Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün

Ne ḥüsnüm âfitâb u ne ḫod mâh gencidür
Ne ḳaşlarum kemân u ne zülfüm nişâncıdur
Bühtânlar eylemiş bize ra‘nâ deyü ḫaṭîb
Şâ‘irlerüñ birincisi ġâyet yalancıdur
Lâġ ile bûse istese bizden ‘aceb degül
Ṣaḳalı gülse her kişi iller gülencidür
Şimden girü Maḳâmî bizüm bûsemüz hemân
Yıllarla yürek aġrısı ishâl rencidür
Her âsitâna yüz süriyüp bûse cerr ider
Bu bâb içinde Mihrî de senden dilencidür

Günümüz Türkçesiyle

1. Ne güzelliğim güneştir ne de ay onun küçüğüdür; ne kaşlarım yaydır ne de saçım nişancıdır. (Makâmî'nin gazelindeki övgüler tek tek geri çevrilir. "Genci" kelimesi "genç olanı, küçüğü" diye okunabileceği gibi Farsça "genc" (hazine) kelimesiyle de ilişkilendirilebilir. "Nişancı", hem padişah fermanlarına tuğra çeken divan görevlisi hem de nişan alan okçudur; yay kelimesiyle birlikte ikinci anlam da duyulur.)

2. Hatip bize "güzel" diyerek iftiralar etmiş; şairlerin birincisi son derece yalancıdır. (M ve Ü nüshalarında "birincisi" yerine "bir nicesi" vardır: şairlerin birçoğu son derece yalancıdır. Makâmî hatiplik yapmış bir şair olduğu için hem "hatip" hem "şair" diye anılır.)

3. Bizden şaka yollu öpücük istemesine şaşılmaz; ama herkes onun sakalına gülse yeridir, halkın gülüp eğlendiği biridir. (Beyit iki türlü okunabilir: "gülenci" kelimesi "gülünç, eğlence konusu" anlamında alınırsa öpücük isteyen sakallı adamın halka gülünç düşeceği söylenir; "ṣaḳalı gülse" sözü ise sakalıyla birlikte onun kendi gülüşünü de anlatıyor olabilir.)

4. Ey Makâmî, bundan böyle bizim öpücüğümüz yıllarca sürecek bir yürek ağrısı, bir ishal derdidir.

5. Sen her eşiğe yüz sürüp öpücük dilenirsin; bu kapıda, bu konuda Mihrî de senden dilenen biridir. (Beyit iki türlü okunabilir: "senden dilencidür" sözü "senden bir şey dilenir" diye anlaşılabileceği gibi "senin gibi o da bu kapıda dilencidir" diye de anlaşılabilir. "Bâb" hem kapı hem konu, bahis anlamına gelir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel, divanın Harfü'r-Râ bölümünde elli birinci sırada yer alır ve beş beyittir. "Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün" vezniyle yazılmıştır. Redif "-dur/-dür" ekidir; kafiye "-ncı" sesine dayanır: gencidür, nişâncıdur, yalancıdur, gülencidür, rencidür, dilencidür. Bu vezin, kafiye ve redif, aşağıda anlatılacağı gibi Makâmî'nin Mihrî'ye gönderdiği gazelin vezni, kafiyesi ve redifiyle aynıdır. Gazel dört nüshanın dördünde de vardır. Divandaki gazelin dördüncü beytinde muhatap adıyla anılır: "Şimden girü Maḳâmî…".

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel bir cevap şiiridir ve gücünü karşılık verdiği şiirden alır. Makâmî'nin gazelinde güneş ile ay, sevgilinin güzelliğine tabi kılınır; kaş hilali kıskandıran bir yay, zülüf de güzellik beratına tuğra çeken bir nişancı olur. Mihrî ilk beytinde bu benzetmelerin hepsini olumsuzlayarak tekrar eder: ne güneş ne ay, ne yay ne nişancı. Divan şiirinde sevgilinin güzelliğini anlatan mazmunlar, burada bir kadın şairin kendi yüzü için geri çevrilir. Kaya, divanda zülüf için "nişancı" kelimesinin yalnız bu beyitte kullanıldığını ve Mihrî'nin burada Makâmî'ye cevap verdiğini belirtir.

İkinci beyitte Mihrî, Makâmî'nin son beytindeki "Makâmî'yi yalancı sanma" sözünü tersine çevirir: bize güzel diyen hatip iftira etmektedir, şairlerin birincisi de son derece yalancıdır. Kaya'nın belirttiği gibi Mihrî bu atışmada Makâmî'ye hem hatip hem şair olarak hitap eder. Böylece övgü, yalan söylemekle itham edilen bir övücünün sözüne dönüşür.

