Özgün Metin
Vezin: Mefâ‘ilün Fe‘ilâtün Mefâ‘ilün Fe‘ilün
N'ola begüm keremüñden bizümle yâr olsañ
Güzeller içre ne var sen bir iḫtiyâr olsañ
Vefâ ḳılam dimiş idüñ cefâlaruñ çekene
Naẓîrüñ olmaz idi ‘ahde ber-ḳarâr olsañ
Ġamuñla sen daḫi bilseñ neler çeker ‘âşıḳ
Bu cevri itmez idüñ ṭâlib-i dîdâr olsañ
Bahâr faṣlı vü gül devri ġonca ‘âlemidür
Demidür imdi i dil sen daḫi hezâr olsañ
Cihânda ‘izz ü sa‘âdet yeterdi Mihrî saña
Ayaġı ṭopraġına dilberüñ ġubâr olsañ
Günümüz Türkçesiyle
1. Beyim, cömertliğinden bizimle dost olsan ne olur. Güzeller arasında bir seçim yapsan, ne çıkar? (Beyit iki türlü okunabilir: "iḫtiyâr" seçme demektir; mısra "güzeller arasından birini, yani bizi seçsen" diye anlaşılabileceği gibi "güzeller arasında seçilmiş biri olsan" diye de anlaşılabilir.)
2. Cefalarını çekene vefa göstereceğim demiştin. Sözünde dursaydın, eşin benzerin olmazdı.
3. Âşığın senin derdinle neler çektiğini sen de bilseydin, yani sen de bir yüz görmeye hasret kalsaydın, bu eziyeti yapmazdın. (Dîdâr, sevgilinin yüzünü görmek demektir; ṭâlib-i dîdâr, sevdiğinin yüzünü görmeyi isteyen kişidir.)
4. Bahar mevsimi, gül devri, goncanın açılma zamanıdır. Ey gönül, şimdi tam sırasıdır, sen de bir bülbül olsan. (Hezâr hem bülbül hem "bin" demektir; bülbüle "hezâr-destân", yani bin destanlı da denir.)
5. Ey Mihrî, dilberin ayağının toprağına toz olsan, dünyada şeref ve mutluluk olarak bu sana yeterdi.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın doksan üçüncü gazeli beş beyittir ve aruzun müctes bahrinden "Mefâ‘ilün Fe‘ilâtün Mefâ‘ilün Fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Gazel, aşk ve güzellik konularını işleyen, ilk beytinin iki mısraı kafiyeli olan ve son beytinde şairin mahlasını taşıyan nazım şeklidir. Kafiye "-âr" sesiyle kurulur (yâr, iḫtiyâr, ber-ḳarâr, dîdâr, hezâr, ġubâr); redif ise "olsan" anlamındaki "olsañ" kelimesidir. Bu redif bütün gazele bir dilek ve varsayım havası verir; her beyit "keşke böyle olsan" ya da "böyle olsaydın" diye kurulur. Sıtkı Nazik'in redif karşılaştırmasında "olsañ" redifi Mihrî'nin divanında yalnız bu gazelde görülür. Gazel yalnız Ü nüshasında bulunur (49b). Kime ya da hangi vesileyle yazıldığına dair bir kayıt yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin ilk üç beyti doğrudan sevgiliye söylenmiş sitemli bir konuşmadır. İlk beyitte sevgiliye "begüm", yani beyim diye seslenilir. Divan şiirinde sevgilinin bir bey ya da padişah, âşığın onun kulu olarak düşünülmesi bilinen bir tasavvurdur; Mihrî de başka gazellerinde sevgiliye bu hitapla seslenir. Âşık, sevgiliden cömertlik göstermesini, "keremüñden", yani lütfundan kendisiyle dost olmasını ister. İkinci beyitte sitem bir verilmiş sözün hatırlatılmasına dayanır. Sevgili, cefasına katlanana vefa göstereceğini söylemiştir; sözünde dursaydı eşi benzeri olmayacaktı. Cefa ve vefa kelimelerinin sesçe yakınlığı, beytin iki kutbunu belirler.
Üçüncü beyitte âşık, sevgiliden kendi yerine geçmesini ister. Sevgili de bir yüz görmeye hasret kalsaydı, âşığın neler çektiğini anlar ve bu cevri yapmazdı. Divan şiirinde sevgili çoğunlukla âşığın hâlinden habersiz ve ilgisizdir; bu beyit o ilgisizliğin sebebini sevgilinin hiç âşık olmamasına bağlar.
Dördüncü beyitte konuşma sevgiliden âşığın kendi gönlüne döner ve bir bahar tablosu çizilir. Bahar mevsimidir, gül devridir, goncalar açılmaktadır; gönlün de bu mevsimde bülbül olması, yani güle karşı ötmesi, inlemesi beklenir. "Hezâr" kelimesi burada tevriyelidir (bir sözü iki anlamı birden düşündürecek biçimde kullanma): hem bülbülü hem "bin" sayısını anlatır. Bahar, gül, gonca ve hezâr kelimeleri de aralarında bir tenasüp (anlamca birbirine yakın sözcükleri bir arada kullanma) kurar.
Makta beytinde Mihrî kendine seslenir ve dünyada ulaşılabilecek en büyük şerefin sevgilinin ayağının toprağına toz olmak olduğunu söyler. Gülşen Kaya, divanda sevgilinin ayak toprağının âşık için taşıdığı değeri anlatırken âşığın en büyük saadet ve makamının sevgilinin ayağının toprağına toz olmak olduğunu belirtir ve örnek olarak bu beyti verir; aynı beyti toprak unsurunun anlatıldığı bölümde de anar. Orada toprağın ayaklar altında bulunduğu ve değersiz sayıldığı hâlde âşık için bir devlet nişanı, bir saadet ve izzet kaynağı olduğunu söyler. "İzz ü sa‘âdet" ile "ġubâr" arasındaki karşıtlık, yani en yüksek şeref ile en alçak toz arasındaki zıtlık, beytin anlamını taşıyan tezattır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 100, Gazel 93 (yalnız Ü 49b). ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 187, 272. openaccess.firat.edu.tr
- Sıtkı Nazik, "Benzer Redifli Şiirleri Bağlamında Mihrî Hatun ve Tâcî-zâde Cafer Çelebi'nin Karşılaştırılması", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya 2017, s. 133-148 (redif tabloları, s. 136-137).
Kitaplar
- Didem Havlioğlu (hzl.), Ğazeliyyāt-ı Mihrī, OTAP elektronik edisyonu, 2007 (türkoloji-iran sitesinde yayımlanan çeviriyazı, gazel 96).
Çevrimiçi kaynaklar






