Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Dostum dil murġına ḳurmuş ḳara zülfeynüñ aġ
Göz ḳızardup düşdüm illâ âh kim müşkil duzâġ
Nitekim cehd eylerem meyl itmeyem meh-rûlara
Çıḳarur yoldan beni bir zülfi ḳara yüzi aġ
Ol ḳadar yaḳdum şehâ ‘aşḳuñ fetîlin sînede
Ḳurıdı cismümde ḳanum eridi yürekde yaġ
Yaḳmasa ġam ẓulmetinde ḳalmış idüm tâ ebed
Ruḫları nârı ḫayâli ḫâne-i dilde çerâġ
Düşdi Mihrî bir perînüñ zülfinüñ çengâline
Key hünerdür bu belâdan ḳurtarursa cânı ṣaġ

Günümüz Türkçesiyle

1. Dostum, kara saçların gönül kuşuna ağ kurmuş; gözümü karartıp düştüm, ama ah, ne çetin bir tuzak.

2. Ay yüzlülere gönül vermemek için ne kadar çabalasam da saçı kara, yüzü ak bir güzel beni yoldan çıkarır.

3. Ey sultanım, aşkının fitilini göğsümde öyle yaktım ki bedenimde kanım kurudu, yüreğimin yağı eridi. (Âşığın bedeni bir kandile benzetilir: aşk fitildir, kan ve yürek yağı onun yakıtıdır.)

4. Yanaklarının ateşinin hayali gönül evinde bir kandil yakmasaydı, sonsuza dek gam karanlığında kalmıştım.

5. Mihrî bir perinin saçının çengeline takıldı; bu beladan canını sağ salim kurtarabilirse ne büyük hüner olur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın yetmiş üçüncü gazeli de bir önceki gazel gibi harfü'l-ġayn bölümündedir; aynı remel kalıbıyla ("Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün") yazılmış, beş beyitlik bir şiirdir. Redifi yoktur, kafiye yine "-aġ" sesidir (aġ, duzâġ, aġ, yaġ, çerâġ, ṣaġ). İki gazelin divanda art arda gelmesi, vezin ve kafiyenin aynı olması, şairin aynı zemin üzerinde iki ayrı şiir denediğini düşündürür; ancak kaynaklarda bu konuda bir bilgi yoktur. Gazel dört nüshada da bulunur (F 49b, M 70a, S 51b, Ü 44a). Nüsha farkları dördüncü ve beşinci beyitlerde toplanır: F nüshası "nârı ḫayâli" yerine "yâri ḫayâl", beşinci beyitte de "ḳurtarursa cânı" yerine "ḳurtulursa cân" okur. Kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin ana imgesi saçtır. Matla beytinde sevgilinin kara saçı, gönül kuşunu yakalamak için kurulmuş bir ağdır. Âşık bu tuzağa "göz ḳızardup", yani gözü dönmüş, ne yaptığını bilmez bir hâlde düşmüştür; Gülşen Kaya bu ifadeyi "gözünü karartıp" diye açıklar. Kuş, ağ ve tuzak (duzâġ) kelimeleri bir av sahnesi kurar ve tenasüp oluşturur. Kaya, divanda gönlün kuşa, saçın tuzağa benzetildiği beyitleri sayarken bu beyti de anar.

İkinci beyit gazelin en dikkat çekici söz oyununu taşır. Matlada ilk mısranın sonundaki "aġ" ağ anlamındadır; ikinci beyitte aynı söz "yüzi aġ" ifadesinde ak, yani beyaz anlamına gelir. Yazılışı ve okunuşu aynı, anlamı farklı iki kelimenin kafiyede kullanılması cinas sanatıdır. Aynı mısrada "zülfi ḳara" ile "yüzi aġ" arasında da bir renk karşıtlığı vardır. Kaya, divan şiirinde sevgilinin saçının daima kara olduğunu, karalığıyla âşığa yolunu kaybettirip onu yoldan çıkardığını söyler ve bu beyti örnek verir. Beyitte âşığın ay yüzlülere meyletmemek için çabalaması ama yine de yoldan çıkması, iradenin güzellik karşısında yenilişini sade bir dille anlatır.

Üçüncü ve dördüncü beyitler ateş ve ışık imgelerine geçer. Âşığın göğsü bir kandildir; aşk onun fitili, kan ve yürek yağı da yakıtıdır. Fitil öyle yanmıştır ki kan kurumuş, yağ erimiştir. Kaya, fetîlin yanma ve yakılma yönüyle aşk için benzetme unsuru olduğunu, bu beyitte yanan bir fitil hayali kurulduğunu belirtir. Fitil, yağ ve yanmak kelimeleri arasında yine tenasüp vardır. Dördüncü beyitte ışığın kaynağı değişir: gönül evini aydınlatan kandil, sevgilinin ateş gibi kızıl yanaklarının hayalidir. Kaya bu beyti şem‘ ve çerâğ bahsinde, sevgilinin yanaklarının ateşinin hayali gönül evinde kandil yakmasaydı âşığın sonsuza dek gam karanlığında kalacağını anlatan bir örnek olarak verir. Böylece aynı ateş bir beyitte âşığı tüketir, ötekinde karanlıktan kurtarır.

Makta beyti matlaya geri döner. Sevgili bu kez bir peri olarak anılır, saçı da bir çengeldir. Kaya, kıvrımı dolayısıyla saçın çengele benzetildiğini, âşığın sevgilinin saçının çengeline takılı kaldığını ve bunun kurtulması zor bir tuzak olduğunu söyler. Gazelin başındaki ağ ile sonundaki çengel, aynı av tasavvurunun iki ucudur. "Key hünerdür" (ne büyük hüner) ifadesi, beladan sağ kurtulmanın neredeyse imkânsız olduğunu hafif bir alayla dile getirir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 90, Gazel 73 (F 49b, M 70a, S 51b, Ü 44a). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 141, 147, 167, 212, 240. openaccess.firat.edu.tr
  • Sabiha Gemici, Mihrî Hatun Divanı: Karşılaştırmalı Metin, Cümle Yapısı ve Cümle Türleri, doktora tezi, Uludağ Üniversitesi, Balıkesir 1990, s. 507-508 (Gemici'de 75. gazel).

Kitaplar

  • Didem Havlioğlu (hzl.), Ġazeliyyât-ı Mihrî-i Ḥaḳîre, OTAP elektronik edisyonu, gazel 75 (türkoloji-iran sayfasında yayımlanan metin, 2007).

Çevrimiçi kaynaklar