Dördüncü beyit gazelin en çok dikkat çeken beytidir. Makâmî, sevgilinin ben, ayva tüyü, saç ve kirpiklerinin hasta gönüllere "kara sancı" olduğunu söylemişti. Mihrî de hastalık diliyle cevap verir: öpücüğü bundan sonra yıllarca sürecek bir yürek ağrısı, bir ishal derdi olacaktır. Kaya, Mihrî'nin bu gazelde öpücüğünü "ishal renci"ne benzettiğini kaydeder. Tuğba Bıyık bu ifadeyi Mihrî'nin özgün kelime kullanımları arasında ele alır: öpücük divan şiirinde sevgilinin bir lütfu sayılır ve âşık onu almak için her zorluğa katlanır; Mihrî ise öpücüğü bu kalıbın dışına çıkarıp istenmeyen bir hastalıkla bağdaştırmıştır. Bıyık'a göre Mihrî bu gazelde artık yaşlandığından söz eder ve kendisine güzel diye iltifat eden Makâmî'ye sitem ederek öpücüğünün tiksinti uyandıracak bir şey hâline geldiğini söyler.

Son beyitte "bâb" kelimesi tevriyelidir: yakın anlamıyla kapı, uzak anlamıyla konudur. Yüz sürmek, eşik, öpücük dilenmek ve kapı kelimeleri birbirini tamamlar. Kaya bu beyti, Mihrî'nin kendisinden öpücük isteyen şaire verdiği nükteli bir cevap olarak değerlendirir.

Tarihî Bağlam

Gazelin nasıl yazıldığını Âşık Çelebi, Meşâ‘irü'ş-Şu‘arâ'nın Makâmî maddesinde anlatır. Bu bilgiye göre Makâmî, Siroz (bugünkü Serez) şehrindendir; makamları ve ezgileri iyi bildiği için "Makâmî" mahlasını almıştır. Bazı yerlerde hatiplik yapmış, Şehzade Ahmed'in imamı olmuş, sonra sarayda iç oğlanlarına hoca olmuş, İbrâhim Paşa'nın ve İskender Çelebi'nin oğullarına Kur'an ve musiki öğretmiştir. Bağdat'ın fethi sırasında, Acem seferinde ölmüştür. Âşık Çelebi'nin kaydına göre Makâmî Mihrî ile çağdaştır ve ikisi Sultan Ahmed'in kapısında birbirleriyle sohbet arkadaşıdır. Makâmî, Âşık Çelebi'nin deyişiyle "üzilmek üslûbında", yani kelimesi kelimesine "üzülme tarzında", yakınan bir âşık edasıyla Mihrî'ye bir gazel göndermiştir. Mehmet Arslan da Makâmî'yi Amasya'daki şehzade sarayında bulunan şairler arasında sayar.

Âşık Çelebi bu gazeli beş beyit olarak aktarır. İlk beyti şöyledir: "Ḥüsnüñdür âftâb anuñ mâh gencidür / Ḳaddin mehüñ hilâl iden ebruñ rencidür." Yani güneş senin güzelliğindir, ay onun küçüğüdür; ayın boyunu hilal gibi büken, senin kaşının verdiği sıkıntıdır. Dördüncü beyitte Makâmî, sevgilinin adını "mihr" (sevgi, güneş) kelimesiyle oynayarak anar: "Mihrî ‘aceb mi mihrüñi sînemde ṣaḳlasam" (Ey Mihrî, senin sevgini göğsümde saklasam şaşılır mı). Son beytinde de öpücüğüne karşılık can vermeye ahdettiğini söyler: "Ṣun leblerüñi ṣanma Maḳâmî yalancıdur" (Dudaklarını uzat, Makâmî'yi yalancı sanma). Âşık Çelebi bunun ardından "Cevâb-ı Mihrî" başlığıyla Mihrî'nin cevabını verir. Tezkirede cevap üç beyittir ve divandaki gazelin birinci, dördüncü ve beşinci beyitlerine karşılık gelir; ilk mısra orada "Ḥüsnüm ne âftâb ne ḫod mâh gencidür" biçimindedir. Divandaki ikinci ve üçüncü beyitler tezkirede yer almaz.

Âşık Çelebi, cevabın hemen ardından "Bu ġazel daḫı anuñdur" diyerek "Dürişdüm dil-berâ ‘ışḳuñda yavlaḳ" diye başlayan bir gazel daha aktarır; F nüshası bu gazelin başlığını "cevâb-ı Maḳâmî" olarak verir. Bu gazel Mihrî'nin divanında bulunmaz ve kime ait olduğu açık değildir. Arslan'ın neşrinin sonunda, yalnız Ü nüshasında bulunan ve neşirdeki nota göre Makâmî'nin (ya da Makâlî'nin) Mihrî'ye yazdığı 21 beyitlik bir manzume de yer alır. Bu kayıtlar, Şehzade Ahmed'in Amasya'daki meclisinde iki şair arasında süren bir şiir atışmasının izlerini taşır.

Gazel, Mihrî'nin erkek şairlerin övgüsü karşısındaki tavrını gösterir. Makâmî'nin şiirinde sevgili olarak övülen Mihrî, cevabında kendi sesiyle konuşur, övgüleri aynı kafiye ve redifle tek tek reddeder ve öpücük isteyen şairi alaycı bir dille geri çevirir. Âşık Çelebi'nin iki şiiri yan yana aktarması, bu atışmanın devrin edebî çevrelerinde hatırlandığını da gösterir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar