Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Ḫurrem iden ‘âlemi cânâ cemâlüñ bâġıdur
Dostum ‘uşşâḳa raḥm itgil ki ḥüsnüñ çaġıdur
Bülbül iñler ḫârdan ben aġlaram aġyârdan
Müstedâm olsun bizümle ḫayli derd ortaġıdur
Rîsmân zülfüñle niçün baġlıdur boynum didüm
Gösterüp çeşmin didi bu kâfirüñ ṭutsaġıdur
Ḥasretinden aġlaram sen Yûsuf'uñ Ya‘ḳûb-veş
Gözlerüm yaşı dükenmez ṣanki Nîl ırmaġıdur
Çekmez idi bir nefes ḫâruñ cefâsın neylesün
Lîki bülbül gülsitân içre gülüñ ṭutsaġıdur
Bezm-i ḥüsnüñe vücûdum şem‘adur pervâne dil
Bu yanan cânum fetîlidür yüregüm yaġıdur
Dehr elinden bir ṣafâ câmını nûş itdürmedüñ
Ṣunduġuñ her dem felek Mihrî'ye biñ ṭâs aġıdur

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey sevgili, dünyayı şenlendiren senin güzelliğinin bahçesidir. Dostum, âşıklara acı; çünkü şimdi tam güzelliğinin çağıdır. (Güzellik gençlikle birlikte geçip gidecektir; âşık, sevgiliden bu çağ sürerken merhamet göstermesini ister.)

2. Bülbül dikenden inler, ben de rakiplerden ağlarım. Bülbül bizimle hep birlikte olsun; o bizim nice derdimize ortaktır.

3. "Boynum neden saçının ipiyle bağlı?" dedim. Gözünü gösterip "Bu, şu kâfirin tutsağıdır" dedi. (Sevgilinin gözü siyahlığı ve acımasızlığıyla kâfire benzetilir; âşık o kâfirin esiridir.)

4. Yusuf'un hasretiyle ağlayan Yakup gibi ben de senin hasretinden ağlarım; gözlerimin yaşı tükenmez, sanki Nil ırmağıdır. (Hz. Yakup, oğlu Yusuf'u yitirdikten sonra yıllarca ağlamış olmasıyla hüznün ve özlemin sembolüdür; sevgili Yusuf'a, âşık Yakup'a benzetilmiştir.)

5. Bülbül dikenin eziyetine bir an bile katlanmazdı; ne yapsın, gül bahçesinde gülün tutsağıdır.

6. Senin güzellik meclisinde varlığım bir mumdur, gönlüm de pervane; bu yanan canım o mumun fitili, yüreğim de yağıdır.

7. Ey felek, zamanın elinden bana bir neşe kadehi içirmedin; Mihrî'ye her an sunduğun bin tas zehirdir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Arslan neşrinin otuz ikinci gazeli yedi beyittir ve dört nüshanın dördünde de kayıtlıdır (F 39a, M 56a, S 42a, Ü 35a). Vezni bir önceki gazel gibi "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıdır. Redif "-dur" ekidir; kafiyeyi bâġı, çaġı, ortaġı, ṭutsaġı, ırmaġı, yaġı ve aġı kelimelerindeki "-aġı" sesi kurar. "Ṭutsaġı" kelimesi üçüncü ve beşinci beyitlerde iki kez kafiye olmuştur. Bu tekrar rastlantı gibi görünmez: üçüncü beyitte âşık sevgilinin kâfir gözünün tutsağıdır, beşinci beyitte bülbül gülün tutsağıdır; aynı kelime âşık ile bülbül arasında bir köprü kurar. Şiirin kime ve ne zaman yazıldığına dair bir bilgi yoktur.

Arslan'ın dipnotlarına göre F nüshasında beşinci ve altıncı beyitler yer almaz. M ve S nüshalarında beşinci beytin ikinci mısraı farklıdır: "Gül yüzüñ gülşende cânâ bülbülüñ ṭutsaġıdur". Neşirde bu dipnotlar, sayfa düzeni yüzünden bir önceki gazelin notlarıyla aynı sayfanın altında basılmıştır; okuma ise açıkça bu gazelin beşinci beytine aittir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin beyitleri divan şiirinin bilinen birkaç mazmununu sırayla işler. İkinci ve beşinci beyitlerde gül, bülbül ve diken üçlüsü vardır. Gülşen Kaya'nın açıkladığı gibi bu üçlüde sevgili gül, rakip diken, âşık bülbüldür; bülbül dikenin cefasını çekmek istemez, ama gülün tutsağı olduğu için gül bahçesinden ayrılamaz. Kaya bu düşünceyi tam da beşinci beyitle örnekler. İkinci beyitte ise âşık, kendisi gibi inleyen bülbülü bir dert ortağı olarak görür: bülbül dikenden, âşık rakiplerden ağlar.

Dördüncü beyit bir telmih, yani bilinen bir kıssaya gönderme içerir. Kaya, Mihrî divanında Hz. Yakup'un hüznün ve gamın sembolü olarak anıldığını, oğlunun hasretiyle çektiği acı ve döktüğü gözyaşlarıyla âşığı temsil ettiğini, sevgilinin ise Yusuf'a benzetildiğini belirtir ve bu beyti örnek verir. Nil ırmağının seçilmesi de kıssayla uyumludur; Yusuf'un hayatının büyük bölümü Mısır'da geçer. Gözyaşının bir ırmağa benzetilmesi abartmanın (mübalağa) güzel bir örneğidir.

Altıncı beyit mum ile pervane benzetmesini parça parça kurar. Âşığın varlığı mum, gönlü pervane, canı mumun fitili, yüreği de mumu besleyen yağdır. Kaya bu beyti, Mihrî'nin "bezm-i hüsn" (güzellik meclisi) terkibiyle sevgilinin yüzünü güzelliklerin toplandığı bir meclis olarak düşündüğünü gösterirken örnek alır. Benzetme, âşığın bütünüyle yanmaya adanmış olduğunu anlatır: mumun bütün parçaları birlikte tükenir.

Son beyitte şikâyet sevgiliden feleğe yönelir. Kaya, felek bahsinde bu beyti örnek gösterir: felek âşığa safa kadehi sunmamış, ona bin tas zehirden başka bir şey vermemiştir. "Ṣafâ câmı" ile "ṭâs aġı" (bir tas zehir) karşıtlığı (tezat) ve "câm", "nûş itmek", "ṣunmak" kelimelerinin içki meclisini çağıran uyumu (tenasüp) beyti kurar. Üçüncü beyitte ise kısa bir konuşma vardır: âşık sorar, sevgili cevap verir ve cevabı söz yerine gözüyle işaret ederek tamamlar. Kaya, gözün siyah rengi ve gaddarlığıyla kâfire benzetildiğini ve âşığın bu kâfirin tutsağı sayıldığını bu beyit üzerinden anlatır.

Kaynakça

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 67-68, Gazel 32 (F 39a, M 56a, S 42a, Ü 35a) ve nüsha farkları dipnotları. ekitap.ktb.gov.tr
  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010 (Hz. Ya‘kûb, bezm, çeşm, felek ve bülbül bahisleri). openaccess.firat.edu.tr