Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün
Nice feryâda vara nâlelerüm âh saña
Nice bir ‘arż ideyüm ḥâlümi her gâh saña
İşidüp bülbül-i şeydâ meger âh-ı seḥerüm
Çaġırup derd ile dir âh beni vâh saña
Ḥüsn sermâyesi elden gidicek bir gün ola
Bildüre itdügüñi sevdügüm Allâh saña
Gün yüzüñ burc-ı şeref üzre ṭulû‘ itdügiçün
Giceler ṣubḥa degin ṭaña ḳalur mâh saña
Ḫâk ider ġayret odı bu dil-i miskîni yaḳup
Bile yanuñca raḳîb olalı hem-râh saña
Nice sengîn-dil imişsin ki es̱er itmedi hîç
‘Āşıḳ-ı şûrîdeler âhı seḥer-gâh saña
Nev-cüvân itdi Zelîḫâ gibi Mihrî seni ‘aşḳ
Ḳılalı luṭf ile Yûsuf-naẓarın şâh saña
Günümüz Türkçesiyle
1. Ah, iniltilerim sana daha ne kadar feryat olup ulaşacak? Hâlimi sana her an daha ne zamana kadar arz edeyim?
2. Divane bülbül, seher vaktindeki ahımı işitmiş olmalı ki dertle bağırıp "Ah bana, vah sana" der. (Ü nüshasında "beni" yerine "hey".)
3. Sevdiğim, güzellik sermayesi bir gün elinden gidecek. O gün Allah sana yaptıklarını bildirsin. (Güzellik, harcandıkça tükenen bir sermayeye benzetilmiştir.)
4. Güneş gibi yüzün şeref burcunda doğduğu için ay, geceleri sabaha kadar sana hayran kalır. ("Taña kalmak" şaşırıp kalmak demektir; "tan" kelimesini de hatırlattığı için sabahla ilgili sözlerle bağ kurar. Eski gök biliminde "şeref burcu", bir yıldızın en güçlü olduğu burçtur.)
5. Rakip yanında sana yol arkadaşı olalı beri, kıskançlık ateşi bu zavallı gönlü yakıp toprağa çeviriyor.
6. Ne kadar taş yürekliymişsin ki perişan âşıkların seher vaktindeki ahı sana hiç etki etmedi.
7. Ey Mihrî, şah lütfedip Yusuf bakışıyla bakalı beri aşk seni Züleyha gibi gençleştirdi. (Anlatıya göre yaşlanan Züleyha, Hz. Yusuf'un duasıyla gençleşmiştir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın altıncı gazeli yedi beyittir ve remel bahrinin "Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "saña" (sana), kafiye "-âh" sesidir: âh, gâh, vâh, Allâh, mâh, hem-râh, seḥer-gâh, şâh. İlk beytin iki mısraı kafiyelidir ve gazel nazım şeklinin bilinen düzenine uyar. Şiir dört nüshanın dördünde de bulunur. Ü nüshası birçok kelimede öteki nüshalardan ayrılır; örneğin altıncı beyitte "‘Āşıḳ-ı şûrîdeler" yerine "‘Āşıḳı şûrîdenüñ" okur. Kime yazıldığı bilinmemektedir.
Gazel, divanda kendisinden hemen önce gelen beşinci gazelle aynı vezin, kafiye ve redifi taşır. Bazı ifadeler iki şiirde birden geçer: "ḥâlümi ‘arż itmek" (hâlimi arz etmek), "her gâh", "seḥer-gâh", "hem-râh" ve "ġayret odı" (kıskançlık ateşi). En belirgin ortaklık mahlas beytindedir. Beşinci gazelde şah Yusuf bakışıyla bakarsa Mihrî'nin Züleyha gibi gençleşeceği bir dilek olarak söylenir; bu gazelde ise gençleşme gerçekleşmiştir: "Nev-cüvân itdi Zelîḫâ gibi Mihrî seni ‘aşḳ". İki gazelin bu kadar yakın olmasının nedeni kaynaklarda açıklanmaz.
Anlam ve Söz Sanatları
Şiir, cevapsız kalan bir âşığın şikâyetiyle açılır. İlk beyitte feryat, inilti ve ah bir araya gelir; âşık hâlini daha ne kadar arz edeceğini sorar. İkinci beyitte bu ah bülbüle ulaşır. Divan şiirinde bülbül, güle âşık olup sabaha kadar öten kuştur; burada âşığın seher vaktindeki ahını işitince o da dertlenir ve "ah bana, vah sana" diye bağırır. Bülbülün âşığa katılması hem teşhis (kişileştirme) hem de hüsn-i talil sayılabilecek bir buluştur: bülbülün ötüşü, âşığın derdine ortak olmasıyla açıklanır.
Üçüncü beyit sevgiliye bir uyarıdır. Güzellik bir sermaye olarak düşünülmüştür ve bir gün elden gidecektir. O gün Allah'ın sevgiliye yaptıklarını bildirmesi dilenir; beyit, beddua ile öğüt arasında kalan sert bir söyleyişe sahiptir. Dördüncü beyitte ise ton değişir ve gök imgeleriyle bir övgü yapılır. Sevgilinin güneş gibi yüzü şeref burcunda doğmuştur; ay ise geceler boyu sabaha kadar ona hayran kalır. "Ṭaña ḳalmak" (şaşıp kalmak) deyimi, aynı mısradaki "ṣubḥa degin" (sabaha kadar) sözüyle birlikte okununca "tan" kelimesini de akla getirir; bu ses ve anlam oyunu, beyitteki gece, sabah, güneş ve ay kelimelerinin oluşturduğu tenasübü güçlendirir.
Altıncı beyitte sevgili "sengîn-dil", yani taş yürekli diye anılır. Kaya bu beyti, divanda sevgilinin vefasızlığı ve cefası üzerinde durulan, onun taş kalpli olduğu, âşığın ağlayıp inlemelerinin ona kâr etmediği yerlere örnek gösterir. Seher vakti, divan şiirinde âşığın uykusuz geçen gecenin sonunda en çok ah ettiği zamandır; bu ahın taşı bile delmesi beklenirken sevgiliye etki etmemesi, onun katılığını mübalağalı biçimde anlatır.
Son beyitte Yusuf ile Züleyha kıssasına telmih yapılır. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin aktardığı anlatıya göre yaşlanıp kör olan Züleyha, Yusuf'un duasıyla gençleşmiş ve onunla evlenmiştir. Kaya, divanda Züleyha adının geçtiği beyitlerin hemen hepsinde "nev-cüvân" (genç) ya da "pîr" (yaşlı) kelimelerinin kullanıldığını, Yusuf'un aşkıyla yaşlanan Züleyha'nın yine Yusuf'un bakışıyla gençleştiğini belirtir ve bu beyti örnek verir. Mihrî burada kendini Züleyha'nın, sevgiliyi Yusuf'un yerine koyar. Şiirin geri kalanındaki şikâyet tonu düşünülünce, son beyitteki gençleşme bir kavuşma sevinci olarak okunabileceği gibi, şiirin başındaki sitemlerle karşıtlık kuran bir hatırlama olarak da anlaşılabilir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 53-54, Gazel 6 (F 32a, M 46a, S 34a, Ü 28b) ve nüsha farkları dipnotları. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/58679,mihri-hatun-divanipdf.pdf
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 20, 75, 129. https://openaccess.firat.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11508/16520/253984.pdf?sequence=1
- "Züleyha", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/zuleyha
Çevrimiçi kaynaklar






