Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Ol cihân gülzârınuñ ra‘nâ ġazel-ḫânı dürüst
Ḫoş tamâm itmiş bu beyti içre dîvânı dürüst
Ḫaṭt-ı reyḥân kim ṭolanmışdur gülistânı dürüst
Hâledür kim devr idüpdür mâh-ı tâbânı dürüst
Cân ile ḳıldum temâşâ rûy-ı cânânı dürüst
Ṣâni‘-i ḳudret ki naḳş itmiş gülistânı dürüst
Ṣafḥa-i ḫaddinde yazmış ḫaṭṭ-ı reyḥânı dürüst
Hâledür kim devr idüpdür mâh-ı tâbânı dürüst
Ḳâmeti cân gülşeninde serv ü ‘ar‘ar baġlamış
Ḥüsninüñ şemsi cihân bâġına enver baġlamış
Ruḫlarında kâkül-i müşgîni ‘anber baġlamış
Hâledür kim devr idüpdür mâh-ı tâbânı dürüst
Ḳaşları ḳavs-i felekdür ṣûreti bedr-i ḳamer
Gün cemâlidür cihân rûyına viren nûr u fer
Ḳaplamışdur dilberüñ gûyâ miyânını kemer
Hâledür kim devr idüpdür mâh-ı tâbânı dürüst
Cem‘ olup bir bezme gelmişler nice cânâneler
Ḥalḳa ḳurmuş murġ-ı câna zülfi dökmüş dâneler
Şem‘-i ruḫsârına ol meh-rûlaruñ pervâneler
Hâledür kim devr idüpdür mâh-ı tâbânı dürüst
Devr ider câm-ı şarâbı sâḳi-i meh-pâreler
Nûş ider ‘aşḳı meyinden ‘âşıḳ-ı bî-çâreler
Ol mehi ḳılmış iḥâṭa göz açup seyyâreler
Hâledür kim devr idüpdür mâh-ı tâbânı dürüst
Cân alur çeşmi dili yaġmâ ḳılur ḥükmi revân
Lîk ḳılsañ bir naẓar ḥüsni baġışlar câna cân
Dir gören anuñ girîbânıyla gerdânın hemân
Hâledür kim devr idüpdür mâh-ı tâbânı dürüst
Şehr-i Amâsiyye'de bir ḫûb u ra‘nâ gül-‘iẕâr
Her ṭarafda cân u dilden ṣad-hezâr ‘uşşâḳı var
Çevresinde dâyire çekmişdür anuñ kûh-sâr
Hâledür kim devr idüpdür mâh-ı tâbânı dürüst
Ṭâli‘uñ sa‘d oldı Mihrî yandı baḫtuñ aḫteri
Başuña ṭoġdı ġam-ı ẓulmetde devlet ḫâveri
Ol melek-manẓar ḳamer-çihreyle çarḫuñ çenberi
Hâledür kim devr idüpdür mâh-ı tâbânı dürüst

Günümüz Türkçesiyle

1. O dünya gül bahçesinin güzel gazel okuyucusu (gazel söyleyen şair), divanında şu beyti eksiksiz ve hoş bir biçimde tamamlamış: "Gül bahçesini (yanağı) tam bir halka gibi çevrelemiş reyhan gibi ayva tüyleri, parlak ayı tam olarak kuşatmış bir hâledir (ay ağılıdır)."

2. Sevgilinin yüzünü canla başla, doya doya seyrettim; kudret ressamı (Yaratıcı) gül bahçesini kusursuz nakşetmiş, yanağının sayfasına reyhânî yazıyı (reyhan gibi ayva tüylerini) düzgünce yazmış; bu, parlak ayı tam olarak kuşatmış bir hâledir.

3. Boyu can gül bahçesinde servi ve ardıç kesilmiş; güzelliğinin güneşi dünya bahçesini aydınlatmış; yanaklarına misk kokulu kâkülünü amber gibi bağlamış; bu, parlak ayı tam olarak kuşatmış bir hâledir.

