Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Gitmege ‘azm eylemişsin âh şâhum gitme gel
Ḳorḳaram kim saña te’s̱îr ide âhum gitme gel
Ḳılma maḥrûm ḫân-ı vaṣluñdan dil-i sâ’illeri
Āsitânuñdur bugün püşt ü penâhum gitme gel
Gerçi kim ‘aşḳuñ yolında cürmi çoḳdur ‘âşıḳuñ
Ben seni sevmekden özge yoḳ günâhum gitme gel
Çenberin çarḫuñ yaḳar nâr-ı şerârum dostum
‘Ālemi ẓulmetde ḳor dûd-ı siyâhum gitme gel
Ṭâḳ-ı ebrûñsuz sücûd itmez bilürsin ehl-i ‘aşḳ
Ehl-i islâma yazuḳdur ḳıble-gâhum gitme gel
Gün cemâlüñle münevver olmış iken cân u dil
Ẓulmet-i ġamda ḳoma Mihrî'yi mâhum gitme gel
Günümüz Türkçesiyle
1. Ah padişahım, gitmeye niyet etmişsin; gitme, gel. Korkarım ki ahım (yanık iç çekişim, bedduam) sana dokunur; gitme, gel.
2. Senden dilenen gönülleri vuslat sofrandan mahrum bırakma. Bugün dayanağım ve sığınağım senin eşiğindir; gitme, gel.
3. Gerçi aşk yolunda âşığın suçu çoktur; ama benim seni sevmekten başka günahım yok. Gitme, gel.
4. Dostum, ateşimin kıvılcımı feleğin çemberini yakar; kara dumanım dünyayı karanlıkta bırakır. Gitme, gel. (Âşığın ahı ateşli bir duman gibi göğe yükselir; sevgili giderse bu ah gökleri tutuşturacak, dünyayı karartacaktır.)
5. Bilirsin, aşk ehli senin kaş kemerin olmadan secde etmez; ey kıblem, Müslümanlara yazık olur, gitme, gel. (Kaş, kavisli biçimi yüzünden mihraba benzetilir; mihrapsız kalan âşıklar secde edecek yer bulamaz.)
6. Can ve gönül senin güneş yüzünle aydınlanmışken, ey ayım, Mihrî'yi gam karanlığında bırakma; gitme, gel.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Divanın doksan yedinci gazeli harfü'l-lâm bölümündedir ve altı beyittir. Aruzun remel bahrinden "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-um gitme gel" sözüdür; kafiye "-âh" sesiyle kurulur (şâh, âh, penâh, günâh, siyâh, ḳıble-gâh, mâh). Gazel dört nüshada da bulunur (F 55b, M 77a, S 58a, Ü 50b). M nüshasında üçüncü ve dördüncü beyitlerin yeri değişiktir; aynı nüsha beşinci beyitte "ehl-i islâm" yerine "ehl-i îmân" okur. F nüshası son beyitte "Gün cemâlüñle" yerine "Gül cemâlüñle" der.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel baştan sona bir yalvarıştır. Redif her beyitte aynı iki emirle biter: gitme, gel. Bu ikili, gitmek üzere olan birinin arkasından seslenen bir kişinin sözünü andırır ve şiire konuşma diline yakın, içten bir ton verir. Sıtkı Nazik, Mihrî divanının rediflerini incelediği bildirisinde bu gazelde bir yalvarmanın bulunduğunu belirtir: şah olan sevgili gitmeye azmetmiştir, şair ondan mahrum kalmaya razı değildir; ayrılık olursa ahının ateşinin feleğin çemberini yakacağını, dumanının dünyayı karartacağını söyler ve gün yüzüyle aydınlanmış âşığı gam karanlığında bırakmamasını ay yüzlüden ister.
Beyitlerdeki imgeler bu yalvarışı ışık ve karanlık karşıtlığı üzerine kurar. Dördüncü beyitte âşığın ahı göğe yükselen kara bir dumandır; Gülşen Kaya, divanda ahın feleğin çemberini yaktığı ve dünyayı karanlıkta bıraktığı yerleri incelerken bu beyti örnek verir. Son beyitte sevgili hem güneştir hem aydır: yüzü canı ve gönlü aydınlatan bir güneştir, ona "mâhum" (ayım) diye seslenilir. Kaya, divanda gamın karanlıkla anılmasını ve bu karanlığı ancak ay yüzlü sevgilinin dağıtabileceği düşüncesini bu beyitle açıklar. Güneş, ay, ışık ve karanlık kavramlarının bir arada kullanılması tenasüp, aydınlık ile karanlığın karşı karşıya getirilmesi tezat sanatıdır.
