Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Dil ser-i zülfüñe ber-dâr olmaġa cânın sürür
Ölmege yer ister uşda geldi urġanın sürür
Boynuma ṭaḳsañ n'ola cânâ kemend-i zülfüñi
‘Īd-i vaṣl irse ḳaçan her kişi ḳurbânın sürür
Târ u mâr itmiş ruḫında yâr zülf-i ‘anberin
Ṣanasın ṭâvûsdur gülşende cevlânın sürür
‘Āşıḳa ma‘şûḳ çün cevr idegelmişdür ezel
Terk-i ‘âdet eylemez her kişi erkânın sürür
Mihrî-i dil-ḫastenüñ ḥâlin ṣorarsa yâre diñ
Bir nefes ḳalmışdur ammâ âh ol cânın sürür
Günümüz Türkçesiyle
1. Gönül, saçının ucunda asılmak için canını sürükleyip getirir; ölecek bir yer arar, işte ipini peşinden sürükleyerek geldi. (Sevgilinin saçı darağacına, saç telleri de urgana benzetilmiştir; gönül, kendi idam ipini taşıyan bir mahkûm gibi gelir.)
2. Ey sevgili, saçının kementini boynuma geçirsen buna ne denir? Kavuşma bayramı geldiğinde herkes kurbanını sürüp getirir. (Kurbanlık hayvan boynundan iple çekilerek götürülür; âşık, sevgilinin saçını boynuna geçirilmiş bir ip, kendini de kavuşma bayramının kurbanı sayar.)
3. Sevgili amber kokulu saçını yanağının üstüne darmadağın etmiş; sanki gül bahçesinde bir tavus salınarak dolaşıyor. ("Târ u mâr" dağınık demektir; ama "mâr" kelimesi tek başına yılan anlamına da gelir ve saçın yılana benzetilmesini hatırlatır.)
4. Sevgili ezelden beri âşığa eziyet edegelmiştir; kimse âdetini bırakmaz, herkes kendi usulünü sürdürür.
5. Gönlü hasta Mihrî'nin hâlini sorarsa yâre söyleyin: bir nefesi kalmıştır, ama ah, o yine de canını sürüyor. Beyit iki türlü okunabilir: Mihrî son nefesinde bile hayatını sürdürmektedir; ya da "âh" kelimesi özne sayılırsa, onun ahı canını sürükleyip götürmektedir, yani can çekişmektedir.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Arslan neşrinin otuz beşinci gazeli beş beyittir ve dört nüshada da bulunur (F 40b, M 57a, S 42b, Ü 35b). Vezni "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıdır. Redif "sürür" fiilidir; kafiyeyi cânın, urġanın, ḳurbânın, cevlânın ve erkânın kelimelerindeki "-ânın" sesi kurar. Matlanın ilk mısraında geçen "cânın" kelimesi son beyitte yeniden kafiye olur ve şiir, başladığı yere, âşığın canına döner. Şiirin kime ve ne zaman yazıldığına dair bir bilgi yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin asıl ustalığı rediften gelir. "Sürmek" fiili Türkçede pek çok anlam taşır ve şair onu her beyitte başka bir anlamla kullanır: ilk beyitte gönül canını ve urganını sürükler; ikinci beyitte herkes kurbanını sürüp götürür; üçüncü beyitte tavus salınışını sürdürür; dördüncü beyitte herkes âdetini sürdürür; son beyitte ise âşık canını sürmekte, yani ya hayatını sürdürmekte ya da can çekişmektedir. Böylece tek bir kelime sürüklemek, götürmek, devam ettirmek ve tükenmek anlamları arasında dolaşır.
İlk iki beyit aynı nesneyi, saçı, iki ayrı ipe dönüştürür. Gülşen Kaya, Mihrî divanında saçın darağacı olarak tasavvur edilmesini her telinde bir canın asılı olmasıyla açıklar ve ilk beyti şöyle yorumlar: gönül, sevgilinin saçının ucuna asılmak için can atar, urganını peşi sıra sürükleyerek ölecek yer arar. Kaya ayrıca saçın âşığı bağlayan bir kement olarak düşünüldüğünü, divane âşığı ancak sevgilinin saç bağının zapt edebileceğini belirtir. İkinci beyitte bu kement bir kurban ipine dönüşür. Kaya'nın gösterdiği gibi Mihrî divanında "îd-i vasl" (kavuşma bayramı) terkibiyle anılan bayram sevinçtir ve bu bayramda kesilen kurban âşığın canıdır. "Ber-dâr", "urġan", "ölmek", "kemend", "boyun" ve "ḳurbân" kelimeleri bu iki beyitte birbirini tamamlayan bir küme kurar (tenasüp).
Üçüncü beyitte saç, gül bahçesinde dolaşan bir tavusa benzetilir. Kaya, tavusun göz alıcı ve kabarık tüyleriyle, bir cennet kuşu olduğu inancıyla sevgilinin saçı için benzetme unsuru olduğunu belirtir ve bu beyti örnek verir. Yanak gül bahçesi, üstüne dağılan renkli ve kokulu saç da o bahçede salınan tavustur. "Târ u mâr" ikilemesindeki "mâr" (yılan) kelimesi, Kaya'nın divanda ayrıca incelediği saç-yılan benzetmesini de çağırır.
Dördüncü beyit, gazelin genel bir hüküm bildiren tek beytidir: sevgilinin cefası ezelden beri süregelen bir âdettir ve kimse âdetinden vazgeçmez. Bu tür, herkesin kabul edeceği bir gerçeği şiire örnek olarak getirmeye irsâl-i mesel denir; beyit, ikinci mısraıyla bir atasözü gibi okunabilir. "‘Âdet" ile "erkân" (usul, töre) kelimeleri de birbirini destekler. Son beyitte ise şair kendinden üçüncü kişi olarak söz eder ve sevgilinin çevresindekilere seslenerek ona haber götürmelerini ister: Mihrî'nin bir nefesi kalmıştır.
Nüsha farkları imla düzeyindedir: Ü nüshası ilk beyitte "ser-i" yerine "seri", F "uşda" yerine "işte", M ise "uşṭa" okur; üçüncü beyitte F nüshası "Târ u mâr" yerine "Târ-mâr", M nüshası "yâr zülf-i" yerine "zülf-i yâr" kaydeder. Didem Havlioğlu'nun elektronik metninde redif "sürer" biçiminde okunmuştur.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 69, Gazel 35 (F 40b, M 57a, S 42b, Ü 35b) ve nüsha farkları dipnotları. ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010 (zülf, kemend, bayram, tâvûs ve gönül bahisleri). openaccess.firat.edu.tr
Kitaplar
- Didem Havlioğlu (hzl.), Ġazeliyyât-ı Mihrî-i Ḥaḳîre, OTAP elektronik edisyonu, gazel 36 (türkoloji-iran sayfasında yayımlanan metin, 2007).
Çevrimiçi kaynaklar






