Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün
Gördi bir mâh-liḳâyı yine sevdi gözümüz
Göz ucından göze göz odlara atduḳ özümüz
Lebi vaṣfından anuñ ṣormaġa ben cân virürem
‘Arż-ı ḥâl itmege lîkin aña döymez yüzümüz
Ruḫı devrinde virür zülfi bize ‘ömr-i dırâz
Feraḥından bir olupdur gicemüz gündüzümüz
Yapışup dâmen-i aġyâra müdârâ iderüz
Nitekim yalvaruruz bir çöpe geçmez sözümüz
‘Aşḳı râhında anuñ ḫâk ile yeksân olalum
Cân mülkin yıḳalum göklere çıḳsun tozumuz
Āsumânîler atar göklere âhum dün ü gün
Berḳ-i âḥumla ‘aceb yanmaz ise yılduzumuz
Ruḫı şem‘ine anuñ Mihrî çü pervânelerüz
Yanalum yaḳılalum bir pula almaz yüzümüz
Günümüz Türkçesiyle
1. Gözümüz yine ay yüzlü birini gördü ve sevdi; göz ucuyla bakışırken, göz göze gelince kendimizi ateşlere attık.
2. Onun dudağının güzelliğini sorup dinlemek için canımı veririm; ama derdimizi ona açmaya yüzümüz tutmaz (cesaretimiz yetmez, utanırız).
3. Yanağının devrinde (yüzünün parladığı bu zamanda) saçı bize uzun bir ömür bağışlıyor; sevinçten gecemiz ile gündüzümüz bir olmuştur. (Uzun ve siyah saç geceye ve uzun ömre, parlak yanak gündüze benzetilir; ikisi bir arada görününce gece ile gündüz birleşmiş olur.)
4. Rakiplerin eteğine yapışıp onlara yaltaklanıyoruz; ne kadar yalvarsak da bir çöpe bile sözümüz geçmiyor. (Kaya'ya göre beyit iki türlü anlaşılır: "çöp kadar değeri olmayan rakibe sözümüz geçmiyor" ya da "sözümüze bir çöp kadar bile değer verilmiyor".)
5. Onun aşkının yolunda toprakla bir olalım; can ülkesini yıkalım da tozumuz göklere çıksın.
6. Beyit iki türlü okunabilir: "Gök ehli, ahlarımı gece gündüz göklere savuruyor" ya da "Ahım gece gündüz gökte olanları göklere fırlatıyor." İkinci mısra açıktır: ahımın şimşeğiyle bizim yıldızımız (talih yıldızımız) yanmazsa şaşılır.
7. Mihrî, onun yanağının mumuna pervaneler olduğumuza göre yanalım, yakılalım; zaten yüzümüz bir pula bile alınmaz (kimsenin gözünde değerimiz yoktur).
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın altmış ikinci gazeli yedi beyittir ve aruzun remel bahrinden "Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Gazel, divanda "z" harfiyle biten şiirlerin bulunduğu Ḥarfü'z-Zâ bölümündedir. Kafiye "z" sesiyle biten Türkçe kelimelerden kurulur (göz, öz, yüz, gündüz, söz, toz, yıldız); redif ise birinci çoğul şahıs iyelik eki olan "-ümüz, -umuz"dur. "Yüzümüz" kafiyesi ikinci ve yedinci beyitte iki kez kullanılmıştır, ama ilkinde "yüzü tutmamak" deyimindeki utanma, ikincisinde ise değer ve itibar anlamıyla. Gazel dört nüshanın hepsinde bulunur (F 45a, M 63b, S 47b, Ü 41b); nüshalar arasında yalnız birkaç küçük imla farkı vardır. Kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur.