4. Kaşları göğün yayı, yüzü dolunaydır; yüzü, dünyanın yüzüne ışık ve parıltı veren güneştir; kemer sanki sevgilinin belini sarmış; bu, parlak ayı tam olarak kuşatmış bir hâledir.

5. Nice sevgililer toplanıp bir meclise gelmişler; (sevgili) can kuşuna halka kurmuş (tuzak halkası), zülfünü yem taneleri gibi dökmüş; o ay yüzlülerin yanak mumuna pervaneler (toplanmış); bu, parlak ayı tam olarak kuşatmış bir hâledir.

6. Ay parçası gibi güzel sakiler şarap kadehini elden ele dolaştırır; çaresiz âşıklar aşkın şarabından içer; yıldızlar gözlerini açıp o ayı çepeçevre kuşatmış; bu, parlak ayı tam olarak kuşatmış bir hâledir.

7. Gözü can alır, gönlü yağmalar, hükmü geçer; ama bir bakış etse güzelliği cana can bağışlar; onun yakasını ve boynunu gören hemen der ki: bu, parlak ayı tam olarak kuşatmış bir hâledir.

8. Amasya şehrinde güzel, endamlı, gül yanaklı biri var; her yanda candan gönülden yüz binlerce âşığı var; çevresine dağlar bir daire çekmiş; bu, parlak ayı tam olarak kuşatmış bir hâledir.

9. Ey Mihrî, talihin uğurlu oldu, bahtının yıldızı parladı; gam karanlığının içinde başına devlet güneşi doğdu; o melek yüzlü, ay çehreli sevgili ile göğün çemberi, parlak ayı tam olarak kuşatmış bir hâledir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın murabbalar bölümünü açan bu şiir dokuz bentten oluşur ve remel bahrinin "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Murabba, dört mısralık bentlerden oluşan bir nazım şeklidir. Bu şiirde her bendin dördüncü mısraı aynen tekrarlanan bir nakarattır: "Hâledür kim devr idüpdür mâh-ı tâbânı dürüst". İlk iki bentte dört mısranın hepsi nakaratla aynı "-ânı dürüst" kafiyesini taşır; sonraki bentlerde ilk üç mısra kendi aralarında yeni bir kafiyeyle (baġlamış; ḳamer / fer / kemer; cânâneler; meh-pâreler; revân; gül-‘iẕâr; aḫteri) kafiyelenir, dördüncü mısra ise nakaratla ilk bende bağlanır. Murabba dört nüshanın hepsinde (F, M, S, Ü) bulunur.

Tarihî Bağlam

Şiirin nakaratı başka bir şairin beytinden alınmış görünmektedir. Ahmet Mermer'in tanıttığı ve Ahmed Paşa'nın sağlığında tertip edildiğini düşündüğü on beşinci yüzyıla ait bir nazire mecmuasında, Ahmed Paşa'nın "‘Âşıkun gönli sınıkdur ‘ahd ü peymânı dürüst" matlaıyla başlayan gazeline yazılmış nazireler arasında şu beyit Nizâmî'nin şiiri olarak yer alır: "Hatt-ı reyhân kim tolanmışdur gülistânı dürüst / Hâledür kim devr idüpdür mâh-ı tâbânı dürüst". Mecmuada bu bölüm "Nezâ’ir-i Nizâmî Çelebi li-gazeliyât-ı Ahmed Paşa" başlığını taşır; Mermer, mecmuada "Nizâmî Çelebi" diye anılan bu şairi Karamanlı Nizâmî olarak tanıtır. Mihrî'nin murabbaının ilk bendinin son iki mısraı bu beytin aynısıdır. İlk bendin ilk iki mısraı da bunu açıkça haber verir: "o dünya gül bahçesinin güzel gazel okuyucusu" divanında "bu beyti" eksiksiz tamamlamıştır. Böylece murabba, başka bir şairin beğenilen bir beytini alıp onu nakarat yaparak genişleten bir şiir hâline gelir. Mihrî beytin sahibini adıyla anmaz; ilk bentteki "ġazel-ḫân" sözünün Nizâmî'ye işaret ettiği düşünülebilir, ama şiirde bunu kesinleştiren bir ifade yoktur. Mermer, aynı mecmuada Visâlî'nin Ahmed Paşa'nın bir murabbaına yazdığı nazireyi tarif ederken de benzer bir düzene dikkat çeker: ilk bendin kafiyesi zemin şiire uyar, öteki bentlerin son mısraları aynı kafiyeyi sürdürür, ara mısraların kafiyesi ise değişir.

