Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Mefâ‘îlün Mef‘ûlü Mefâ‘îlün

Cân boynına zülfeynüñ ‘anber-resen olmışdur
‘Aşḳ ehline dergâhuñ ḥubbü'l-vaṭan olmışdur
Hecrüñle gözüm yaşı yaġmur gibi yaġaldan
Başdan başa bu ‘âlem çayır çimen olmışdur
Dil bülbüli feryâdın artursa ‘aceb midür
Şeydâ ḳılan anı sen ġonca-dehen olmışdur
Cevrüñle beni cânâ öldürme taḥammül it
‘Aşḳuñ ġamı ile ḫod baña olan olmışdur
Yoluñda senüñ cânâ bilsem ne günâh itdüm
Cevrüñ baña aġyâra luṭfuñ neden olmışdur
Ḥaḳḳâ ḳad ü ḫaddüñüñ kim ölse hevâsında
Tâbût aña serv olup gülden kefen olmışdur
Gül-ruḫlaruñuñ çoḳdur ‘uşşâḳı velî ammâ
Çeşmine raḳîbüñüñ Mihrî diken olmışdur

Günümüz Türkçesiyle

1. İki zülfün, canın boynuna amber kokulu bir ip (ilmek) olmuştur; aşk ehli için senin kapın, "vatan sevgisi" olmuştur. (Âşık, sevgilinin eşiğini öz vatanı gibi sever ve ondan ayrılamaz.)

2. Ayrılığınla gözümün yaşı yağmur gibi yağdığından beri bu dünya baştan başa çayır çimen olmuştur.

3. Gönül bülbülü feryadını artırsa şaşılır mı? Onu çılgına çeviren, gonca ağızlı sen olmuşsun.

4. Ey sevgili, eziyetinle beni öldürme, biraz sabret; zaten aşkının derdiyle başıma gelecek olan gelmiştir.

5. Ey sevgili, bilsem senin yolunda ne günah işledim? Eziyetin bana, iyiliğin yabancılara neden olmuştur?

6. Gerçekten, boyunun ve yanağının hevesiyle kim ölürse, ona servi tabut, gül de kefen olmuştur.

7. Gül yanaklarının âşıkları çoktur, ama Mihrî rakibinin gözüne diken olmuştur. (Yani Mihrî, rakibin gözünde batan, onu rahatsız eden kişi olmuştur.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın yirmi sekizinci gazeli yedi beyittir ve aruzun hezec bahrinden "Mef‘ûlü Mefâ‘îlün Mef‘ûlü Mefâ‘îlün" kalıbıyla yazılmıştır. Bu kalıp her mısraı ortadan iki eşit parçaya böler. Redif "olmışdur" (olmuştur), kafiye "-en" sesidir: resen, vaṭan, çimen, dehen, neden, kefen, diken. Dördüncü beyitteki "olan" kelimesi bu kafiyeyi tam karşılamaz. Şiir Ankara Millî Kütüphane (M 51b) ve İstanbul Üniversitesi (Ü 34a) nüshalarında bulunur. Kime yazıldığı bilinmez.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla beyti iki ayrı imgeyi birleştirir. İlk mısrada sevgilinin iki zülfü, âşığın can boynuna geçirilmiş amber kokulu bir iptir; saç hem kokusuyla hem de kıvrımıyla âşığı bağlayan bir ilmek olur. İkinci mısra bir hadis iktibasına dayanır. "Hubbü'l-vatan mine'l-îmân" (Vatan sevgisi imandandır) sözü, Reyhan Keleş'in belirttiğine göre sahih rivayetler arasında yer almaz, ama muhaddislerce anlamca uygun görülmüştür; şiirlerde daha çok "hubbü'l-vatan" kısmı alınır. Mutasavvıflara göre insanın asıl vatanı bu dünya olmadığı için vatan sevgisi Allah'a dönme özlemi olarak yorumlanır. Keleş, kadın divan şairlerinin şiirlerinde hadis iktibaslarını incelediği çalışmasında Mihrî'nin bu beyitte hadisi tasavvufî bir anlamda kullandığını ve âşıklar için dergâhın "hubbü'l-vatan" olduğunu vurguladığını yazar. Gülşen Kaya da beyti, sevgilinin eşiğinin "hubbü'l-vatan" olarak nitelendiği örnek olarak verir. "Dergâh" kelimesi hem sevgilinin kapısı, eşiği hem de tarikat ehlinin toplandığı tekke anlamına gelir; beyit iki anlamı birlikte taşır.

İkinci beyit mübalağanın tipik bir örneğidir. Âşığın ayrılıkla akan gözyaşı yağmur gibi yağar ve bütün dünyayı çayıra çimene çevirir. Kaya, divanda hicranla yağmur gibi yağan gözyaşının âlemi çayır çimen eylediğini anlatırken bu beyti örnek verir. Üçüncü beyitte gül-bülbül mazmunu kullanılır: gönül bülbülünün feryadı artarsa bunda şaşılacak bir şey yoktur, çünkü onu çılgına çeviren "gonca ağızlı" sevgilidir. Kaya, bülbülün güle âşık olmaktan kendini alamayışını bu beyitle açıklar.

Dördüncü ve beşinci beyitler sitem bölümüdür. Âşık sevgiliden kendisini eziyetle öldürmemesini, biraz sabretmesini ister; aşk derdiyle başına gelecek olan zaten gelmiştir. Beşinci beyitte ise bir önceki gazeldeki soru burada da sorulur: sevgilinin yolunda ne günah işlenmiştir ki cevir âşığa, lütuf yabancılara düşmektedir. Kaya bu beyti hem âşığın sevgiliye karşı günahının ne olduğunu bilemediği yerlere hem de rakibin, âşığın bin can verse elde edemediği ayrıcalıklara emek vermeden sahip olduğu durumlara örnek gösterir.

Altıncı beyit gazelin en dikkat çekici imgesini taşır. Sevgilinin boyu serviye, yanağı güle benzetilir; boyunun ve yanağının hevesiyle ölen âşığa servi tabut, gül kefen olur. Önce iki şey (ḳad ü ḫadd, boy ve yanak) sayılıp sonra onlara karşılık gelen iki şeyin (serv ve gül) sıralanması leff ü neşr sanatıdır. Kaya, divanda ölüm kavramıyla birlikte tabut ve kefenin anıldığı yerlerde bu beyti verir ve servinin tabut olma hayalinin boyun serviye benzetilmesinden doğduğunu belirtir. Mahlas beyti de gül imgesini sürdürür: gül yanaklı sevgilinin çok âşığı vardır, ama Mihrî rakibin gözüne diken olmuştur. "Gözüne diken olmak" deyimi, gülün yanında bulunan diken imgesiyle tenasüp kurar ve gazeli küçük bir zafer cümlesiyle kapatır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 65, Gazel 28 (M 51b, Ü 34a). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • Reyhan Keleş, "Kadın Divan Şairlerinin Şiirlerinde Hadis İktibasları", Türk Kültürü, Sanatı ve Edebiyatında Hadisler Sempozyum Tebliğler Kitabı, c. II, İstanbul: Meridyen Destek Derneği, 2022, s. 335-336.
  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 16, 36, 45, 182, 225, 246, 277. openaccess.firat.edu.tr

Çevrimiçi kaynaklar