Özgün Metin

Vezin: Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün

Habîbüm naḳş-ı rûyuñdan göñül buldı muṣavverlik
Cemâlüñ âfitâbından cihân ṭoldı münevverlik
‘Aceb mi la‘l-i nâbuñdan senüñ yâḳût reng alsa
Dehânuñ noḳṭasından dür bulupdur çün müdevverlik
Egerçi bû durur her dem Ḫıṭâ'nuñ miski ‘âlemde
Ṣaçuñ bûyından irmişdür aña daḫi mu‘aṭṭarlik
Ḫudâ ḫalḳ itdi ‘âlemde velî gül yüzli dilberler
Senüñ ẕâtuñda cem‘ itmiş güzellik tâzelik terlik
Raḳîbüñ lâf urup dirmiş anı öldürürin bir gün
Er ise gelsün ol nâ-merd aña göstereyin erlik
N'ola meydân-ı ‘aşḳuñda senüñ cân oynasa Mihrî
Ki tîġ oldı aña ġamzeñ ider zülfüñ de çenberlik

Günümüz Türkçesiyle

1. Sevgilim, yüzünün nakşından (resminden) gönül ressamlık öğrendi; güzelliğinin güneşinden dünya aydınlıkla doldu. (Gönül, sevgilinin yüzünü kendi içinde resmeden bir ressam olmuştur.)

2. Yakut senin saf lal dudağından renk alsa şaşılır mı? Çünkü inci de yuvarlaklığını ağzının noktasından bulmuştur. (Sevgilinin ağzı nokta kadar küçük ve yuvarlak düşünülür; inci yuvarlaklığını, yakut kırmızılığını ondan almıştır.)

3. Gerçi dünyada güzel koku her zaman Hıtâ'nın miskidir; ama ona da güzel kokuyu senin saçının kokusu ulaştırmıştır. (Hıtâ, Orta Asya'da misk ceylanlarıyla bilinen bölgedir.)

4. Tanrı dünyada gül yüzlü güzeller yarattı; ama güzellik, tazelik ve körpelik senin varlığında toplanmıştır. ("Terlik", taze anlamındaki "ter" kelimesinden yapılmış bir isimdir: tazelik, körpelik.)

5. Rakibin böbürlenip "Onu bir gün öldüreceğim" demiş; erkekse gelsin o namert, ona yiğitliğin ne olduğunu göstereyim.

6. Mihrî senin aşk meydanında canını ortaya koysa buna şaşılır mı? Çünkü gamzen ona kılıç oldu, zülfün de çember oyunu oynuyor. ("Cân oynamak" hem canını tehlikeye atmak hem de meydanda hüner gösterip oyun oynamak anlamına gelir; kılıç ve çember, meydanda gösteri yapanların araçlarıdır.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın seksen dördüncü gazeli altı beyittir ve aruzun hezec bahrinden "Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi "-lik" ekidir; kafiye bu ekten önceki "-er / -ver" sesleriyle kurulur (muṣavverlik, münevverlik, müdevverlik, mu‘aṭṭarlik, terlik, erlik, çenberlik). Arapça kökenli sıfatlara ("muṣavver" resmedilmiş, "münevver" aydınlık, "müdevver" yuvarlak, "mu‘aṭṭar" güzel kokulu) Türkçe "-lik" ekinin getirilmesi, gazelin ses düzenini belirler; dördüncü ve beşinci beyitlerde ise aynı kafiye Türkçe "ter" ve "er" kelimeleriyle karşılanır. Şiir yalnız Ü nüshasında bulunur. Kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin ilk dört beyti sevgilinin güzelliğini bir dizi benzetmeyle över ve her beyitte güzelliğin bir başka yönünü dünyadaki güzel şeylerin kaynağı olarak gösterir. Gönül ressamlığı sevgilinin yüzünden öğrenmiş, dünya aydınlığını onun güneş gibi yüzünden almıştır. Yakut rengini onun dudağından, inci yuvarlaklığını onun ağzından, Hıtâ miski kokusunu onun saçından bulmuştur. Bu düzen, divan şiirinde hüsn-i talil (güzel sebep gösterme) diye bilinen sanata yaklaşır: doğadaki bir niteliğin gerçek sebebi bırakılıp onun yerine sevgiliye bağlanan hayalî bir sebep gösterilir. Gülşen Kaya, yakutun rengini sevgilinin lal dudağından, incinin ise yuvarlaklığını ağzının noktasından aldığı ikinci beyti ve miskin kaynağının sevgilinin saçı olarak gösterildiği üçüncü beyti, divandaki kıymetli taş ve koku unsurlarının örnekleri arasında anar. Kaya ilk beyti de aynı çerçevede okur: gönül, sevgilinin yüzünün nakşıyla "muṣavverlik", yani ressamlık bulmuştur.

Dördüncü beyit bu övgüleri toplar: Tanrı dünyada gül yüzlü pek çok güzel yaratmıştır, ama güzellik, tazelik ve körpelik sevgilinin zatında birleşmiştir. Kaya bu beyti sevgilinin güzellerin merkezi ve güzellerin şahı olarak tasvir edilişinin örneği olarak verir. Beytin ikinci mısraında art arda gelen "güzellik tâzelik terlik" sözleri, aynı eki taşıyan üç kelimeyi yan yana dizerek bir ses yığılması yaratır.

Beşinci beyitte gazelin tonu birden değişir. Övgüden meydan okumaya geçilir: rakip, sevgiliyi ya da âşığı bir gün öldüreceğini söyleyerek böbürlenmiştir ve şair ona "erkekse gelsin o namert, ona erliği göstereyim" diye cevap verir. "Er", "nâ-merd" ve "erlik" kelimeleri aynı kök çevresinde bir söz oyunu kurar. Kaya, bu beyitte Mihrî Hatun'un rakibine "erkekçe" meydan okuduğuna dikkat çeker. Sözün bir kadın şairin kaleminden çıkması, "erlik" kelimesine beyit içinde ayrı bir ağırlık kazandırır.

Makta beyti bu meydan okumayı bir "aşk meydanı" sahnesine taşır. Meydan, cân oynamak, kılıç ve çember kelimeleri, meydanda gösteri yapan oyuncuların ve canbazların dünyasına ait bir tenasüp oluşturur. Kaya, bu beyitte zülfün çember, gamzenin kılıç olduğu aşk meydanında bir kılıç talimi söz konusu olduğunu belirtir. Gamzenin, yani sevgilinin yan bakışının kılıca benzetilmesi divan şiirinin bilinen bir teşbihidir; burada çember gibi kıvrılan zülüfle birlikte bir meydan oyununun parçası olur. "Cân oynamak" deyimi ise hem canı hiçe saymak hem de oyunda hüner göstermek anlamıyla tevriyeli kullanılmıştır.

Kaynakça

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 96, Gazel 84 (Ü 48a). ekitap.ktb.gov.tr
  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 82, 91, 128, 149, 162, 250, 291-292. openaccess.firat.edu.tr