Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Neyledüm nitdüm günâhum bilmezem bu ben ġarîb
Gördügince yüz çevürür yüzime baḳmaz ḥabîb
Gâh ki bir göz ucıyla merḥabâ eylerdi yâr
Yine beñzer ki araya fitne bıraḳdı raḳîb
Cân ża‘îf oldı firâḳuñdan meded ḳıl dostum
Ḫaste-dil derdine luṭf it gel ‘ilâc it ey ṭabîb
Zülfüñüñ çengâline urma raḳîbi ḫışm idüp
Hey bu bir kelb-i la‘îndür ṭaḳ bunuñ boynına ip
Ṭâli‘uñ yoḳdur güzellerden i Mihrî çâre ne
Ḳısmet-i rûz-ı ezelde saña bu olmış naṣîb
Günümüz Türkçesiyle
1. Ne yaptım, ne ettim, ben zavallı garip suçumu bilmiyorum. Sevgili beni gördükçe yüzünü çeviriyor, yüzüme bakmıyor.
2. Sevgili ara sıra bir göz ucuyla bana merhaba derdi. Görünen o ki rakip yine araya fitne soktu.
3. Dostum, ayrılığından canım zayıf düştü; yardım et. Ey hekim, gel de lütfedip hasta gönlün derdine bir ilaç bul.
4. Öfkelenip rakibi saçının çengeline asma. Bu, lanetli bir köpektir; sen onun boynuna ip tak. (Kıvrık saç uçları çengele, yani kancaya benzetilir. Rakibin saça asılması, ona sevgiliye yakın olma şerefini vermek anlamına geldiğinden âşık, onun yerinin boynundaki ip olduğunu söyler.)
5. Ey Mihrî, güzellerle bahtın yok; ne çare. Ezel gününde sana bu pay yazılmış. ("Rûz-ı ezel", Allah'ın her şeyin kaderini takdir ettiği başlangıçsız zaman demektir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın yedinci gazeli, "be" harfiyle biten şiirlerin yer aldığı Harfü'l-Bâ bölümünün tek gazelidir ve beş beyittir. Remel bahrinin "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Şiirde redif yoktur; kafiye "-îb" sesidir: ġarîb, ḥabîb, raḳîb, ṭabîb, naṣîb. Dördüncü beytin sonundaki "ip" kelimesi bu diziye ses bakımından tam olarak uymaz; neşirde metin bu biçimde verilmiştir. Gazel dört nüshanın dördünde de bulunur. Kime yazıldığı bilinmemektedir.
Anlam ve Söz Sanatları
Şiir, divan şiirinin üç temel kişisini bir arada gösterir: kendisinden yüz çevrilen âşık, sebepsiz yere yüz çeviren sevgili ve ikisinin arasını bozan rakip. İlk beyitteki "Neyledüm nitdüm" (ne yaptım ne ettim) sözü konuşma dilinden gelir ve âşığın şaşkınlığını içten bir sesle verir. Kafiye kelimelerinin her biri bu kişilerden birine karşılık gelir: âşık ġarîb (kimsesiz, zavallı), sevgili ḥabîb (dost), rakip raḳîb, sevgili aynı zamanda ṭabîb (hekim), âşığın kaderi ise naṣîb (pay) olarak anılır. Böylece kafiye dizisi şiirin hikâyesini kendi başına özetler.
İkinci beyitte sevgilinin eskiden "göz ucuyla merhaba" demesi hatırlanır. Bu küçük işaret, âşık için bir lütuftur ve kaybedilmesinin sebebi rakibin fitnesidir. Üçüncü beyitte divan şiirinin bilinen hekim-hasta ilişkisi kurulur: âşık ayrılıktan hastadır, hekimi ise sevgilidir. Kaya bu beyti, sevgilinin hasta âşığın ve onun gönlünün tek devası, tek tabibi olarak anıldığı yerlere örnek gösterir. Derdi veren ile ilacı verecek olanın aynı kişi olması, beyte acı bir ironi katar.
Dördüncü beyit şiirin en sert ve en canlı beytidir. Sevgilinin kıvrık saçı bir çengele benzetilmiştir; âşıklar bu çengele takılmış gönüller gibi düşünülür. Sevgili öfkelenip rakibi bu çengele asarsa onu cezalandırdığını sanabilir, ama aslında ona kendi saçına yakın olma ayrıcalığını vermiş olur. Âşık bu yüzden rakibe yakışanın boynuna takılacak bir ip olduğunu söyler ve onu "kelb-i la‘în", yani lanetli köpek diye anar. Kaya, rakibin divanda sevgilinin kapısından ayrılmaması, lanetli ve uğursuz sayılması gibi özellikleriyle köpeğe benzetildiğini belirtir ve bu beytin anlamını, "sevgili lanetli bir köpek olan rakibi sinirlenip de saçlarına asmamalıdır; onun layığı boynuna takılacak urgandır" diye özetler. Asmak fiilinin hem bir şeyi bir yere takmak hem de idam etmek anlamını çağrıştırması beyte ikinci bir anlam katmanı ekler.
Son beyitte âşık kendi talihsizliğini kadere bağlar. Güzellerden yana bahtı açık olmamıştır ve bu, ezel gününde ona ayrılmış paydır. Divan şiirinde "rûz-ı ezel", kaderin henüz yaratılış öncesinde yazıldığı düşüncesine dayanır; âşığın talihsizliği de bu yüzden değiştirilemez bir şey olarak sunulur. İlk beyitte suçunu bilmediğini söyleyen âşık, son beyitte başına gelenleri ezelde yazılmış paya bağlayarak sözünü tamamlar.
Kaynakça
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 54-55, Gazel 7 (F 33b, M 48a, S 36a, Ü 28b) ve nüsha farkları dipnotları. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/58679,mihri-hatun-divanipdf.pdf
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 129, 246-247. https://openaccess.firat.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11508/16520/253984.pdf?sequence=1
Çevrimiçi kaynaklar






