Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Fâ‘ilâtün Mef‘ûlü Fâ‘ilâtün

Taḥṣîl odur ki ‘âşıḳ ma‘şûḳa ola vâṣıl
Ḥâṣıl budur cihânda taḥṣîlden ne ḥâṣıl
Cûy-ı kenâra her dem seyr eyle ol revâne
Eyyâmı nev-bahâruñ tiz geçer olma ġâfil
Devlet anuñ ki bu dem rûy-ı nigâra ḳarşu
Nûş ide sâġar-ı mül meh-tâb ola meşa‘il
Efsâne ile zâhid künc-i riyâda ḳalma
Ġam-nâk cân u dilden mül def‘ ider belâ bil
Efġânlar itdügince şâm u seḥerde her dem
Ṣaḥn-ı çemende gûş it billah ne dir belâbil
Dûlâb-veş nigâruñ gördükçe gülsitânda
Ḳıl eşk-i çeşmüñ ile ḫâk-i rehini pür-gil
İn‘âma geldük ey dost bir bûse vir lebüñden
Maḥrûm ḳılma luṭf it şey‘-lillah itse sâ’il
Boynına Mihrî'nüñ gel ṣal zülf-i ‘anberînüñ
Dîvâneye bilürsin lâzım durur selâsil

Günümüz Türkçesiyle

1. Asıl öğrenim, âşığın sevgiliye kavuşmasıdır. Dünyada elde edilecek olan budur; okuyup öğrenmekten başka ne çıkar ki. (Taḥṣîl öğrenim, ḥâṣıl elde edilen sonuç, vâṣıl kavuşan demektir; üç kelime de aynı kökten gelen seslerle birbirine bağlanır.)

2. Akarsu kenarında her an o akıp gideni seyret; ilkbaharın günleri çabuk geçer, gafil olma. (Beyit iki türlü okunabilir: "revân" hem akan su hem salınarak yürüyen sevgili anlamına gelir; servi boylu sevgiliye "serv-i revân", yani yürüyen servi denir.)

3. Ne mutlu o kişiye ki şu anda sevgilinin yüzüne karşı şarap kadehini içsin, ay ışığı da ona meşale olsun. (M nüshasında "ki bu dem" yerine "bu demde" okunur.)

4. Ey zahit, masallarla, boş öğütlerle riya köşesinde oturup kalma. Bil ki şarap, gam dolu candan ve gönülden belayı uzaklaştırır.

5. Bülbüller akşam ve sabah durmadan inledikçe, Allah için, çimenliğin ortasında onların ne dediğine kulak ver. (Belâbil, bülbülün çoğuludur. M nüshasında "ne dir" yerine "nedür", yani "nedir" okunur.)

6. Sevgiliyi gül bahçesinde gördükçe, su dolabı gibi gözyaşınla onun yolunun toprağını çamurla doldur. (Dolap, su çeken ve dönerken inleyen su çarkıdır; dönüp dolaşarak durmadan su döken âşığa benzetilir.)

7. Ey dost, bir ihsan dilemeye geldik; dudağından bir öpücük ver. Dilenci "Allah rızası için" derse onu eli boş çevirme, lütfet.

8. Gel, amber kokulu saçını Mihrî'nin boynuna sal; bilirsin ki deliye zincir gerekir. (Selâsil zincirler demektir; eskiden akıl hastaları zincire vurulurdu. Divan şiirinde sevgilinin uzun, örgülü saçı bu zincire benzetilir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın doksan beşinci gazeli sekiz beyittir ve aruzun muzâri bahrinden "Mef‘ûlü Fâ‘ilâtün Mef‘ûlü Fâ‘ilâtün" kalıbıyla yazılmıştır. Bu kalıp iki eşit yarıya bölünür ve her mısraın ortasında belirgin bir durak bırakır; gazelin akıcı, şarkıya yakın söyleyişi büyük ölçüde bu kalıptan gelir. Gazel, aşk ve güzellik konularını işleyen, ilk beytinin iki mısraı kafiyeli olan ve son beytinde şairin mahlasını taşıyan nazım şeklidir. Bu gazelde redif yoktur; kafiye "-il" sesiyle kurulur (vâṣıl, ḥâṣıl, ġâfil, meşa‘il, bil, belâbil, pür-gil, sâ’il, selâsil). Divanın lâm harfiyle biten gazelleri arasındadır ve dört nüshada da bulunur (F 55b, M 77a, S 57b, Ü 50a). Kime ya da hangi vesileyle yazıldığına dair bir kayıt yoktur.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla beyti, gazelin bütününe yön veren bir düşünce cümlesidir: asıl öğrenim sevgiliye kavuşmaktır, öteki tahsilden bir şey hâsıl olmaz. "Taḥṣîl", "ḥâṣıl" ve "vâṣıl" kelimelerinin ses ve kök yakınlığı beyte bir iştikak (aynı kökten gelen kelimeleri bir arada kullanma) zenginliği verir. Gülşen Kaya, divanda mektep, ilim ve tahsil sözlerinin anıldığı yerleri incelerken âşığın tahsilinin sevgili yolunda gözyaşı döküp ah etmek olduğunu, asıl tahsilin ise sevgiliyle vuslat olduğunu söyler ve bu beyti örnek verir. Medrese bilgisini aşk karşısında küçümseyen bu tavır, divan şiirinde zahide ve vaize yöneltilen eleştirilerin bir parçasıdır.

