Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Dâmen-i dilberden olalı başuma tâclıḳ
Ḥamdü-lillah kimseye göstermedüm muḥtâclıḳ
Ruḫları naṭ‘ında şeh-mât olmadan cân oynaram
‘Ālem içre var ise ancaḳ ola Leclâc'lıḳ
Tâcir-i ‘aşḳı olaldan şehr-i dilde her zamân
Ġayriler sîm ile zer ben cân virürem bâclıḳ
Ben kemân-ebrûların göreli ḳurbân olmışam
Ġamzesi tîrine sînem itmişem omâclıḳ
Tâ ebed ẓulmet şebinde ḳalmış idüm dostuñ
Mâh-tâbı ḥüsninüñ ger itmese iḫrâclıḳ
Zehr-i hecriyle helâk olmışdı çoḳdan cân u dil
Luṭf idüp şîrîn lebi ger itmese güllâclıḳ
Bir ġıdâ virmiş durur rûḥına ‘aşḳı Mihrî'nüñ
Görmez ol tâ ḥaşre dek rûy-ı cihânda açlıḳ
Bî-güneh ‘âşıḳları öldürmek ister ẓulm ile
Çeşm-i ḫûn-rîzüñ ki hey di itmesün Ḥaccâc'lıḳ
Günümüz Türkçesiyle
1. Sevgilinin eteği başıma taç olalı, Allah'a şükür, kimseye muhtaç olduğumu göstermedim.
2. Yanaklarının satranç tahtasında şah mat olmadan canımı ortaya koyup oynarım; dünyada satranç ustalığı diye bir şey varsa ancak bu olur. (Ruḫ hem yanak hem de satrançta kale demektir; Leclâc, satrancın mucidi sayılan kişidir.)
3. Gönül şehrinde onun aşkının tüccarı olalı beri, başkaları her zaman gümrük vergisi olarak altın ve gümüş verirken ben can veririm.
4. Yay gibi kaşlarını göreli kurban oldum; göğsümü onun gamzesinin (süzgün bakışının) okuna hedef yaptım.
5. Dostun güzelliğinin mehtabı beni çıkarıp kurtarmasaydı, sonsuza dek karanlık gecede kalmıştım.
6. Eğer tatlı dudağı lütfedip bir güllaç sunmasaydı, can ve gönül çoktan ayrılık zehriyle ölmüştü. (Güllaç burada zehre karşı panzehir gibi düşünülür.)
7. Aşkı Mihrî'nin ruhuna öyle bir gıda vermiştir ki o, mahşer gününe kadar dünya yüzünde açlık görmez.
8. Kan döken gözüne "hey" de, zalimlik etmesin: zulümle günahsız âşıkları öldürmek istiyor. (Haccâc b. Yûsuf, Emevîler döneminde zulmüyle ün salmış bir validir; adı zalimliğin simgesi olarak kullanılır.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın yetmiş sekizinci gazeli harfü'l-ḳâf bölümündedir ve sekiz beyittir. Bir önceki gazelle aynı vezinde ("Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün"), aynı "-âc" kafiyesi ve "-lıḳ" redifiyle yazılmıştır (tâclıḳ, muḥtâclıḳ, Leclâc'lıḳ, bâclıḳ, omâclıḳ, iḫrâclıḳ, güllâclıḳ, açlıḳ, Ḥaccâc'lıḳ). İki gazelin matla beyitleri aynı "tâclıḳ" ve "muḥtâclıḳ" kelimeleriyle kurulmuştur ve "açlıḳ" ile "Ḥaccâc'lıḳ" her ikisinde de kafiye olarak kullanılır. Biri zahide öğüt veren tasavvufi bir şiir, öteki sevgiliyi öven bir aşk şiiridir; aynı zeminin iki farklı konuda denenmesi dikkat çekicidir. Gazel yalnız Ü nüshasında (45a) bulunur. Mahlasın geçtiği beyit sondan bir öncekidir; sekizinci beyit mahlastan sonra gelir. Kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla beytinde sevgilinin eteği, âşığın başına taç olur. Gülşen Kaya, divanda sevgilinin eteğinin (dâmen) dikkat çeken unsurlardan biri olduğunu, eteği tutmanın, saadeti onda bulmanın ve ölünce bile elini o etekten çekmemenin sıkça işlendiğini, eteğin vuslatın simgesi olduğunu belirtir ve bu beyti örnek verir. Taç ile muhtaçlık arasındaki karşıtlık, sevgiliye bağlanmanın âşığı herkesten müstağni kıldığını anlatır.
