, gazel gibi kurulan uzun mısraların her birinin ardına, aynı bahrin kısaltılmış bir kalıbıyla yazılmış kısa bir mısra (ziyade) eklenen nazım şeklidir. Uzun mısralar hezec bahrinin "Mef‘ûlü Mefâ‘îlü Mefâ‘îlü Fa‘ûlün" kalıbıyla, kısa mısralar "Mef‘ûlü Fa‘ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Neşir girişi şiiri "1 Müstezâd (11 beyit)" diye sayar, yani her bent bir beyit ile ona eklenmiş iki kısa mısradan oluşur. Uzun mısralardan ikincisi bütün bentlerde "-ânı" sesiyle kafiyelenir (cânı, cihânı, revânı, dehânı, kemânı, Mânî, ziyânı, ânı, nigerânı, zamânı, fânî). Her bendin son kısa mısraı ise değişmeden tekrarlanan bir nakarattır: "Olsun begüm olsun". Bentlerin çoğunda ilk uzun mısra ile onu izleyen kısa mısra da kendi arasında kafiyelidir (cihânda / çemende, muṣavver / enver, ḫarîdâr / var, mâ’il / ḳâ’il, maṭlûb / ḫûb gibi).
Şiir yalnız Ü nüshasında bulunur. Sabiha Gemici, bu nüshayı esas aldığı karşılaştırmalı metninde müstezatın gazeller bölümünün içinde, gazellerle birlikte sıralandığını belirtir. Şiirin kime ve hangi vesileyle yazıldığı bilinmez.
Anlam ve Söz Sanatları
Müstezatı Mihrî'nin öteki şiirlerinden ayıran şey, konuşanın kim olduğudur. Şiirde söz alan kişi âşık değil, sevgilidir. "Ḳaddüm" (boyum), "cemâlüm" (yüzümün güzelliği), "müjem" (kirpiğim), "ebrûm" (kaşım), "vaṣlum" (bana kavuşmak), "‘aşḳum" (bana duyulan aşk) gibi sözler, divan şiirinde âşığın övdüğü güzellik unsurlarının burada sevgilinin kendi ağzından sayıldığını gösterir. Sevgili âşığa buyruklar verir: başka bir serviyi anmamasını, kendi güzelliğini gönlüne nakşetmesini, aklını, gönlünü ve canını ona teslim etmesini, başka güzellere bakmamasını ister. Her buyruğun ardından gelen "olsun begüm olsun" nakaratı, bu isteklere hem bir onay hem de nazlı bir kayıtsızlık tonu katar.
Nakarattaki "begüm" (beyim) hitabı da dikkat çekicidir. Sıtkı Nazik, Mihrî ile Tâcîzâde Cafer Çelebi'nin benzer redifli şiirlerini karşılaştırırken bu müstezatı Cafer Çelebi'nin "olsun begüm" redifli gazeliyle aynı satıra koyar. Nazik, Cafer Çelebi'nin gazeli için "olsun begüm" redifinin ilk bakışta muhatabın bir erkek olduğu izlenimini verdiğini, bu sözü Mihrî Hatun söylemiş olsaydı muhatabın erkek olduğunun kuvvetle düşünülebileceğini belirtir. Mihrî'nin müstezatında konuşan sevgili, âşığına "beyim" diye seslenir; makta bendinde ise bu âşık adıyla anılır: "ey Mihrî". Bent bu yüzden iki türlü okunabilir. Ya şair, mahlasını gelenek gereği son bentte anarak kendini sevgilinin muhatabı yapmıştır; ya da nakarattaki "begüm" hitabı, âşığın kimliğinden bağımsız, kalıplaşmış bir sevgi sözü olarak kullanılmıştır. Mehmet Arslan, Mihrî'nin erkek egemen bir edebî çevrede hem âşık hem maşuk kimlikleriyle yazmak zorunda kaldığını, bu yüzden farklı söylemlerle ortaya çıktığını belirtir; bu müstezat, maşukun sesini doğrudan konuşturan örnekler arasında sayılabilir.