İkinci ve üçüncü beyitler bir bahar meclisi tablosu çizer. Akarsu kenarı, ilkbahar, sevgilinin yüzü, şarap kadehi ve meşale yerine yanan ay ışığı bu meclisin unsurlarıdır. Kaya, divanda meclislerin genellikle bahar mevsiminde, gece ve mehtap ışığında kurulduğunu anlatırken üçüncü beyti örnek gösterir. İkinci beyitteki "revân" kelimesi, akan su ile salınarak yürüyen sevgiliyi aynı anda düşündüren bir tevriyedir (bir sözü iki anlamı birden düşündürecek biçimde kullanma). "Eyyâm-ı nev-bahâr", yani baharın günleri çabuk geçtiği için gafil olmamak gerekir; bu, divan şiirinde sık görülen fırsatı değerlendirme çağrısıdır.

Dördüncü ve beşinci beyitler gazelin söz oyunu bakımından en dikkat çekici yeridir. Dördüncü beyit "belâ bil", yani "belayı (uzaklaştırır), bil" sözleriyle, beşinci beyit ise bülbüller anlamındaki "belâbil" kelimesiyle biter. Yazılışı ve söylenişi aynı, anlamı farklı bu iki kafiye arasında bir cinas (sesçe benzer kelimeleri ayrı anlamlarda kullanma) vardır; biri iki kelimeden, öteki tek kelimeden oluştuğu için buna eski belâgatte mürekkep cinas denir. Dördüncü beyitte zahide, riya köşesinde masallarla oyalanmak yerine gamı gideren şaraba yönelmesi söylenir. Beşinci beyitte bülbüllerin akşam sabah inlemesine kulak verilmesi istenir. Kaya, divanda akşamın yalnız sabahla birlikte anıldığını gösterirken bu beşinci beyti örnek verir.

Altıncı beyitte âşığın gözyaşı, dönerek su döken dolaba benzetilir. Dolap, eski bahçelerde suyu yukarı çeken ve dönerken gıcırdayıp inleyen bir çarktır; divan şiirinde ağlayan ve inleyen âşığın benzeridir. Âşık, gül bahçesinde sevgiliyi gördükçe onun yolunun toprağını gözyaşıyla çamura çevirmelidir.

Yedinci beyit, âşığı bir dilenci, sevgiliyi de cömert bir bağış sahibi olarak düşünür. "İn‘âm" bağış, "şey‘en lillah" ise dilencilerin "Allah rızası için" diye kullandığı sözdür. Kaya, divanda dilenci tipinin âşığı ifade etmek için kullanıldığını, sevgilinin güzelliğinden dilenmesi yönüyle ele alındığını belirtir ve âşığa en büyük ihsanın sevgilinin bûsesi olduğunu söylerken bu beyti iki ayrı bölümde örnek gösterir.

Makta beyti, saç ile zincir arasındaki benzerlik üzerine kuruludur. Mihrî, sevgiliden amber kokulu saçını kendi boynuna salmasını ister, çünkü deliye zincir gerekir. Kaya, saç ile zincir arasında uzunluk ve örgülü oluş bakımından benzerlik kurulduğunu, saçın örgülerinin çokluğunun onun "selâsil", yani zincirler olarak anılmasına yol açtığını söyler ve bu beyti örnek verir. Divane âşık ile zincir, eski dönemde akıl hastalarının zincire vurulması geleneğine dayanan bilinen bir mazmundur; burada zincir, âşığın kendi isteğiyle boynuna geçirmek istediği bir sevgi bağına dönüşür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 101-102, Gazel 95 (F 55b, M 77a, S 57b, Ü 50a). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 105-106, 113, 139, 199, 268. openaccess.firat.edu.tr
  • Sabiha Gemici, Mihrî Hatun Divanı: Karşılaştırmalı Metin, Cümle Yapısı ve Cümle Türleri, doktora tezi, Uludağ Üniversitesi, Balıkesir 1990 (gazelin karşılaştırmalı metni, Gemici'nin numarasıyla 98).

Çevrimiçi kaynaklar