Şiirin dikkati çeken yanı, sözcüklerinin büyük ölçüde Türkçe oluşudur. Göz, öz, yüz, söz, toz gibi kısa ve yerli kafiye kelimeleri, "göz ucından göze göz" gibi konuşma diline yakın söyleyişler ve "bir çöpe geçmez sözümüz", "bir pula almaz" gibi deyimler, gazele Farsça terkiplerle yüklü şiirlerden farklı, sade bir ses verir. Âşık iki yerde "ben" dese de şiirin çoğunda "biz" diye konuşur; redifin getirdiği bu çoğul ses, söze âşıklar topluluğu adına söylenmiş bir hava katar.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla beyti göz kelimesinin tekrarı üzerine kurulmuştur: gözümüz, göz ucu, göze göz. Bu tekrar, bakışmanın sahnesini adım adım verir: önce uzaktan bir görüş, sonra göz ucuyla süzme, en sonunda göz göze gelme. Bakışmanın sonu ateştir; "odlara atduḳ özümüz", aşkın kendi isteğiyle girilen bir yangın olduğunu söyler.
Üçüncü beyit divan şiirinin bilinen bir karşılaştırmasını kullanır. Saç uzunluğu ve siyahlığıyla geceye ve uzun ömre, yanak parlaklığıyla gündüze benzetilir. Şair, saçın uzunluğunu "‘ömr-i dırâz" (uzun ömür) diye adlandırarak bu benzetmeyi bir lütfa çevirir: sevgilinin saçı âşığa ömür bağışlar. Yüz ile saçın bir arada görünmesi, gece ile gündüzün birleşmesi demektir; "devr" kelimesi de hem zaman, hem dönüp dolaşma anlamıyla yüzün yuvarlaklığını çağrıştırır. Gece ve gündüz arasındaki karşıtlık tezat sanatının, saç-yanak-gece-gündüz dizisi ise tenasübün örneğidir.
Dördüncü beyit rakiplerle ilişkiyi anlatır. Âşık, sevgiliye ulaşmak için rakiplerin eteğine yapışmaya, onlara müdara etmeye (yaltaklanmaya) razıdır, ama sonuç alamaz. Gülşen Kaya bu beyti rakibin "çöp" olarak anıldığı örnekler arasında verir ve mısranın hem "çöp kadar değeri olmayan rakibe sözümüz geçmiyor" hem de "sözümüze bir çöp kadar dahi değer verilmiyor" diye anlaşılabileceğini belirtir. Deyimin iki yöne birden işlemesi beytin ustalığıdır.
Beşinci beyitte can bir ülkeye ("cân mülki") benzetilir. Kaya, can mülkünün divanda sevgilinin yolunda feda edilecek bir varlık olarak işlendiğini söyler ve bu beyti örnek gösterir. Âşık bu ülkeyi kendi eliyle yıkmak ister ki tozu göklere çıksın; toprakla bir olmak ("ḫâk ile yeksân") ile göklere yükselen toz arasındaki karşıtlık, alçalmanın bir yücelme olduğunu sezdirir.
Altıncı beyit ah mazmununun abartılı bir örneğidir. Kaya, divanda ahın şiddetinden ötürü şimşek olarak tasavvur edildiğini, bu şimşeğin âşığın baht yıldızını yakmasının beklendiğini belirtir. Gök ve yıldız kelimeleri ile berk (şimşek) arasında tenasüp vardır; âşığın ahı gökyüzünü dolduracak kadar büyük gösterildiği için mübalağa sanatı da öne çıkar.
Makta beyti, divan şiirinin en tanınmış ikilisi olan mum ile pervaneye başvurur. Yanak mumdur, âşıklar onun çevresinde dönüp yanan pervanelerdir. "Yanalum yaḳılalum" ikilemesi kendini yakmaya razı olmayı anlatır; ardından gelen "bir pula almaz yüzümüz" deyimi ise yanıp gitmenin bir kayıp sayılmayacağını, âşığın zaten değersiz görüldüğünü söyler. Böylece gazel ilk beyitteki ateşle başlayıp son beyitteki mumla kapanır.
Kaynakça
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 83-84, Gazel 62 (F 45a, M 63b, S 47b, Ü 41b). ekitap.ktb.gov.tr
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 218, 226, 248. openaccess.firat.edu.tr






