Özgün Metin
Vezin: Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün
Yine dil murġına dâne döker ne ḥâldür zülfüñ
Meger cân boynına ḥalḳa ṣalar muḥtâldür zülfüñ
Ḳamer serv üzre çıḳmışdur görinür ṭurrañ altında
Cemâlüñ gülsitânından egilmiş dâldur zülfüñ
Egerçi çeşm-i ḫûn-rîzüñ içer nâ-ḥaḳ yere ḳanı
Velî ḳatline ‘uşşâḳuñ iñen fi'l-ḥâldür zülfüñ
Dizer bir ḳılda ‘uşşâḳı meger ḥüsnüñ ḳıyâmetdür
Ki ‘aḳl u dîn ü dil alur begüm deccâldür zülfüñ
Hevâ-yı zülfüñüñ Mihrî daḫi geçmez hevâsından
K'anı yel gibi yeldürdi nice meh sâldür zülfüñ
Günümüz Türkçesiyle
1. Saçın yine gönül kuşuna tane döküyor; bu ne hâldir? Galiba can boynuna ilmek atıyor; saçın bir hilekârdır. ("Ḥâl" hem durum hem yüzdeki ben anlamına gelir; ben, saçın gönül kuşunu avlamak için döktüğü yem tanesi gibi düşünülür.)
2. Kâkülünün altında görünen yüzün, servinin üstüne doğmuş aydır; saçın da güzelliğinin gül bahçesinden sarkan eğik bir daldır. (Yüz aya, boy serviye benzetilir. "Dâl" hem ağaç dalını hem Arap alfabesindeki eğri biçimli dâl harfini anlatır. M ve S nüshalarında "gülsitânından" yerine "gülsitânında" okunur.)
3. Gerçi kan dökücü gözün haksız yere kan içer; ama âşıkları öldürmeye hemen inen senin saçındır. ("İñen" hem aşağı sarkan saçı hem harekete geçip işe girişeni düşündürür.)
4. Saçın âşıkları bir kıla diziyor; galiba güzelliğin kıyamettir. Çünkü beyim, aklı, dini ve gönlü alan saçın deccaldir. (Deccal, inanışa göre kıyamet yaklaşınca çıkıp insanları yoldan çıkaracak olan yalancıdır. F nüshasında ikinci mısrada "dîn ü dil" yerine yalnız "dîn" vardır.)
5. Mihrî de senin saçının sevdasından vazgeçmiyor; çünkü saçın onu nice aydır, yıldır yel gibi koşturup duruyor. ("Hevâ" hem sevda ve heves hem hava demektir; yel ve hava sözcükleri birbirini çağırır. "Meh" ay, "sâl" yıl anlamındadır; F ve S nüshalarında "nice meh sâldür" yerine "nice sâldür" okunur.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın doksan dördüncü gazeli beş beyittir ve aruzun hezec bahrinden "Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün" kalıbıyla yazılmıştır. Gazel, aşk ve güzellik konularını işleyen, ilk beytinin iki mısraı kafiyeli olan ve son beytinde şairin mahlasını taşıyan nazım şeklidir. Kafiye "-âl" sesiyle kurulur (ḥâl, muḥtâl, dâl, fi'l-ḥâl, deccâl, sâl); redif ise "-dür zülfüñ", yani "saçındır" sözüdür. Bütün beyitler sevgilinin saçı üzerine kuruludur ve her beyit saça yeni bir sıfat yükler: saç hilekâr, eğik dal, kan dökücü, deccal ve insanı yıllarca koşturan bir rüzgârdır. Şiir dört nüshada da bulunur (F 52b, M 74a, S 55a, Ü 50b).
Necâtî'ye Nazire
Nazire, bir şairin beğendiği bir şiire aynı vezin, kafiye ve redifle karşılık yazmasıdır. Metin Hakverdioğlu, Mihrî'nin Necâtî'ye yazdığı yirmi nazireyi tespit ettiği çalışmasında bu gazeli Necâtî'nin "zülfüñ" redifli gazeliyle yan yana koyar. Necâtî'nin gazeli de hezec bahrinin aynı kalıbıyla yazılmıştır ve "Cemâlüñ mushafı hakkı mübârek fâldur zülfüñ / Ki tâvûsî mürekkeble yazılmış dâldür zülfüñ" matlaıyla başlar. İki şiirin karşılaştırılması, Mihrî'nin ustasından aldığı kafiye sözcüklerini nasıl kullandığını gösterir. Necâtî'de "dâl", sevgilinin güzelliği bir mushafa benzetildiği için, o sayfaya tavus renkli mürekkeple yazılmış bir harftir; Mihrî'de ise aynı kelime, güzellik bahçesinden sarkan bir ağaç dalıdır. Necâtî saçı "kâfir" diye anar ve maktaında bu kâfir saçın her Müslümanla ilgilendiği hâlde iş kendisine gelince hep ihmal ettiğinden yakınır; Mihrî ise dördüncü beyitte saçı doğrudan deccal ilan ederek aynı din imgesini kıyamet sahnesine taşır.
