Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün

Cânâ yeter bu cânuma cevr ü cefâlar it
Zecr ise câna ancaḳ ola gel vefâlar it
Miḥnetler ile ḳarşuña öldükçe ‘âşıḳuñ
Sen oyna gül raḳîb ile ḫoş ḫoş ṣafâlar it
‘Āşıḳlaruñı bî-güneh öldürme dostum
Öldür raḳîb-i kâfiri bârî ġazâlar it
Luṭf eyle ḳıl ‘ilâc bugün ey ṭabîb-i cân
Dil ḫastedür firâḳuñ ile gel devâlar it
Şîrîn lebiyle aġzuña sögmiş i Mihrî yâr
‘Ömri çoġ olsun el götür imdi du‘âlar it

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey sevgili, canıma ettiğin bu eziyet ve cefalar yeter. Eziyet edeceksen yalnız canıma olsun; gel artık vefa göster. (Beyit iki türlü okunabilir: "Canıma eziyet ve cefa et, o bile bana yeter; ama madem azarlayacaksın, bari gel vefa da göster.")

2. Âşığın senin karşında sıkıntılar içinde ölüp duruyor; sen ise rakiple oyna, gül, keyfine bak.

3. Dostum, seni seven âşıkları suçsuz yere öldürme. Bari kâfir rakibi öldür de gaza sevabı kazan.

4. Ey canın hekimi, lütfet ve bugün ilaç ver. Gönül ayrılığınla hastadır; gel, ona derman ol.

5. Ey Mihrî, sevgili tatlı dudaklarıyla sana sövmüş. Onun ömrü uzun olsun; şimdi ellerini kaldır, ona dualar et. (Sevgilinin sövgüsü bile tatlı dudaktan çıktığı için âşığa lütuf sayılır.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın sekizinci gazeli, "te" harfiyle biten şiirlerin yer aldığı Harfü't-Tâ bölümünün ilk gazelidir ve beş beyittir. Aruzun muzâri bahrinden "Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-lar it" (…-lar et) sözüdür; kafiye ise "-â" sesidir: cefâ, vefâ, ṣafâ, ġazâ, devâ, du‘â. Her beyit bir emirle biter: vefa et, keyif et, gaza et, derman ol, dua et. Bu emir dizisi şiire sevgiliye ve şairin kendisine yöneltilmiş bir öğütler zinciri görünümü verir. Gazel dört nüshanın dördünde de bulunur. Kime yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Şiirin ilk iki beyti cefa ile vefa karşıtlığı üzerine kuruludur. Âşık cefaya razıdır, ancak bunun yalnız kendi canına yönelmesini ve sevgilinin bir gün vefa da göstermesini ister. İkinci beyitte bu sitem acılaşır: âşık sevgilinin karşısında sıkıntılarla ölürken sevgili rakiple oynayıp gülmektedir. "Ḫoş ḫoş ṣafâlar it" sözündeki tekrar, sevgilinin kayıtsızlığını alaycı bir dille vurgular. Cefa ile vefa, ölmek ile gülüp oynamak arasındaki karşıtlıklar tezat sanatına örnektir.

Üçüncü beyit, divan şiirinin rakip tasavvuru bakımından dikkat çekicidir. Kaya'nın açıkladığı gibi, İslam dinini korumak ya da yaymak amacıyla yapılan savaş anlamındaki gaza, divanda rakiple ilişkilendirilir; rakip bir kâfir olarak düşünülür ve onu öldürmenin gaza etmekle eş olduğu söylenir. Sevgiliye, günahsız âşıkları öldürmek yerine kâfir rakibi öldürmesi ve böylece gaza sevabı kazanması öğütlenir. Kaya bu beyti söz konusu tasavvurun örneği olarak verir. Beyitteki "bî-güneh" (günahsız) ile "kâfir" kelimeleri arasında bir karşıtlık vardır: suçsuz âşık ile inançsız rakip, sevgilinin kılıcının kime yönelmesi gerektiğini gösteren iki uç olarak karşı karşıya konur.

Dördüncü beyitte sevgili "ṭabîb-i cân", yani canın hekimi diye anılır. Âşığın hastalığı ayrılıktır ve ilacı da yine sevgiliden gelecektir. Lutf, ilaç, hekim, hasta ve devâ kelimeleri tenasüp oluşturur.

Son beyit şiirin en ince buluşunu taşır. Sevgili, tatlı dudaklarıyla âşığa sövmüştür; âşık bundan incinmek yerine sevgilinin ömrünün uzun olmasını diler ve ellerini kaldırıp dua eder. Sövgü ile dua arasındaki karşıtlık beytin esasını oluşturur. "Şîrîn" (tatlı) kelimesi sövgüyü tatlılaştırır; sevgilinin ağzından çıkan acı söz bile âşık için bir iltifattır. "El götür" (el kaldır) ifadesi, dua için elleri açma hareketini canlı bir sahne gibi gösterir. İlk beyitte cefaya sitem eden âşığın son beyitte sövgüye duayla karşılık vermesi, gazelin iki ucu arasında belirgin bir karşıtlık kurar.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar