Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Bir büt-i gül-çihre ile ‘ârif ol ‘azm eyle bâġ
Furṣatı fevt itme seyrân it ki tîz geçer bu çaġ
Baġruñuñ ḳanı ile pür eyle çeşmüñ sâġarın
Dil kebâbından ḥabîbe mâ-ḥażar eyle yaraġ
Ġonca la‘li yâdına nûş eylesün gül-gûn mey
Lâle ḫaddi şevḳine ser-mest olup ṣunsun ayaġ
Vaḳt-i nev-rûz irdi bu es̱nâda ġâyet cehl ola
Bir nefes olmaḳ ḥabîbüñ ḫâk-i pâyından ıraġ
Yâ sevindür ‘îd-i vaṣluñla ya öldür Mihrî'yi
Ḳıl teraḥḥum vaḳtidür kim süñüge irdi bıçaġ
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey ârif (hâlden anlayan kişi), gül yüzlü bir güzelle bağa doğru yola çık; fırsatı kaçırma, gez dolaş, çünkü bu çağ çabuk geçer.
2. Gözünün kadehini bağrının kanıyla doldur; sevgiliye gönül kebabından ne hazırsa bir ikram hazırla. (Gözün kadehi kanlı gözyaşıyla, gönül de aşk ateşinde pişen bir kebap olarak düşünülür.)
3. Gonca gibi dudağının anısına gül renkli şarap içilsin; lale gibi yanağının şevkiyle sarhoş olup kadeh sunulsun.
4. Nevruz vakti geldi; böyle bir zamanda sevgilinin ayağının tozundan bir an bile uzak kalmak büyük cahillik olur. (F, M ve S nüshalarında "cehl" yerine "sehl" yazılıdır; bu okumayla mısra "bir an uzak kalmak hafife alınacak bir şey mi" gibi anlaşılabilir.)
5. Ya vuslat bayramınla Mihrî'yi sevindir ya da onu öldür; acı ona, artık vakit tamam, bıçak kemiğe dayandı.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın yetmiş ikinci gazeli harfü'l-ġayn bölümünde yer alır ve beş beyittir. Aruzun remel bahrinden "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır; bu, divan şiirinde en çok kullanılan kalıplardan biridir. Gazelin redifi yoktur, kafiye "-aġ" sesiyle kurulmuştur (bâġ, çaġ, yaraġ, ayaġ, ıraġ, bıçaġ). Kafiye kelimelerinin çoğunun Türkçe olması (çağ, yarak, ayak, ırak, bıçak) gazele sade ve canlı bir söyleyiş kazandırır. Şiir dört nüshada da bulunur (F 49b, M 69b, S 51b, Ü 43b). Kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
İlk dört beyit, bahar mevsiminde bağa çıkıp sevgiliyle eğlenmeye çağıran bir davettir. Bu, divan şiirinde sık görülen "fırsatı ganimet bil" düşüncesinin bir örneğidir: mevsim ve ömür çabuk geçer, o hâlde vakit kaçırılmamalıdır. Gülşen Kaya, divanda ârif kişinin fırsatı kaçırmaması, zaman geçmeden yâr ile seyrana çıkması gerektiğinin birkaç beyitte dile getirildiğini belirtir; bu gazelin matlaı o beyitlerin en açık olanlarındandır. "Ârif" sözü burada tasavvufi bir derinlikten çok, hayatın tadını bilen, hâlden anlayan kişiyi anlatır.
İkinci beyitte bir meclis kurulur, ama bu meclisin içkisi de yemeği de âşığın kendi bedeninden gelir. Gözün kadehi bağrın kanıyla, yani kanlı gözyaşıyla doldurulacak, sevgiliye gönül kebabı ikram edilecektir. Kaya, divanda en çok anılan yiyeceğin kebap olduğunu, âşığın aşk ateşiyle pişen gönlünün ve ciğerinin kebaba benzetildiğini söyler ve bu beyti örnek gösterir. Sâġar (kadeh), kebap ve "mâ-ḥażar" (ne hazırsa, sofrada bulunan) kelimeleri arasındaki ilgi tenasüp oluşturur. Üçüncü beyitte meclis güzelleşir: sevgilinin dudağı goncaya, yanağı laleye benzetilir; gül renkli şarap, gonca, lale ve kadeh (ayaġ) bir bahar sofrasının parçaları olarak bir araya gelir.
Dördüncü beyit davetin zamanını belirler: nevruz, yani baharın başlangıcı gelmiştir. Böyle bir zamanda sevgilinin ayağının tozundan uzak kalmak cahilliktir. "Ḫâk-i pây" (ayak toprağı) mazmunu, âşığın sevgilinin ayağının bastığı yerin toprağı kadar bile değeri olmadığını, ama o toprağa yakın olmayı en büyük devlet saydığını anlatır. Nüshalar arasında bu beyitte anlamlı bir fark vardır: Arslan'ın esas aldığı Ü nüshasında "cehl" (cahillik), öteki üç nüshada "sehl" (kolay, önemsiz) yazılıdır.
Makta beytinde ton değişir. Bahar sevinci yerini sabrın sonuna gelmiş bir âşığın son sözüne bırakır. Bayram (‘îd) ile nevruz arasında bir bağ kurulur: âşık sevgiliden vuslatı bir bayram sevinci olarak ister; olmazsa ölümü tercih eder. "Sevindür" ile "öldür" arasındaki karşıtlık tezat sanatıdır. Mısranın sonundaki "süñüge irdi bıçaġ" sözü, eski Türkçede kemik anlamına gelen "süñük" kelimesiyle kurulmuş bir deyimdir ve bugün de kullanılan "bıçak kemiğe dayandı" sözünün karşılığıdır. Deyimle biten makta, gazelin süslü meclis tablosunu halkın gündelik konuşmasından alınmış bir sözle kapatır; Mihrî'nin şiirlerinde deyim ve atasözü kullanımının görüldüğü yerlerden biri budur.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 89-90, Gazel 72 (F 49b, M 69b, S 51b, Ü 43b). ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 54, 290. openaccess.firat.edu.tr
- Sabiha Gemici, Mihrî Hatun Divanı: Karşılaştırmalı Metin, Cümle Yapısı ve Cümle Türleri, doktora tezi, Uludağ Üniversitesi, Balıkesir 1990, s. 506-507 (Gemici'de 74. gazel).
Kitaplar
- Didem Havlioğlu (hzl.), Ġazeliyyât-ı Mihrî-i Ḥaḳîre, OTAP elektronik edisyonu, gazel 74 (türkoloji-iran sayfasında yayımlanan metin, 2007).
Çevrimiçi kaynaklar