Üçüncü beyit gazelin en sade ve en akılda kalan beytidir: aşk yolunda âşığın suçu çoktur, ama şairin seni sevmekten başka günahı yoktur. Kaya bu beyti, divanda günah kavramının işlendiği yerler arasında anar. Beşinci beyitte ise dinî bir benzetme vardır. Sevgilinin kaşı, kavisli biçimi yüzünden mihraba, yani namazda yönelinen kemerli yere, sevgilinin kendisi de kıbleye benzetilir. Âşıklar onun kaşı olmadan secde etmezler; sevgili giderse "ehl-i islâm" kıblesiz kalacaktır. Divan şiirinde sık görülen bu mübalağa, ayrılığın âşık için bir dünya yıkımı olduğunu söylemenin yoludur. İkinci beyitte geçen "ḫân", sofra anlamındadır; "dil-i sâ’il" (dilenen gönül) ile birlikte sevgilinin kapısı bir cömertler sofrasına, âşıklar da o kapıda bekleyen yoksullara dönüşür.
Gazelde sevgiliye "şâhum", "dostum", "ḳıble-gâhum" ve "mâhum" diye seslenilir. Sevgiliye padişah denmesi divan şiirinde yaygın bir gelenektir ve tek başına belirli bir kişiyi göstermez. Gazelin gerçek bir ayrılık üzerine, örneğin bir yolculuk vesilesiyle yazıldığına dair bir kayıt bulunmamaktadır.
Tarihî Bağlam
Bu gazel, Mihrî'nin çağdaşı ve tezkirelere göre örnek aldığı şair Necâtî Bey'in bir gazeline naziredir. Nazire, beğenilen bir şiire aynı vezin, kafiye ve redifle yazılan karşılıktır. Metin Hakverdioğlu, Mihrî'nin Necâtî'ye yazdığı nazireleri iki divanı tarayarak karşılaştırdığı çalışmasında bu gazeli, Necâtî divanının CCCXXXI numaralı gazeliyle yan yana verir. Necâtî'nin gazeli aynı vezinde ve aynı "gitme gel" redifiyle yazılmıştır, "Âsmânîler geyüp gün gibi mâhum gitme gel" mısraıyla başlar. İki şiirin kafiye kelimelerinin önemli bir kısmı ortaktır: âh, günâh, siyâh, mâh ve penâh her ikisinde de geçer. Necâtî'nin bir beytinin ikinci mısraındaki "püşt ü penâhum gitme gel" sözü, Mihrî'nin ikinci beytinde aynen yer alır. Necâtî'nin "Ben elümle itmişem bildüm günâhum" (kendi elimle ettim, günahımı bildim) diye suçunu üstlenen âşığına karşılık Mihrî'nin âşığı "seni sevmekden özge yoḳ günâhum" der; iki şiir aynı kalıp içinde farklı bir âşık tavrı ortaya koyar.
Hakverdioğlu, çalışmasının girişinde Mihrî'nin Necâtî'yi taklitle yola çıktığını, bazen gerçekten ustasını yakalamış hissi veren şiirler yazdığını söyler; onu Necâtî ile kıyaslayabileceğimiz tek yönün kadınca bir seziye sahip olması ve buna hafif bir lirizm tadı katabilmesi olduğunu belirtir. Tezkireler de iki şair arasındaki ilişkiyi anlatır: Latîfî'ye göre Necâtî, şiirlerine nazire yazan Mihrî için "Ey benüm şi‘rüme naẓîre diyen" kıt‘asını yazmıştır. Bu rivayet son yıllarda sorgulanmıştır; Enes İlhan, bir Necâtî divanı nüshasında kıt‘anın Revânî'ye yazıldığı kaydını bulmuştur. Bu gazelin hangi tarihte yazıldığı bilinmemektedir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 102-103, Gazel 97 (F 55b, M 77a, S 58a, Ü 50b). ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Metin Hakverdioğlu, "Mihrî Hâtun'un Necâtî Bey'in Şiirlerine Nazîreleri", Turkish Studies 4/2 (Kış 2009), s. 522-551 (giriş s. 523-524; karşılaştırma: Necâtî CCCXXXI / Mihrî C, yazarın kendi edisyonundaki numarayla, s. 537-538), doi:10.7827/TurkishStudies.638.
- Sıtkı Nazik, "Benzer Redifli Şiirleri Bağlamında Mihrî Hatun ve Tâcî-zâde Cafer Çelebi'nin Karşılaştırılması", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya 2017, s. 133-148 (özellikle s. 138).
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010 (günah, âh, zulmet ve karanlık maddeleri). openaccess.firat.edu.tr
- Enes İlhan, "Mihrî Hâtun mu Revânî mi? 'Ey Benüm Şiirüme Nazire Diyen' Kim?", Hikmet-Akademik Edebiyat Dergisi 10/20 (2024), s. 148-170.
Kitaplar
- Didem Havlioğlu (hzl.), Ġazeliyyât-ı Mihrî-i Ḥaḳîre, OTAP elektronik edisyonu, gazel 100 (türkoloji-iran sayfasında yayımlanan metin, 2007).
Çevrimiçi kaynaklar