"Dürüst" redifi, dönemin şairleri arasında sevilmiş bir zemindir. Sıtkı Nazik, bu redifin başta Necâtî olmak üzere Mihrî, Tâcîzâde Cafer Çelebi ve Adlî mahlasıyla şiir yazan II. Bayezid tarafından kullanıldığını belirtir ve Mihrî'nin murabbaının ilk bendini, Cafer Çelebi'nin aynı "-ânı dürüst" kafiye ve redifli on üçüncü gazeliyle karşılaştırır. Nazik'e göre iki şair de kendi şiirlerini överek divanlarının tam ve değerli olduğuna dikkat çeker. Mermer'in yayımladığı mecmua kaydı ise bu zeminin Ahmed Paşa'ya kadar uzandığını gösterir.

Sekizinci bentte Amasya adıyla anılır. Gülşen Kaya, Amasya'nın şairin doğup yaşadığı şehir olduğu için divanda en çok geçen şehir adı olduğunu belirtir ve bu murabbaı, Amasya'da yaşayan bir güzelden söz edilirken şehrin çevresinin dağlarla kuşatıldığının anlatıldığı manzumeler arasında gösterir. Bentte anlatılan güzelin kim olduğu söylenmez.

Anlam ve Söz Sanatları

Nakarattaki benzetme bütün şiiri taşır: yanağı çevreleyen ayva tüyleri, ayın çevresindeki ışık halkasına, hâleye benzetilir. Mihrî bu benzetmeyi her bentte başka bir halkaya uygular ve nakaratı her seferinde yeni bir anlama bağlar. İkinci bentte halka, yanak sayfasına yazılmış reyhânî yazıdır; "ḫaṭṭ-ı reyḥân" sözü hem reyhan bitkisini hem de reyhânî adı verilen yazı türünü hatırlattığı için beyitte tevriye vardır. Dördüncü bentte dolunay yüzlü sevgilinin belini saran kemer, beşinci bentte sevgilinin çevresinde halka kuran sevgililer ve mumun etrafında dönen pervaneler, altıncı bentte elden ele dolaşan kadeh ile ayı kuşatan yıldızlar, yedinci bentte de boynu çevreleyen yaka aynı hâleye dönüşür. Altıncı bentteki "devr ider" (dolaştırır) sözü, nakarattaki "devr idüpdür" (çevrelemiştir) ile aynı kökten gelir ve iki mısra arasında bir ses ve anlam köprüsü kurar.

Sekizinci bent benzetmeyi bir manzaraya taşır. Amasya'daki güzelin çevresine dağlar bir daire çekmiştir; nakarat geldiğinde, dağların arasında kalan şehir ya da o şehirdeki güzel, hâlenin ortasındaki ay gibi görünür. Kaya'nın da belirttiği gibi bent, şehrin dağlarla çevrili oluşunu anar; bu benzetme, şehrin yeryüzü şeklini divan şiirinin mazmunuyla birleştirir.

Dokuzuncu bent, murabbaı Mihrî'nin kendi talihine bağlar. Bahtın yıldızının parlaması, gam karanlığında devlet güneşinin doğması gibi gök imgeleri, nakarattaki ay ve hâle imgesiyle tenasüp oluşturur. Kaya, bu bendi sevgiliyle vuslata eren şairin başına gam karanlığında devlet güneşinin doğması olarak açıklar. Son mısrada melek yüzlü, ay çehreli sevgili ile göğün çemberi birlikte anılır ve ilk bentte başka bir şairin beytinden alınan benzetme, bu kez Mihrî'nin kendi mutluluğunu anlatmak için kullanılır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 164-165, Murabba‘ 1 (F 34a, M 48b, S 36b, Ü 29a). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar