Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Bize meyl eyler idi geh geh o çeşmi ḳaralar
Men‘ iderler oları bir iki yüzi ḳaralar
Düşeli ‘aşḳı hevâsı ile deryâ-yı ġama
Görmedi zevraḳ-ı dil ḥadd ü kenâr u ḳaralar
Çekse zülfini ṣanem ruḫları üstine n'ola
Yaraşur Ka‘be'nüñ örtüsi ki ola ḳaralar
İtdiler ‘âşıḳ-ı şûrîdelerüñ ‘aşḳuñı pây
Ḳorḳaram vaṣluña daḫi geleler el ḳaralar
Cânı vir yâr işiginde gel i dil ṣâdıḳ iseñ
‘Āşıḳ oldur ki anuñ ṭopraġa ḳanın ḳaralar
‘Aşḳ bâbın daḫi bir vech ile taḥrîr idemez
Mihrî kim bunca zamân defter ü dîvân ḳaralar

Günümüz Türkçesiyle

1. O kara gözlüler ara sıra bize meylederdi; bir iki yüzü kara (utanmaz rakip) onları bundan alıkoyuyor.

2. Gönül kayığı, onun aşkının rüzgârıyla gam denizine düştüğünden beri ne bir sınır ne bir kıyı ne de kara yüzü gördü.

3. Güzel, saçını yanaklarının üstüne çekse buna şaşılır mı? Kâbe'nin örtüsünün kara olması yakışır. (Sevgilinin yüzü Kâbe'ye, yüzünü örten kara saçı Kâbe'nin siyah örtüsüne benzetilmiştir.)

4. Çılgın âşıkların sana olan aşkını ayak altına aldılar; korkarım ki seninle buluşmaya da yabancılar gelip onu karalayacaklar. (Mısra "kara yüzlü yabancılar senin vuslatına da el uzatır" diye de anlaşılabilir.)

5. Ey gönül, sadık isen gel, canını sevgilinin eşiğinde ver. Gerçek âşık, kanı toprağı karartan, yani sevgilinin yolunda kanı toprağa dökülen kişidir.

6. Mihrî bunca zamandır defterler ve divanlar karalayıp (yazıp) durduğu hâlde, aşk konusunu yine de hiçbir şekilde yazıya dökemez.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın yirmi beşinci gazeli altı beyittir ve aruzun remel bahrinden "Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Gazelin dikkat çeken yanı kafiyesidir. Her kafiyeli mısra "ḳaralar" kelimesiyle biter ve bu kelime matla beytinde iki, öteki beyitlerde birer kez olmak üzere yedi kez kullanılır. Kelime yazılışta aynı kaldığı hâlde her seferinde başka bir anlam taşır. Şiir yalnız İstanbul Üniversitesi nüshasında (Ü 33b) bulunur; kime yazıldığı bilinmez.

Anlam ve Söz Sanatları

Neşri hazırlayan Mehmet Arslan, 2017'de Amasya'da düzenlenen Amasya Âlimleri Sempozyumu'nda sunduğu "Mihrî Hâtun Divanı'nda Sanatlı Manzumeler" bildirisinde bu gazeli şairin sanatlı şiirleri arasında sayar. Arslan, Mihrî'nin elifnâme, muvaşşah (her beytin ilk harfleri yukarıdan aşağı okununca bir ad çıkan şiir), noktasız harflerle yazılmış ve içinde elif harfi bulunmayan manzumelerinin yanında bu gazeli "cinas sanatıyla yazılmış" şiir örneği olarak verir ve kafiye kelimesinin yedi geçişte yedi ayrı anlamda kullanıldığını belirtir. Cinas, yazılışı ya da söylenişi aynı ya da benzer, anlamı farklı kelimeleri bir arada kullanma sanatıdır. Bir kelimeyi bütün bir gazel boyunca kafiye yerinde tutup her defasında ona başka bir anlam yüklemek, şaire kelime bilgisini ve dilin imkânlarını gösterme fırsatı verir.

Anlamlar şöyle ayrışır. Matla beytinin ilk mısraında "çeşmi ḳaralar" kara gözlü güzellerdir; ikinci mısrada "yüzi ḳaralar" yüzü kara, yani utanılacak işler yapan rakiplerdir. "Bir iki yüzi ḳaralar" sözünde, okunuşta "iki yüzlü" deyimine de bir gönderme sezilir. Gülşen Kaya bu beyti hem gözün rengine hem de rakibin yüz karalığına örnek gösterir: kara gözlü sevgili bazen âşığa yönelir, ama iki yüzü kara rakip onu bundan alıkoyar. İkinci beyitte "ḳaralar" deniz yolculuğunun karşıtı olan karalardır. Gam denizine düşen gönül kayığı kıyı ve kara görmez; Kaya bu beyti Mihrî'nin gönlü kayığa benzettiği yerlerin arasında anar.

Üçüncü beyit dinî bir imge kurar. Sevgilinin yüzü Kâbe, yüzünü örten saçları Kâbe'yi örten siyah örtüdür; burada "ḳaralar" siyah renkli örtü anlamındadır. Kaya, beyitteki "ṣanem" (put, güzel) kelimesinin Cahiliye devrinde Kâbe'de putların bulunmasına bir telmih olduğunu da belirtir. Dördüncü beyit en kapalı olanıdır. Âşıkların aşkı ayak altına alınmıştır ve şair, vuslatı da yabancıların ("el") gelip karalamasından, yani lekelemesinden korkar. Bu beyitte "ḳaralar" bir fiil olarak okunabileceği gibi, "kara yüzlü yabancılar" anlamında bir isim olarak da okunabilir.

Son iki beyitte kelime yine fiildir. Beşinci beyitte gerçek âşık, sevgilinin eşiğinde canını verdiğinde kanı toprağı karartan kişidir. Mahlas beytinde ise "defter ü dîvân ḳaralamak", kâğıda yazı yazmak anlamındaki "karalamak" fiiliyle kurulur. "Dîvân" kelimesinin hem şiir kitabı hem de devlet kâtiplerinin kayıt tuttuğu defterleri çağrıştırması, tevriyeye yakın bir derinlik verir: Mihrî bunca zaman divan dolusu şiir yazmış olduğu hâlde aşkın konusunu yine de yazıya dökemediğini söyler. Bu son beyit, gazelin sanat gösterisini bir alçakgönüllülük sözüyle kapatır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 63-64, Gazel 25 (Ü 33b). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • Mehmet Arslan, "Mihrî Hâtun Divanı'nda Sanatlı Manzumeler", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya 2017, s. 37-38.
  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 42, 156, 214, 249. openaccess.firat.edu.tr
  • Sabiha Gemici, Mihrî Hatun Divanı: Karşılaştırmalı Metin, Cümle Yapısı ve Cümle Türleri, doktora tezi, Uludağ Üniversitesi, Balıkesir 1990 (Gemici'de 26. gazel).

Çevrimiçi kaynaklar