Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Ruḫlaruñ nârıyla dil yandı kebâb oldı yürek
Çeşmüñüñ ḳaṣdı eger cân ise alsun tîzrek
Yâreler urduḳça ġamzeñ sîne-i mecrûḥuma
Dökmese seylâb-ı eşkim bâri üstine nemek
Dostum cevr ü cefâdan öldürem dirseñ beni
Degme bir derd ile ölmez ‘âşıḳam ben cânı pek
Ḫûblar zülfi hevâsına yeler çoḳdur velî
Yoḳ durur illâ benüm gibi yele virmiş emek
Ḳılmaduñ bir gün ḥabîbüñ zülfine hem-ser beni
Neyleyelüm bu cihândur saña da ḳalmaz felek
Cân u dilden oldı bir meh-rûya Mihrî mübtelâ
Cânıdur bir kimsenüñ kim adını olmaz dimek
Günümüz Türkçesiyle
1. Yanaklarının ateşiyle gönül yandı, yürek kebap oldu. Gözünün niyeti eğer canımı almaksa, hiç beklemeden alsın. (F nüshasında ilk mısra "derdiyle yandı dil", yani "yanaklarının derdiyle gönül yandı" diye okunur.)
2. Gamzen (yan bakışın) yaralı göğsüme yara üstüne yara açtıkça, bari gözyaşımın seli o yaraların üstüne tuz dökmesin. (Gözyaşı tuzludur; yaraya akan gözyaşı, yaraya tuz basmak gibi acıyı artırır.)
3. Dostum, "Cevir ve cefayla seni öldüreyim" diyorsan bil ki ben öyle her dertle ölmem; canı pek bir âşığım. (Canı pek, kolay ölmeyen, dayanıklı demektir; eziyet onu kolayca bitiremez.)
4. Güzellerin saçlarının hevesiyle koşup duranlar çoktur, ama benim gibi emeğini yele vermiş kimse yoktur. ("Yeler" hem "koşanlar" hem "yeller, rüzgârlar" diye anlaşılır; "hevâ" da hem heves hem hava demektir. Emeğini yele vermek, emeğini boşa harcamaktır.)
5. Ey felek, beni bir gün olsun sevgilinin saçına yoldaş etmedin. Ne yapalım, dünya böyledir; sana da kalmaz. (Hem-ser, eş ve denk anlamına gelir; sözcükteki "ser", yani baş, saçla birlikte düşünülür.)
6. Mihrî can u gönülden ay yüzlü birine tutuldu. O, adını söylemenin mümkün olmadığı birinin canıdır. (Beyit iki türlü okunabilir: sevgili, adı anılamayacak kadar yüksek ya da korunan birinin gözdesidir; ya da sevgili, adını ağza almanın caiz olmadığı, sırrı saklanması gereken biridir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın seksen sekizinci gazeli altı beyittir ve aruzun remel bahrinden "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Gazel, aşk ve güzellik konularını işleyen, ilk beytinin iki mısraı kafiyeli olan ve son beytinde şairin mahlasını taşıyan nazım şeklidir. Bu gazelde redif yoktur; şiir yalnız "-ek" sesli kafiyeyle yürür (yürek, tîzrek, nemek, pek, emek, felek, dimek). Divanın kâf harfiyle biten gazelleri arasındadır ve dört nüshada da bulunur (F 53a, M 74b, S 55a, Ü 48b). Kime ya da hangi vesileyle yazıldığına dair bir kayıt yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin ilk iki beyti, divan şiirinin en bilinen yakıcı imgelerini birbirine bağlar. Sevgilinin yanağı ateştir, bu ateşte gönül yanar, yürek kebap olur. Ardından göz ve gamze devreye girer: göz canı almaya niyetlidir, gamze ise göğüste yara üstüne yara açar. İkinci beyitteki tuz imgesi beytin asıl inceliğidir. Gözyaşının tuzlu olduğu bilgisiyle, ağlamanın teselli olacağı yerde yarayı daha da sızlattığı söylenir. Mutfaktan alınmış kebap ve tuz sözcükleri, bu ilk iki beyitte gizli bir tenasüp (anlamca birbirine yakın sözcükleri bir arada kullanma) kurar.
Üçüncü beyit, âşığın dayanıklılığını bir tür övünmeye çevirir. Sevgili onu cevir ve cefayla öldürmek isterse boşuna uğraşacaktır, çünkü âşık "canı pek"tir. Gülşen Kaya, divanda cevir ve cefanın âşıkta sabır ve tevekkül doğurduğunu, âşığın üstünlüğünün de bu tahammülden geldiğini söylerken örnek olarak bu beyti gösterir. Halk ağzındaki "canı pek" deyiminin bir gazel beytinde böyle yalın kullanılması, Mihrî'nin şiirinde sık görülen konuşma diline yakınlığın bir örneğidir.
Dördüncü beyit, sözcük oyunu üzerine kuruludur. "Hevâ" hem heves hem hava, "yel" hem rüzgâr hem de "yelmek", yani koşmak fiilinden gelen bir sözdür. Güzellerin saçlarının hevesiyle koşanlar çoktur; ama emeğini benim kadar yele veren, yani boşa harcayan yoktur. Hava ve yel sözcükleri birbirini çağırır; "yele vermek" deyimi de bu rüzgâr imgesinin içinde yeni bir anlam kazanır. F ve S nüshalarında ilk mısra "çoḳdan beri" ile biter; o zaman beyit "güzellerin saçı hevesiyle çoktandır koşarım" diye anlaşılır.
Beşinci beyitte söz, âşığın talihine yönelir. Felek, âşığı hiçbir gün sevgilinin saçına "hem-ser" etmemiştir. Kaya, bu beytin üzerinden sevgilinin kara saçı ile âşığın kara bahtı arasında kurulan ilişkiye dikkat çeker. İkinci mısrada âşık feleğe bir tür teselliyle karşılık verir: dünya böyledir, felek de sonunda değişir, ona da kalmaz. Bu cümle, sitemi bir atasözü sakinliğiyle bağlar.
Makta beytinde Mihrî kendinden üçüncü kişi olarak söz eder. Ay yüzlü sevgiliye can u gönülden tutulmuştur; sevgili ise "adı söylenemeyecek bir kimsenin canı"dır. Bu ifade gazelin en kapalı yeridir. Divan şiirinde sevgilinin adını gizlemek bilinen bir edeptir; bu beyitte ise adı saklanan kişi, sevgiliyi "canı" bilen bir başkasıdır. Kaynaklarda beytin belirli bir kişiye işaret ettiğine dair bir kayıt bulunmadığı için, kimin kastedildiği sorusu açık kalır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 97-98, Gazel 88 (F 53a, M 74b, S 55a, Ü 48b). ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 146, 232-233. openaccess.firat.edu.tr
Kitaplar
- Didem Havlioğlu (hzl.), Ğazeliyyāt-ı Mihrī, OTAP elektronik edisyonu, 2007 (türkoloji-iran sitesinde yayımlanan çeviriyazı, gazel 91).
Çevrimiçi kaynaklar