İkinci beyit gazelin en ustaca kurulmuş beytidir. Satranç terimleri iki anlamlı olarak kullanılır: "ruḫ" hem yanak hem de satrançta kaledir; "naṭ‘" satranç tahtasıdır; "şeh-mât" oyunun sonudur; "cân oynamak" hem canını ortaya koymak hem de oyunu sürdürmektir. Kaya, divanda satranç terimlerinin tevriyeli kullanımıyla sevgilinin anlatıldığını, bu beyitte de satrancın mucidi sanılan Leclâc'a değinildiğini belirtir. Leclâc'ın anılması telmih, satranç kelimelerinin bir arada kullanılması tenasüp sanatıdır.
Üçüncü ve dördüncü beyitler alışveriş ve okçuluk dünyasından imgeler getirir. Gönül bir şehirdir, aşk o şehre gelen tüccardır; başkaları şehre girerken gümrük vergisi (bâc) olarak altın ve gümüş öder, âşık ise can verir. Kaya bu beyti hem tüccar ve alışveriş bahsinde hem de gönlün şehre benzetildiği yerde anar. Dördüncü beyitte kaş yaya, gamze oka benzetilir; âşık sinesini o oka hedef yapmıştır. "Omâc" ok atılan hedef anlamındadır; Havlioğlu'nun metninde "avmâclıḳ" olarak okunmuştur.
Beşinci ve altıncı beyitler, âşığı kurtaran iki lütfu anlatır. Sevgilinin güzelliği bir mehtaptır ve âşığı sonsuz karanlık geceden çıkarır. Kaya, güzelliğin karanlıkta kalan âşığın yolunu aydınlatan bir mehtap olarak düşünüldüğünü belirtirken bu beyti örnek verir. Altıncı beyitte ayrılık bir zehirdir; sevgilinin tatlı dudağı ise panzehir olarak güllaç sunar. Kaya, sütlü tatlılardan güllacın divanda yalnız bu beyitte geçtiğini ve panzehir olarak sevgilinin dudağı için kullanıldığını belirtir. Zehir ile tatlı arasındaki karşıtlık ve "şîrîn" (tatlı) kelimesinin güllaçla kurduğu ilgi beyti canlı kılar.
Makta beyti bir önceki gazelin "açlık" düşüncesini yeni bir anlama taşır. Orada açlık nefsi terbiye eden bir araçtır; burada ise aşk ruha öyle bir gıda vermiştir ki âşık kıyamete kadar açlık görmeyecektir. Son beyitte sevgilinin kan dökücü gözü Haccâc'a benzetilir. Kaya, divanda bir beyitte günahsız âşıkları zulümle öldürmek isteyen kan dökücü gözün haccâclık yaptığından söz edildiğini belirtir. Önceki gazelde zahide nefsine Haccâc gibi davranması öğütlenirken, burada aynı ad sevgilinin gözüne yöneltilir; aynı kafiye kelimesinin iki şiirde farklı yerlere bağlanması, iki gazelin birlikte okunmasını anlamlı kılar.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 92-93, Gazel 78 (yalnız Ü 45a). ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 57, 91, 110, 124 (beşinci beyit orada "G. 73-5" künyesiyle verilmiştir), 179, 190, 207, 289. openaccess.firat.edu.tr
- Sabiha Gemici, Mihrî Hatun Divanı: Karşılaştırmalı Metin, Cümle Yapısı ve Cümle Türleri, doktora tezi, Uludağ Üniversitesi, Balıkesir 1990, s. 511-512 (Gemici'de 80. gazel).
Kitaplar
- Didem Havlioğlu (hzl.), Ġazeliyyât-ı Mihrî-i Ḥaḳîre, OTAP elektronik edisyonu, gazel 80 (türkoloji-iran sayfasında yayımlanan metin, 2007).
Çevrimiçi kaynaklar