Aynı redifin bir başka Amasyalı şairde de görülmesi dikkat çekicidir. Sıtkı Nazik, Mihrî Hatun ile Tâcîzâde Câfer Çelebi'nin divanlarındaki ortak redifleri karşılaştırdığı çalışmada "zülfüñ" redifini iki şairin benzer redifli şiirleri arasında gösterir; Câfer Çelebi'nin divanında bu redif bir gazelde (G.99) geçer. Nazik, bu benzerliklerden yola çıkarak iki şairin birbirinden etkilenip etkilenmediğini sorgular, ama bu gazel için ayrıca bir yorum vermez.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla beyti, divan şiirinin av ve tuzak imgelerini bir kelime oyunu üzerine kurar. Gönül bir kuştur, saç ise ona tane döken avcıdır; tane, yüzdeki bendir. "Ne ḥâldür" sözü hem "bu ne hâl" diye bir şaşkınlık, hem de "ne bendir" diye bir hayranlık anlatır. Gülşen Kaya, divanda saçın gönül kuşunu kimi zaman ağla, kimi zaman tane olarak düşünülen "hâl" ile avladığını belirtir ve saçın yalnız bu beyitte "muḥtâl", yani hileci olarak anıldığını söyler. İlk mısradaki tane ile ikinci mısradaki ilmek ve halka, bir av sahnesinin parçalarıdır.
İkinci beyitte sevgilinin bütün görünüşü tek bir tabloya sığdırılır. Boy servi, yüz o servinin üstüne doğmuş ay, kâkül de ayın üstüne düşen gölgedir; saç ise güzellik bahçesinden eğilmiş bir dal gibi sarkar. Kaya, "dâl" kelimesinin divanda hem harf hem ağaç dalı olarak eğikliğiyle saça benzetildiğini söyler ve bu beyti, alın üzerine düşen kâkül ve turra bahsinde örnek olarak verir. Dâl harfinin eğri yazılışı ile sarkan dalın biçimi aynı kelimede birleşir.
Üçüncü ve dördüncü beyitlerde saçın öldürücülüğü öne çıkar. Göz kan dökücüdür, ama âşıkları öldürmeye "hemen inen" saçtır. Dördüncü beyitte saç âşıkları bir kıla dizer; bu sahne, kıyamet gününde insanların toplanmasını hatırlatır. Kaya, divanda güzelliğin derecesini anlatmak için bir beyitte "kıyamet" ifadesinin kullanıldığını belirtirken bu beyte gönderme yapar. Kıyamet ile deccal arasında açık bir tenasüp (anlamca birbirine yakın sözcükleri bir arada kullanma) vardır: deccalin çıkışı kıyametin alametlerinden sayılır. Aklı, dini ve gönlü alan saç, insanları yoldan çıkaran deccale benzetilir. Kaya, divanda nefsin de deccale benzetildiği bir başka beyti ayrıca anar.
Makta beytinde Mihrî'nin saçın sevdasından vazgeçmediği, yel gibi koşturulduğu söylenir. "Hevâ-yı zülf" ve "hevâsından" sözleri aynı kelimeyi iki kez kullanarak bir tekrir kurar; hevâ hem hava hem istektir, yel de bu havanın içinden çıkar. Kaya, saçın uzunluğu yüzünden ömür, kıssa ve yıl ile birlikte anıldığını gösterdiği bölümde bu beyti örnek verir; zamanın da sevgilinin saçı gibi uzun olduğunu söyler. "Meh" ve "sâl", yani ay ve yıl kelimeleri, saçın uzunluğu ile âşığın yıllardır süren koşusunu birbirine bağlar.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 100-101, Gazel 94 (F 52b, M 74a, S 55a, Ü 50b). ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Metin Hakverdioğlu, "Mihrî Hâtun'un Necâtî Bey'in Şiirlerine Nazîreleri", Turkish Studies 4/2 (Kış 2009), s. 522-551 (karşılaştırma: Mihrî XCVII, yazarın kendi edisyonundaki numarayla, s. 535-536), doi:10.7827/TurkishStudies.638.
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 36, 126, 140, 144, 150, 263. openaccess.firat.edu.tr
- Sıtkı Nazik, "Benzer Redifli Şiirleri Bağlamında Mihrî Hatun ve Tâcî-zâde Cafer Çelebi'nin Karşılaştırılması", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya 2017, s. 133-148 (redif tabloları, s. 137, 140).
Çevrimiçi kaynaklar