Şiirde divan şiirinin tanıdık imgeleri sevgilinin ağzından yeniden kurulur. İkinci bentte sevgili kendi boyunu serviyle yarıştırır ve âşıktan serviyi anmamasını ister. Üçüncü bentte âşık dikenler arasında inleyen bülbül, sevgili ise yanağı gül, ağzı gonca olan bir güldür. Dördüncü bentte kaş yay, kirpik ok, âşığın göğsü de hedeftir; "ṣandûḳ" kelimesi göğüs kafesini bir sandık gibi düşündürür. Beşinci bentte sevgili, kendi yüzünün can levhasına resmedilmesini ister, öyle ki Mânî bile o resmi kıskansın. Mahmut Başaran bu bendi, Şehnâme kaynaklı kişilerin Mihrî divanındaki izleri arasında anar ve yüzün güzelliğiyle gönlün de güzelleşeceği, Mânî'nin bile bu nakışları görüp kıskanacağı şeklinde açıklar.
Altıncı bent aşkı bir pazar alışverişi olarak anlatır. Gülşen Kaya, divanda pazar ve alışveriş unsurlarını incelerken bu bendi örnek gösterir: aşkın malına alıcı olan, bedel olarak canını verecektir. Mısradaki "aṣṣ" kelimesi eski Türkçede "fayda, kazanç" anlamına gelen "assı" sözüdür; "ziyân" ile arasında tezat kurulur. Yedinci bentte ezel inancına başvurulur: âşık aklını, gönlünü ve canını sevgiliye "ezelde", yani yaratılıştan önce vermiştir, şimdi sevgili bunları geri istemektedir. Bentte "ânı" kelimesi kafiye yerinde "hemen" anlamıyla kullanılmıştır.
Son bentlerde sevgilinin istekleri bir sadakat yemini hâline gelir. Âşık başka güzellere bakmayacak, kavuşma fırsatı bulursa yüzünü sevgilinin ayağına sürecek, eski sevdalarını anmayacaktır. Makta bendi ise âşığa, güzellerin eziyetiyle tükenmiş ömrünün geri kalanını sevgilinin aşkında "fânî" olarak geçirmesini söyler. "Fânî olmak" sözü, tasavvufta kendi varlığından geçmeyi anlatan "fenâ" kavramını da hatırlatır; böylece şiir, nazlı bir sevgili konuşmasıyla başlayıp aşkta kendinden geçme çağrısıyla kapanır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 162-164, Müstezâd (Ü 71a); içerik sayımı için giriş s. 11. ekitap.ktb.gov.tr
- Didem Havlioğlu (ed.), "Ğazeliyyāt-ı Mihri-i Hāqīre", OTAP (şiirin farklı bir çeviriyazısı, 193. şiir). http://otap.bilkent.edu.tr/archive/data/arch_txt/texts/mihri_work/lnk_m181_200.html
Akademik çalışmalar
- Sıtkı Nazik, "Benzer Redifli Şiirleri Bağlamında Mihrî Hatun ve Tâcî-zâde Cafer Çelebi'nin Karşılaştırılması", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya 2017, s. 139-140. https://isamveri.org/pdfdrg/G00226/2017/2017_NAZIKS.pdf
- Mahmut Başaran, "Şehnâme'nin Mihrî Hatun Dîvânı'na Etkileri", Avrasya Beşeri Bilim Araştırmaları Dergisi 3/1 (2023), s. 116-132 (Mânî maddesi, s. 123-124), doi:10.7596/abbad.31072023.005.
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 92. https://openaccess.firat.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11508/16520/253984.pdf?sequence=1
- Sabiha Gemici, Mihrî Hatun Divanı: Karşılaştırmalı Metin, Cümle Yapısı ve Cümle Türleri, doktora tezi, Uludağ Üniversitesi, Balıkesir 1990, s. 349. https://archive.org/details/MihriHatunDivann
Kitaplar
- Mehmet Arslan, "Mihrî Hâtun", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (TEİS). https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/mihri-hatun
Çevrimiçi kaynaklar






