Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Yine eyyâm-ı bahâr irdi bezendi her diyâr
Ḳıldı âfâḳı şükûfeyle müzeyyen Kird-gâr
Nice naḳş itdi gör ol naḳḳâş ṣun‘ından yine
Her dıraḫt-ı ḫâmdan gösterdi bir rûy-ı nigâr
Devlet anlaruñ ki bu es̱nâd'ola gülzârda
Bir elinde câm-ı sâġar bir elinde zülf-i yâr
Geh yañaġından gül ala geh lebinden mül anuñ
Geh miyânını der-âġûş ide geh bûse-kinâr
Gül gibi güldi yine ‘âlem bahâr ile bugün
Ṣûretin keşf eyledi gülzâra beñzer şehriyâr
Ḳadd-i dil-cûsını gördi raḳṣa girdi servler
Aña germ olup çemende ayasın ḳarṣar çenâr
Her gül-endâmuñ hevâsına mey-i câm iç yüri
‘Ārif iseñ furṣatı fevt itme bu dem zînhâr
Didi Mihrî ol güle bencileyin bülbül m'olur
Didi kim ben görürem günde senüñ gibi hezâr
Günümüz Türkçesiyle
1. Yine bahar günleri geldi, her diyar süslendi; Yaradan dünyanın dört bir yanını çiçeklerle bezedi.
2. Bak, o nakkaş, yaratma sanatıyla yine ne nakışlar yaptı: her çıplak, ham ağaçtan bir güzelin yüzünü gösterdi. (Allah'a "nakkaş", yarattıklarına "nakış" denir; kışın kuru duran ağaçlar baharda çiçek açınca her biri bir sevgili yüzü gibi görünür.)
3. Ne mutlu o kimselere ki bu sırada gül bahçesinde bulunurlar; bir ellerinde şarap kadehi, bir ellerinde sevgilinin saçı olur.
4. Kimi zaman sevgilinin yanağından gül, kimi zaman dudağından şarap alırlar; kimi zaman belini kucaklarlar, kimi zaman onu öpüp sarılırlar. ("Bûse-kinâr", öpmek ve kucaklamak demektir.)
5. Dünya bugün baharla yine gül gibi güldü; gül bahçesine benzeyen yüzünü güzellerin şahı açıp gösterdi. ("Şehriyâr" burada güzellerin şahı olan sevgilidir; gül bahçesine benzeyen yüz, onun yüzüdür. Mısra, gül bahçesinin kendi yüzünü açtığı şeklinde de anlaşılabilir.)
6. Serviler onun gönül çeken boyunu görünce dansa kalktı; çınar da ona coşup çimende el çırpar. (Çınar yaprakları el ayasına benzediği için çınarın el çırptığı söylenir.)
7. Her gül tenli güzelin aşkına kadehten şarap iç, yürü; eğer arifsen bu anda fırsatı kaçırma, sakın.
8. Mihrî o güle "Benim gibi bülbül olur mu?" dedi. Gül de "Ben her gün senin gibi bin bülbül görürüm" dedi. ("Hezâr" Farsçada hem "bin" hem de "bülbül" anlamına gelir; ikinci mısrada iki anlam birlikte duyulur.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel, divanın Harfü'r-Râ bölümünde elli üçüncü sırada yer alır ve sekiz beyittir. "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" vezniyle yazılmıştır. Gazelde redif yoktur; kafiye "-âr" sesine dayanır: diyâr, Kird-gâr, nigâr, yâr, kinâr, şehriyâr, çenâr, zînhâr, hezâr. Gazel dört nüshanın dördünde de vardır; M nüshası son beyitte "m'olur" yerine "mi var" okur. Kime yazıldığı bilinmemektedir. Konusu baharın gelişi olduğu için bahar tasvirine ayrılmış gazeller arasında sayılabilir.
Anlam ve Söz Sanatları
Kaya, bahar mevsiminin divan şiirinde en çok işlenen mevsim olduğunu, ölü tabiatın bu mevsimde yeniden canlanmasının, renkli çiçeklerin ve hoş kokuların şairlerin hayallerini süslediğini belirtir. Gazelin matla beytini de bu bahar tasvirlerinin örnekleri arasında anar. Aynı araştırmacıya göre Mihrî'nin şiirinde baharda her yaprakta "Nakkaş" sıfatıyla Allah'ın sanatı görülür. İkinci beyitteki "naḳş", "naḳḳâş" ve "ṣun‘" (yaratma sanatı) kelimeleri bu düşüncenin bir tenasüple dile getirilmesidir. Kışın çıplak duran ağacın baharda çiçeklenip bir sevgili yüzüne dönüşmesi, tabiat tasvirini aşk şiirine bağlar.
Üçüncü ve dördüncü beyitler, bahar meclisinin zevkini anlatır. Kaya, bu mevsimde en şanslı kişinin bir elinde kadeh, öteki elinde sevgilinin zülfü olan, yani sevgiliyle bir arada bulunan kişi olduğunu söyler. Dördüncü beyitte "geh... geh" tekrarıyla sıralanan gül-yanak, mül-dudak, bel ve öpücük, bir mısradan ötekine geçen bir sıralamayla vuslatı anlatır. "Gül" ile "mül" (şarap) arasında ses benzerliğine dayanan bir cinas vardır.
Beşinci ve altıncı beyitlerde tabiat insan gibi davranır: dünya gül gibi güler, serviler dansa kalkar, çınar el çırpar. Kaya, çınarın el biçimindeki yaprakları nedeniyle şiirde anıldığını, servi salınarak raks ederken çınarın ona el çaldığının ifade edildiğini belirtir. Gülün açılmış şekliyle gülen ve konuşan bir ağız olarak düşünülmesi de aynı araştırmacının beşinci beyit üzerinden dikkat çektiği bir özelliktir. Bu beyitlerde teşhis sanatı açıkça görülür. Yedinci beyit ise baharın geçiciliğinden doğan bir çağrıdır: arif olan, bu anı kaçırmamalıdır.
Son beyit gazelin en dikkat çekici beytidir. Şair kendini bülbül yerine koyar ve gülle karşılıklı konuşur. "Didi... didi" kalıbıyla kurulan bu soru-cevap düzeni, beyte küçük bir sahne havası verir. Gül-bülbül mazmununda bülbül âşık, gül sevgilidir. Mihrî kendini benzeri bulunmayan bir âşık sanır; gül ise her gün onun gibi "hezâr" gördüğünü söyler. Kelimenin "bin" ve "bülbül" anlamlarına aynı anda gelmesi, gülün cevabını bir söz oyununa dönüştürür: her gün bin âşık, her gün sayısız bülbül. Bir kadın şairin kendini bülbül, yani âşık rolünde göstermesi ve sevgilinin bu iddiayı kayıtsızlıkla karşılaması, gazeli ince bir alayla kapatır.
Kaynakça
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 78-79, Gazel 53 (F 38b, M 53b, S 40b, Ü 39b) ve nüsha farkları dipnotları. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/58679,mihri-hatun-divanipdf.pdf
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 264-266, 283-284. https://openaccess.firat.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11508/16520/253984.pdf?sequence=1
Çevrimiçi kaynaklar






