Özgün Metin

Vezin: Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün

Ṣalaldan boynuma ḥalḳa kemend-i zülf-i müşgînüñ
Siyeh-baḫt olmaḳ oldı kâr u bârı cân-ı miskînüñ
Gözüm yaşını ḳan itdüñ beni bî-‘aḳl u cân itdüñ
Velî ben ḫasteden ey dost hergiz kesmedüñ kînüñ
Raḳîbâ beni men‘ itme nigâruñ ḫâk-i pâyinden
Eger men‘ ider iseñ bil ne dînüñ var ne âyînüñ
Ölince çünki el çekmez göñül dildâr mihrinden
Şifâ virmez baña hergiz senüñ ey şeyḫ telḳînüñ
Görelden Mihrî ḫaddüñle semen-sîmâñı ey meh-rû
Başından çıḳdı sevdâsı gül-i serv ile nesrînüñ

Günümüz Türkçesiyle

1. Misk kokulu saçının kementi boynuma halka halka dolandığından beri, zavallı canımın bütün işi gücü kara bahtlı olmak oldu. ("Miskîn" hem zavallı hem misk kokulu diye anlaşılır; "müşgîn" de hem misk kokulu hem simsiyah demektir.)

2. Gözümün yaşını kana çevirdin, beni akılsız ve cansız bıraktın; ama ey dost, ben hastaya karşı kinini hiçbir zaman kesmedin. (M nüshasında "kesmedüñ" yerine "gitmedi" vardır: "kinin hiç geçmedi.")

3. Ey rakip, beni sevgilinin ayağının toprağından uzak tutma. Eğer tutarsan bil ki ne dinin vardır ne de yolun yordamın. (Âyîn, töre ve usul demektir; F nüshasında bu kelimenin yerinde "îmânuñ", yani "imanın" vardır.)

4. Gönül, ölünceye kadar sevgilinin sevgisinden el çekmeyeceğine göre, ey şeyh, senin telkinin bana hiçbir zaman şifa vermez. ("Mihr" sevgi demektir ve şairin mahlası Mihrî'yi çağrıştırır. Telkin hem öğüt vermek hem de ölü gömüldükten sonra mezar başında okunan dua anlamına gelir.)

5. Ey ay yüzlü, Mihrî senin yanağını ve yasemin gibi beyaz yüzünü göreli beri gülün, servinin ve nesrinin (yaban gülünün) sevdası başından çıktı. (F ve S nüshalarında "gül-i serv" yerine "gül ü serv" okunur; bu okuyuşla gül, servi ve nesrin üç ayrı çiçek ve ağaç olarak sayılmış olur.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın seksen dokuzuncu gazeli beş beyittir ve aruzun hezec bahrinden "Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün" kalıbıyla yazılmıştır. Gazel, aşk ve güzellik konularını işleyen, ilk beytinin iki mısraı kafiyeli olan ve son beytinde şairin mahlasını taşıyan nazım şeklidir. Kafiye "-în" sesiyle kurulur (müşgîn, miskîn, kîn, âyîn, telḳîn, nesrîn); bunlara eklenen ikinci tekil şahıs iyelik eki "-üñ/-uñ" redif görevini görür. Uzun "î" sesinin her mısra sonunda tekrarlanması, hezec bahrinin dört eşit parçalı akışıyla birleşince gazelin kulakta bırakılan ezgisini belirler. Şiir dört nüshada da bulunur (F 53b, M 75a, S 56a, Ü 49a). Kime ya da hangi vesileyle yazıldığına dair bir kayıt yoktur.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla beyti, divan şiirinin saç ile ilgili iki büyük imgesini birleştirir: saç kementtir ve saç siyahtır. Kement, ucuna halka yapılmış uzun ip, yani avcının ya da savaşçının yakalama aracıdır; sevgilinin saçı da âşığın boynuna böyle dolanmıştır. Saçın misk kokulu ve kara oluşu, âşığın talihine geçer, can "siyeh-baht", yani kara bahtlı olur. Gülşen Kaya, tezinde bu beyti iki ayrı yerde anar. Bir yerde divanda canın "cân-ı miskîn" olarak, saçın misk ile ilişkisi üzerinden düşünüldüğünü gösterir; bir başka yerde de beyti, divanda en sık anılan eşyalardan ip, kement, urgan ve halka için örnek olarak verir. "Miskîn" kelimesinin bir yanda zavallı, öbür yanda misk kokulu diye anlaşılabilmesi, "müşgîn" ile kurulan ses ve anlam ilişkisinin üstüne bir tevriye (bir sözü iki anlamı birden düşündürecek biçimde kullanma) ekler. Böylece kara saç, kara baht ve misk kokusu tek bir beyitte birbirine bağlanır.

