Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Gelmişem yüz süriyü ṭoġrı ḳılup râh saña
Dilerem ‘arż ḳılam ḥâlümi ey şâh saña
Nice ‘adl ıssı şehen-şâh-ı cihânsın ki gelür
Āsitânuña güneş ḫıdmete her gâh saña
Cân u dilden oḳur ey ruḫları gül medḥ ü s̱enâ
Rûz u şeb bülbül-i cân ṣubḥ u seḥer-gâh saña
Yaḳdı yandurdı şehâ teşne dili ġayret odı
Ẓulmet-i ġamda ḳoma Ḫıżr ola hem-râh saña
Nev-cüvân ide Zelîḫâ gibi ey Mihrî seni
Ḳıla ger luṭf ile Yûsuf naẓarın şâh saña

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey şah, yolumu doğru sana çevirip yüzümü yerlere sürerek geldim. Hâlimi sana arz etmek, derdimi sana anlatmak istiyorum.

2. Sen öyle adaletli bir cihan şehinşahısın ki güneş bile her an hizmet etmek için senin eşiğine gelir.

3. Ey gül yanaklı, can bülbülü gece gündüz, sabah ve seher vakti candan gönülden seni över, sana methiyeler okur.

4. Ey şah, kıskançlık ateşi susuz gönlümü yakıp kavurdu. Beni gamın karanlığında bırakma; Hızır sana yol arkadaşı olsun. (Hızır, karanlıklar ülkesinde ölümsüzlük suyunu bulan ve darda kalanlara yetişen kişi olarak bilinir. Susuz gönül, karanlık ve Hızır sözleri ölümsüzlük suyu düşüncesine bağlanır.)

5. Ey Mihrî, şah lütfedip sana Yusuf bakışıyla bakarsa seni Züleyha gibi yeniden gençleştirir. (Anlatıya göre yaşlanıp gözleri kör olan Züleyha, Hz. Yusuf'un duasıyla gençleşmiştir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın beşinci gazeli beş beyittir ve remel bahrinin "Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "saña" (sana), kafiye "-âh" sesidir: râh, şâh, gâh, seḥer-gâh, hem-râh. "Şâh" kelimesi hem ilk beyitte hem son beyitte kafiye olarak kullanılmıştır; aynı kafiye kelimesinin tekrarı divan şiirinde pek hoş karşılanmasa da burada şiirin muhatabını başta ve sonda aynı sözle anmaya yarar. Gazel dört nüshanın dördünde de bulunur; nüshalar arasında yalnız birkaç kelime farkı vardır.

Bu gazel, divanda kendisinden hemen sonra gelen altıncı gazelle aynı vezni, aynı kafiyeyi ve aynı redifi paylaşır. İki şiirin mahlas beyitleri de neredeyse aynıdır. Beşinci gazelde "Nev-cüvân ide Zelîḫâ gibi ey Mihrî seni / Ḳıla ger luṭf ile Yûsuf naẓarın şâh saña" denir; altıncı gazelde ise "Nev-cüvân itdi Zelîḫâ gibi Mihrî seni ‘aşḳ / Ḳılalı luṭf ile Yûsuf-naẓarın şâh saña". Birincisinde gençleşme bir dilek ve şart olarak dile getirilir ("bakarsa gençleştirir"), ikincisinde ise gerçekleşmiş bir olay gibi anlatılır ("bakalı beri aşk seni gençleştirdi"). Bu yakınlığın nedeni kaynaklarda açıklanmaz; şairin aynı zemin üzerinde iki şiir yazmış olması ya da birinin ötekinin işlenmiş biçimi olması mümkündür.

Anlam ve Söz Sanatları

Şiirin bütününde âşık ile sevgili ilişkisi, bir bende ile hükümdar ilişkisi biçiminde kurulmuştur. Âşık yüzünü yerlere sürerek gelir, hâlini arz etmek ister; sevgili ise adaletli bir cihan şehinşahıdır ve güneş bile onun eşiğine hizmete gelir. İkinci beyitteki bu mübalağa, divan şiirinde hükümdarlar için kullanılan övgü dilinden gelir. Üçüncü beyitte ise aynı kişiye "ruḫları gül" (gül yanaklı) denir ve can bülbülü onu gece gündüz över. Gül ile bülbül arasındaki bilinen ilişki, sevgili ile âşık arasındaki ilişkinin karşılığıdır; gül, bülbül, sabah ve seher kelimeleri tenasüp oluşturur.

Dördüncü beyit, susuzluk ve karanlık imgeleri üzerine kurulmuştur. Kıskançlık ateşi gönlü yakıp susuz bırakmıştır; âşık gamın karanlığındadır. Bu iki durumun çaresi Hızır'dır. Kaya'nın belirttiği gibi Hızır divanda karanlıklar ülkesinde âb-ı hayatı bulması, ölümsüzlüğü ve darda kalanlara yardım etmesiyle anılır; özellikle dualarda ondan yol arkadaşı olması dilenir. Beyitteki "Ḫıżr ola hem-râh saña" sözü de böyle bir duadır. Beyit, Hızır kıssasına yapılan bir telmih içerir.

Son beyitte Yusuf ile Züleyha kıssasına başvurulur. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin aktardığı anlatıya göre Züleyha, Yusuf'tan ayrı kaldığı yıllarda yaşlanıp kör olmuş, Yusuf'un duasıyla gençleşip gözleri açılmış ve onunla evlenmiştir. Kaya, Mihrî'nin bu aşk hikâyesini beşerî boyutta işlediğini, sevgiliyi Yusuf'a, kendisini de onun duasıyla yeniden gençleşen Züleyha'ya benzettiğini belirtir ve bu beyti örnek olarak verir. Kaya'nın deyişiyle divanda Züleyha adının geçtiği beyitlerin hemen hepsinde onun gençleşmesi ya da yaşlanması anılır. Bu benzetme kadın şairin sesi açısından da dikkat çekicidir; Mihrî, âşık olarak kendini kıssanın kadın kahramanı Züleyha'nın yerine koyar ve sevgilinin bakışını, yaşlanmış olanı yeniden gençleştiren bir lütuf olarak düşünür.

Tarihî Bağlam

Gazelin kime yazıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Mehmet Arslan, divanın girişinde Mihrî'nin şiirlerini özellikle Şehzade Ahmed'e sunduğunu, kasidelerin on tanesinin bu şehzadeye yazıldığını ve "muhtevasından anlaşıldığı kadarıyla" üç gazelin de ona sunulduğunu söyler, ancak bu gazellerin hangileri olduğunu belirtmez. Bu gazeldeki "ey şâh", "‘adl ıssı şehen-şâh-ı cihân" (adalet sahibi cihan şehinşahı) ve "şehâ" hitapları, bir hükümdar ya da şehzadeye sunulmuş olabileceğini düşündürür. Öte yandan divan şiirinde sevgilinin şah ve sultan diye anılması çok yaygın olduğundan, bu hitaplar tek başına bir memduhun varlığını kanıtlamaz.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar