Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Mefâ‘îlü Mefâ‘îlü Fa‘ûlün

Ġamzeñ ġarażı cân ise cânâ ne tekellüf
Başumda senüñ cân daḫi cânâna tekellüf
Ger sen ḳılasın dost ser-i zülfüñi çevgân
Ben daḫi ḳılam başumı meydâna tekellüf
Geldükçe ḫayâlüñ dile mihmân ṭutar elde
Ḫûn-ı cigerümle ṭolu peymâne tekellüf
Kûyuñda raḳîbüñi aṣayduḳ boġazından
İt degmeñüz olmaz yazuḳ urġana tekellüf
Mihrî saña biñ cân diler iseñ virür ey dost
Bir bûse vire send'aña rindâne tekellüf

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey sevgili, gamzenin amacı can almaksa, bunda ne zahmet var; başım üstüne, senin için can bile canana sunulacak bir ikramdır. (Tekellüf burada hem "zahmet, külfet" hem de "ikram, armağan" anlamında kullanılmıştır.)

2. Ey dost, sen saçının ucunu çevgân (cirit oyununda topa vurulan ucu kıvrık değnek) yaparsan, ben de başımı top olarak meydana ikram ederim.

3. Hayalin gönlüme her konuk olarak geldiğinde, gönül eline ciğerimin kanıyla dolu bir kadeh ikram alır.

4. Mahallende rakibini boğazından asardık; ama o köpek buna değmez, urganı ona harcamak yazık olur. (İkinci mısra iki türlü anlaşılabilir: "köpeğe dokunmanız olmaz, urgana zahmet vermek yazıktır" diye de okunabilir; her iki okumada da rakip asılmaya bile değmeyecek kadar değersiz görülür.)

5. Ey dost, istersen Mihrî sana bin can verir; sen de ona rintçe, gönül rahatlığıyla bir öpücük ikram et.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın yetmiş beşinci gazeli harfü'l-fâ bölümündedir ve beş beyittir. Aruzun hezec bahrinden "Mef‘ûlü Mefâ‘îlü Mefâ‘îlü Fa‘ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif Arapça kökenli "tekellüf" kelimesidir; kafiye "-âne/-âna" sesidir (cânâ ne, cânâna, meydâna, peymâne, urġana, rindâne). Sıtkı Nazik'in Mihrî divanındaki redifleri gösteren tablosunda "tekellüf" redifi yalnız bu gazelde görülür. Gazel dört nüshada da bulunur (F 50a, M 70a, S 52a, Ü 44a). F nüshası üçüncü beyitte "peymâne" yerine "bîmâr" okur. Kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin bütün inceliği redifin anlam genişliğine dayanır. "Tekellüf", bir işi zahmete katlanarak yapmak, külfet anlamına geldiği gibi, misafire özenle ikramda bulunmak, birine armağan sunmak anlamına da gelir. Mihrî redifi bu iki anlam arasında gidip gelecek biçimde kullanır. Matla beytinde "ne tekellüf" sorusu "bunda ne zahmet var" demektir; aynı beytin ikinci mısraında ise can, canana sunulan bir ikram olur. İlk mısranın sonundaki "cânâ ne" ile ikinci mısranın sonundaki "cânâna" sözleri ses bakımından birbirine çok yakındır; Havlioğlu ve Gemici'nin metinlerinde her iki mısra da "cânâ ne tekellüf" diye biter. Sabiha Gemici, Mihrî'nin aşkın ızdıraplarını anlattığı kimi şiirlerinde bezgin bir ifade kullanmadığını, bu şiirlerde şen şakrak, hayat dolu bir kadın gibi kendine güvenerek konuştuğunu söyler ve örnekleri arasında bu gazelin matla beytini de verir.

İkinci beyit, divan şiirinde sevilen bir oyun tablosudur. Sevgilinin saçının kıvrık ucu çevgâna, âşığın başı topa, sevgilinin önü de oyun meydanına benzetilir. Gülşen Kaya, şekli itibarıyla uzunluğu ve ucunun kıvrıklığıyla saça benzetilen çevgânın, âşığın başının topa benzetilmesi yönüyle de anıldığını belirtir ve bu beyti örnek verir. Çevgân, top ve meydan kelimeleri tenasüp oluşturur; başını meydana koymak deyimi de canını ortaya koymak anlamını taşır.

Üçüncü beyitte gönül bir ev, sevgilinin hayali de o evin konuğudur. Konuğa ikram edilen içki ise âşığın ciğer kanıyla dolu kadehtir. Kaya, misafirin genellikle âşığın gönül evine konuk olan sevgili hayali için kullanıldığını, misafirin hoş tutulduğunu ve bu beyitte ikramın ciğer kanıyla dolu kadeh olduğunu belirtir. Burada "tekellüf" açıkça ikram anlamındadır.

Dördüncü beyit, gazelin en sert ve en halk diline yakın yeridir. Rakip, sevgilinin mahallesinde dolaşan bir köpektir; onu boğazından asmak mümkündür ama urgana yazıktır. Kaya, rakibin değersiz görülmesi yönüyle köpek olarak nitelendirildiğini, lanetli köpeği taşlamaktan, boyunlarını urganla bağlamaktan söz edildiğini anlatırken bu beyti örnek gösterir. Rakibe duyulan küçümseme, asılmaya bile değmeyeceği söylenerek bir hiciv tadına ulaşır.

Makta beytinde Mihrî kendi cömertliğini sevgilinin cimriliğinin karşısına koyar: o bin can vermeye hazırdır, karşılığında istediği yalnız bir öpücüktür. "Rindâne" sözü, gösterişten uzak, rahat ve cömert bir davranışı anlatır. Gemici, bu mısrada "vire" fiilinin vezin için kısaltıldığını, cümlenin "viresin" biçiminde düşünülmesi gerektiğini belirtir; "send'aña" da "sen de aña" sözlerinin vezin gereği birleşmiş hâlidir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 91, Gazel 75 (F 50a, M 70a, S 52a, Ü 44a). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 102, 141, 280. openaccess.firat.edu.tr
  • Sabiha Gemici, Mihrî Hatun Divanı: Karşılaştırmalı Metin, Cümle Yapısı ve Cümle Türleri, doktora tezi, Uludağ Üniversitesi, Balıkesir 1990, s. 25-26, 336, 508-509 (Gemici'de 77. gazel).
  • Sıtkı Nazik, "Benzer Redifli Şiirleri Bağlamında Mihrî Hatun ve Tâcî-zâde Cafer Çelebi'nin Karşılaştırılması", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya 2017, s. 133-148 (redifler tablosu).

Kitaplar

  • Didem Havlioğlu (hzl.), Ġazeliyyât-ı Mihrî-i Ḥaḳîre, OTAP elektronik edisyonu, gazel 77 (türkoloji-iran sayfasında yayımlanan metin, 2007).

Çevrimiçi kaynaklar