İkinci beyit, sevgilinin acımasızlığını yalın bir sitemle anlatır. Âşığın gözyaşı kana dönmüş, aklı ve canı gitmiştir; buna rağmen sevgilinin kini dinmemiştir. "Ben hasteden" sözü, divan şiirinde âşığın sürekli hasta, sevgilinin de hem hastalığın sebebi hem tek ilacı olarak düşünülmesine dayanır.

Üçüncü beyitte hitap rakibe döner. Rakip, âşığı sevgilinin "ayağının toprağından", yani sevgilinin yürüdüğü yoldan ve eşiğinden uzak tutmaya çalışmaktadır. Kaya, divanda sevgilinin ayak toprağının âşık için en büyük değer olduğunu anlatırken, âşığı bundan mahrum eden rakibin "ne dini ne ayini" olduğunu söyleyen bu beyti özetler. Din ve âyîn sözcükleri, aşkın kendi kurallarını bir inanç ve tarikat düzeni gibi gösterir; bu kurala uymayan rakip de dinsiz sayılır.

Dördüncü beyit, divan şiirinin bilinen tiplerinden şeyhe yönelir. Şeyh, âşığa sevgiliden vazgeçmesini öğütleyen kişidir. Kaya, divandaki şeyh ve zahit tiplerini incelerken bu beyti örnek gösterir ve gönlün ölünceye kadar sevgisini içinde taşıdığını, bu yüzden şeyhin telkiniyle şifa bulmadığını belirtir. Beytin inceliği, "ölince" ile "telkin" sözcüklerinin yan yana gelmesindedir. Telkin, öğüt vermenin yanı sıra ölü gömüldükten sonra mezar başında okunan duanın da adıdır. Âşık, ölse bile telkinin ona işlemeyeceğini söyler gibidir. "Mihr" kelimesi ise hem sevgi hem güneş anlamına gelir ve Mihrî mahlasını çağrıştırır; beyitte mahlas geçmediği hâlde şairin adı bu kelimenin içinden duyulur.

Makta beyti, bahçe imgeleriyle kapanır. Sevgilinin yanağı gülü, beyaz yüzü yasemini, boyu da serviyi geride bırakmıştır; bu yüzden Mihrî'nin başından gül, servi ve nesrin sevdası çıkmıştır. Divan şiirinde güzelliğin parçaları çiçeklerle karşılaştırılır ve çoğu zaman çiçekler yenik düşer; burada da gerçek güzeli gören göz, bahçedeki benzerlerine artık bakmaz. Tenasüp, bu son beyitte gül, serv, nesrîn ve semen (yasemin) sözcükleriyle bir bahçe tablosu kurar.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 98, Gazel 89 (F 53b, M 75a, S 56a, Ü 49a). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 56, 187, 221, 287. openaccess.firat.edu.tr

Kitaplar

  • Didem Havlioğlu (hzl.), Ğazeliyyāt-ı Mihrī, OTAP elektronik edisyonu, 2007 (türkoloji-iran sitesinde yayımlanan çeviriyazı, gazel 92).

Çevrimiçi kaynaklar